Dikkat Çeken Gelişme: Ali Babacan: Son 'fon dolandırıcılığı'yla beraber pisliğin dışarılara taştığı bir ortamda pisliğin üzerine örtmekle uğraşmasınlar
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup toplantısı öncesi Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin şu açıklamada bulundu: İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü en temel ilkelerden birisidir. İnsanların kendilerini ifade edemediği; basının özgürce resmi açıklama yapma, özgürce denetim fonksiyonunu yerine getiremediği ülkelerde bundan böyle demokrasiden bahsedilemez. Söz konusu gelişmeler ışığı
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup toplantısı öncesi Halk TV'ye kayyım atanmasına ilişkin şu açıklamada bulundu: İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü en temel ilkelerden birisidir. İnsanların kendilerini ifade edemediği; basının özgürce resmi açıklama yapma, özgürce denetim fonksiyonunu yerine getiremediği ülkelerde bundan böyle demokrasiden bahsedilemez. Söz konusu gelişmeler ışığında, hele hele şu son 'fon dolandırıcılığı' meselesiyle beraber pek çok sosyal medya hesabına yayın kısıtlaması, erişim engeli geldiğini görüyoruz. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. Yetkili çevrelerin aktardığına göre, (Related Nodes field) "Medyayı susturmakla hakikatin üstünü örtmek mümkün değil" Gazeteci arkadaşlarımız tek tek ya gözaltına alınıyor ya tutuklanıyor ya ev hapsi cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Televizyon kanallarına bakıyoruz, teker teker ya TMSF'ye geçiyor, ya kayyum atanıyor ya tamamen fişi çekiliyor. Basın özgürlüğünü kısıtlamakla, medyayı susturmakla hakikatin üstünü örtmek mümkün değildir. Gerçeklerin, hakikatlerin er veya geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Onun için benim buradan iktidara çağrım, bütün bu işleri yürüten, yöneten ülke yönetimi kurumlarına çağrım: Ülkeyi iyi yönetsinler. İyi işler yapsınlar. Ülkede adalet ve hukuku güçlendirsinler. Ekonomiyi güçlendirsinler. Her alanda ama her alanda çuvallayıp her alanda başarısız olup hele hele şu son 'fon dolandırıcılığıyla ' beraber bundan böyle tamamen pisliğin dışarılara taştığı bir ortamda pisliğin üzerine örtmekle uğraşmasınlar. Memleketi iyi yönetmeye yoğunlaşsınlar. "Gelin bu yanlıştan dönün ifade özgürlüğüne ve basın özgürlüğüne dönün" Basını susturmak demek yaptıkları yanlışların, yaptıkları hukuksuzluğun, adaletsizliğin üzerine örtmeye çalışmak demek. Dolayısıyla bu alınan karardan bir an evvelden dönülmesini diliyorum. Önümüzde bundan böyle seçim görünüyor. Seçim ufukta görünüyor. Bu seçime girerken eğer seçimde gerçekten adil hakkaniyetli bir kampanya istiyorlarsa bu seçim döneminde gerçekten adalet eşitlikten bahsetmek istiyorlarsa seçimi kazanma niyetleri olabilir. Helalinden kazanma niyetleri varsa evvelden hukukla, adaletle hareket etmeli lazım. Hukukun, adaletin çiğnenerek gerçekleştirilen bir seçim kampanyasında da elde edilen sonuçların milletin vicdanında, gönlünde, gönlünde hiçbir yeri olmaz. Bütün bunlar aslında seçime doğru giderken bütün bu çuvallamaların, bütün bu yanlışların üzerine kapatma çabası olarak görüyorum ve tekrar çağrım bu yanlışlardan vazgeçin. Gelin hukuka dönün, adalete dönün ve demokrasinin özü olan ifade özgürlüğüne ve basın özgürlüğüne dönün diyorum." “Bürokrasi içinden bu dolandırıcıları destekleyenlerle ilgili neler gerçekleştirildi” Babacan, Yeni Yol Grubu'nun TBMM'deki Grup Toplantısı'nda da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Manisa'da meydana gelen trafik kazasında ve Maltepe'deki bina çökmesinde hayatını kaybedenler için rahmet dileyerek konuşmasına başlayan Babacan, ateşin düştüğü yeri yaktığını dile getirdi. Babacan, "Ama bakıyoruz her yerde kural ihlalleri, her yerde ihmaller, her yerde usulsüzlükler, yolsuzluklar. Olan masum insanlar oluyor, olan kaybettiğimiz canlar oluyor" ifadelerini kullandı. Babacan, "Fon dolandırıcılığı iddiaları ayyuka çıkalı neredeyse bir ay oldu. Tam bir ay. Hala pek çok sorunun cevabını alabilmiş de değiliz. Bir emeklimizin aylık 10 bin lira kira geliri olduğunda banka kayıtlarından yakalayıp 'Sen bunun beyannamesini ver, daha akabinde da bana vergisini öde' diye resen harekete geçebilen ülke yönetimi kurumları, milyarlarca dolarlık bu dolandırıcılığı nasıl oldu da yakalayamadı, hala cevabını vermiş değiller. Denetim ve gözetimden sorumlu kurumların elini kimler tuttu, hala cevabını vermemiş değiller" dedi. Meclis'e gönderilen yasal düzenleme teklifinde büyük bir çelişki olduğunu dile getiren Babacan, teklifte bu skandalın merkezinde yer bölge bir organizasyon olmasına rağmen, SPK'ya tasfiye yöntemlerini, değerleme esaslarını, dağıtım sırasını, ara ödemeleri belirleme yetkisi verildiğini kaydetti. Bazı varlıkların borsa dışında satılmasına izin verme konusunda da SPK'nın yetkili kılındığına değinen Babacan, "SPK Başkanı aynı başkan, kurul aynı kurul. Defalarca söyledim. Gözetim ve denetimden sorumlu tüm kurumların yöneticilerini ve sorumluluk zincirindeki bütün insanları, tümünü, görevden almadan bu işi sağlıklı götürmeniz, yönetmeniz mümkün değil. Adil sonuçlar, hukuka uygun sonuçlar elde etmeniz de mümkün değil. Diyoruz ya, şer üçgeni diye. Bir menfaat şebekesi, iki bunların siyasi yönetimi elinde bulunduranlar içindeki destekçileri, üç yine bunların bürokrasi içindeki destekçileri. Şu ana kadar sadece menfaat şebekesinin mensuplarıyla ilgili ağırlıklı olarak operasyonlar gerçekleştirildi, gözaltılar, tutuklamalar. Üçgenin diğer iki ayağıyla ilgili, yani siyasi yönetimi elinde bulunduranlar içinden ve bürokrasi içinden bu dolandırıcıları destekleyenlerle ilgili neler gerçekleştirildi?" diye açıklamalarda bulundu. "Cumhurbaşkanı'nın bu işlerden haberi var mıydı, yok muydu?" Adalet Bakanı'nın, Hazine ve Maliye Bakanı'nın, AK Parti'de Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı'nın haberi olduğunu söyleyen Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu üç kişi de doğrudan Cumhurbaşkanı'na bağlı insanlar değil mi? Evet. Her hafta ya kabine toplantısında veya MYK toplantısında bu üç insan da Sayın Erdoğan'la beraber oturup kalkmıyor mu? 1 metre, 2 metre metre mesafede oturmuyorlar mı aynı masada? Evet. Ben buradan bu üç kişiye tekrar soruyorum. Bu işlerden bizim haberimiz vardı diyorsunuz. Peki Sayın Erdoğan'ın fonlarda bu kadar büyük bir dolandırıcılık olduğunu kendisine söylediniz mi, söylemediniz mi? Cumhurbaşkanı'nın bu işlerden haberi var mıydı, yok muydu? Bugüne kadar bunun cevabını da vermediler. "Şu listeyi bir açıklayın" Bu soru çok basit bir soru ve hala bugüne kadar cevap vermediler. Cevabı da basit. Ya 'Evet' diyeceksin ya 'Hayır' diyeceksin. 'Evet, Cumhurbaşkanı'na bu bilgiyi verdik, haberi vardı' diyeceksin veya 'Haberi yoktu' diyeceksin. Eğer sorunun cevabı 'Evet' ise, eğer Cumhurbaşkanı'nın haberi olduysa ve gereken yapılmadıysa, demek ki durum sanılandan çok daha vahim. Demek ki konuşulacak çok mesele var, masaya yatırılması gereken çok büyük bir durum var burada. Yok eğer sorunun cevabı 'Hayır' ise, eğer Cumhurbaşkanı'nın bu meselelerden haberi olmadıysa o zaman durum daha da vahim ya. Sermaye piyasalarında asrın dolandırıcılığı oluyor ama ülkenin başındaki insanın bu kadar büyük olaydan haberi olmuyor, haberdar edilmiyor. 'Evet' ise de, haberi varsa da vahim. Sorunun cevabı 'Hayır', haberi yoksa da vahim. Bu nasıl bir ülke yönetimi yönetimidir Allah aşkına ya? Nereden bakarsanız bakın, çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Vah benim güzel Türkiyem, vah. Bu güzel ve büyük ülkeye böyle bir yönetim yakışmıyor. Bu aziz millet, bu yorgun iktidarın yükünü çekmek zorunda değil bundan böyle. Yeter ya. 1 aydır herkes söylüyor değil mi? Şu listeyi bir açıklayın, 'Madem önünde' diyorlar, bir açıklayın. Kim kimmiş, herkes bir öğrensin. Bu arınmayı yapmadan bu kadar büyük bir yolsuzluğun dosyasını kapatamazsınız. Soruyorum. 100 tane açgözlü hırsızı ele vermemek için size 2023'te oy veren 28 milyon insanın hayallerini mi yıkacaksınız? 'Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak' diye çıktığınız bu yolda. Parmağından yüzüğünü, kolundan bileziğini, kulağından küpesini çıkarıp size verenlerin hayalindeki Türkiye bu muydu Sayın Erdoğan? Babacan, merkezi hükümette veya yerel yönetimlerde yetkili olan herkesten kendisini ve çevresinde olup bitenleri gözden geçirmesini istediğini belirterek, yolsuzluğun sadece devletin parasını çalmak veya rüşvet almak olmadığını dile getirdi. Bir kişinin devletin gücünü ve imkanlarını kendisine, partisine, yakınlarına veya belli bir gruba çıkar sağlamak amacıyla kullanmasının yolsuzluk ve haksız kazanç olduğunu kaydeden Babacan, imar planlarını, inşaat haklarını veya ülke yönetimi arazilerinin kullanım biçimini sadece belli kişi veya şirketlere kazanç sağlayacak şekilde değiştirmenin de yolsuzluk olduğunu dile getirdi. Babacan, ihaleleri gerçek rekabet ve yarışmadan kaçırmak için davet veya doğrudan temin yoluyla yapmanın, baştan birileri kazanacak şekilde hazırlamanın ve işi adrese teslim hale getirmenin yolsuzluk olduğunu dile getirdi. "Avrupa Birliği kamu ihale yasasını getirelim" İktidar ve muhalefete seslenen Babacan, "Merkezi yönetim olsun, belediye olsun, fark etmez. Siz bu ülkede yolsuzlukla mücadele konusunda samimi misiniz? Bu konuda bir samimiyet testi, bir sınav vermek istiyor musunuz? Yolsuzluklar baştan önlesin, yolsuzluğa bölge açılmasın, dolandırıcılar, yolsuzluk meydanında at koşturmasın, diyor musunuz? O halde hodri meydan. Gelin hep beraber şu anda tam 28 ülkede uygulanan Avrupa Birliği Kamu İhale Yasası'nı getirelim, TBMM'den geçirelim hep beraber. Bizden tam destek, söz. Bir ayda geçer, üç ayda da en geç uygulamaya başlanır. İmar rantları yasasını getirelim Meclis'e, bir ayda geçer, üç ayda uygulanmaya başlanır. Geçen hafta söyledim. Türkiye'nin altına imza attığı Yolsuzlukla Mücadele Anlaşması'nda 54 tane adımı atması gerekiyor. Bu adımlardan sadece 10'a atılmış, 44'ü duruyor. Eğer samimiyseniz, yapın bu işi, atın o 44 adımı daha. Öyle, 'Biz yolsuzluğa karşıyız. Yolsuzlukla mücadele edeceğiz' deyip kimseyi kandırmayın yani. Aldatmayın insanları" dedi. Türkiye'de pek çok sorunun büyümesinin temelinde basın özgürlüğünün olmamasının yattığına dikkati çeken Babacan, şöyle açıklamalarda bulundu: Basın biliyor, yazamıyor. İnsanlar biliyor, konuşamıyor. Basın özgürlüğü olsaydı, bu iddialar daha en başında gazetelerde manşet olsaydı, web sitelerinde haberler olsaydı, inanın, bu yangın daha küçükken mecburen söndürülürdü. Çünkü açığa çıkarıyorsunuz ya, alenileşiyor ya, o zaman vakit kaybetmeksizin önlenmesi mümkün oluyor. Bugün ne oluyor? Bu konuyu haberleştirenler hakkında soruşturmalar başlatılıyor. Gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Haklarında ev hapsi veriliyor. Basın ve yayın kuruluşlarına erişim engelleri getiriliyor. İşte bu sabah bir televizyon kanalına daha kayyum atanmış. Gazetecileri susturarak gerçeği ortadan kaldıramazsınız. Televizyonları, resmi açıklama sitelerini, medya hesaplarını kapatarak hakikati değiştiremezsiniz. Doğru hesaptan kaçmaz. Siz her şeyi tastamam, dosdoğru yaptığınızda medyadan, gazetecilerden korkmanıza gerek kalmaz. "Özgür basın hayat kurtarır" Özgür basın hayat kurtarır. Bir yerde birileri inşaat yaparken demirden çalmışsa, basın bunu resmi açıklama yapar, hayat kurtarır. Bir yerde birileri dolandırıcılıkla ceplerini dolduruyorsa, basın bunu resmi açıklama yapar, aileleri kurtarır. Bir yerde birileri yolsuzluğa batmışsa, çürümüşse, basın bunu resmi açıklama yapar, ülkeyi kurtarır. Gazetecilerin görevi soru sormaktır, araştırmaktır ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Bir köşe yazısını beğenmeyebilirsiniz. Bir gazetecinin görüşlerine katılmayabilirsiniz de. Ama bütün bunların karşılığı bir resmi açıklama sitesini tamamen erişime kapatmak değildir. Bir gazetecinin yıllardır kullandığı hesabını engellemek değildir. Bir televizyon kanalının kapatılması, başına kayyum atanması, TMSF'ye devredilip sözüm ona bağımsız gibi gösterilmesi değildir. Yargı eleştirileri susturmanın amacı haline getirilemez. Biz hukuk kuralları içerisinde görevini yapan, kamuoyunu bilgilendirmek için çalışan, gerçeklerin peşine düşen tüm gazetecilerin ve basın kuruluşlarının yanındayız. Bizim ihtiyacımız iktidarın hoşuna giden haberleri yapan bir basın değil. Ne olsa olsun gerçeğin peşinden gidebilen özgür bir basındır. Gerçeklerin konuşulabildiği, gazetecilerin korkmadan sorabildiği, vatandaşın doğru bilgiye ulaşılabildiği bir ülkede bununla birlikte demokrasi güçlenir. Böyle bir ülkede bununla birlikte adalete yol atar. Bu vesileyle bu süreçte soruşturma ve baskılara maruz kalan tüm gazetecilere geçmiş olsun dileklerimi tekrar iletiyorum. Erişimi engellenen, kapatılan tüm yayın kuruluşlarına da sesleniyorum. Doğru bir iş yaptığınızdan eminseniz, mücadeleden asla vazgeçmeyin. Mecra değişir, bu gün itibarıyla bir mecrayı kapatırlar, başka bir mecra doğar. Bugün bir hesabın önünü keserler, başka bir hesap alır yürür. Buradan da iktidara açıkça çağrıda bulunuyorum. Bu yanlışlardan bir an evvel dönün. Gazetecilerin ve medyanın üzerindeki baskılara son verin. Siz şu ülkeyi yönetme işinizi iyi yapın ya. Doğru işler yapın. Yanlışları yapıp da yanlışlar açığa çıkmasın diye basını susturmak bu ülkenin çıkışı değildir. "Bir kişi hem denetleyen hem de denetlenen göreve gelemez" Devlet Denetleme Kurulu'nun başındaki kişinin Borsa İstanbul'da Başkan Yardımcısı yapıldığını, Yönetim Kurulu'na sokulduğunu kaydeden Babacan, o kişinin kendi görev yaptığı kurumu nasıl denetleyeceği sorusunu yöneltti. Babacan, "Bir kişi hem denetleyen hem de denetlenen göreve gelemez, Böyle bir şey yok. Dünyanın hiçbir yerinde yok. Böyle ülke yönetimi yönetilmez" değerlendirmesini gerçekleştirdi. Babacan, Devlet Denetleme Kurulu'nun bu yapıyla rahat çalışamayacağını belirterek, şunları kaydetti: İş yargıya da intikal etmiş durumda ama yargının bu kadar baskı altında ve yönlendirmeyle çalıştığı bir ülkede bu sürecin sağlıklı işlemesi mümkün olmayacak. Onun için hep söylüyoruz. Eğer bu fon dolandırıcılığı açığa çıksın, gerçekten suçu olan hesap versin, kirli olan, temiz olan ayıklansın istiyorsanız, bunun şu andaki şartlardaki yolu TBMM'de bir araştırma komisyonu kurulmasıdır. Bundan kaçmayın. İliç ve ilgili bu Meclis'te araştırma komisyonu kurulmadı mı? Kahramanmaraş'taki okul hadisesi ve ilgili kurulmadı mı? Kartalkaya ve ilgili kurulmadı mı? Yenidoğan Çetesi ve ilgili kurulmadı mı? Bir sürü bunun örnekleri var. Peki, mesele fon dolandırıcılığı olduğu zaman bunu niye yapmıyorsunuz? Korkmayın. Meclis'ten korkmayın. Meclis'e hesap vermekten korkmayın. Doğruysanız, gelin, TBMM çatısı altında ne oldu, ne olmadı bütün açıklığıyla, şeffaflığıyla ortaya koyalım. "Lekelenmeme hakkı 86 milyonun hakkı" Babacan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın "lekelenmeme hakkına" ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, lekelenmeme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu dile getirdi. Babacan, hiç kimsenin suçu net bir şekilde ortaya çıkmadan onun peşinen suçlu olarak ilan edilemeyeceğini ve bu algıya sebep olacak hiçbir şey yapılamayacağını vurguladı. Babacan, şu ifadeleri kullandı: Ama anlaşılıyor ki şu anda bu hak yani lekelenmeme hakkı sadece yönetimi elinde bulunduranlar ve şürekası için geçerli. Geri kalan vatandaşlarımızın böyle bir hakkı yok. Eğer bu ülkede gerçekten lekelenmeme hakkı olsaydı, sabahın köründe bir evin kapısını çalıp bir kadının ev haliyle olan video görüntülerini basına sunmak diye bir şey olur muydu? O kadıncağızın lekelenmeme hakkı yok mu, arkadaş? Daha akabinde suçsuzluğu ortaya çıkıp beraat eden yüz binlerce insan ters kelepçeyle, kameralar önünde gözaltına alırken, hapse atılırken, milyonlarca insan hakkında terör örgütü üyeliği iddiasıyla soruşturma başlatılırken, bütün bunlar ifşa edilirken, insanlar yıllarca hapiste kalıp akabinde tamamen suçsuz olduğu halde bunun olduğu ortaya çıkmış beraat etmiş iken bütün bu insanların lekelenmeme hakkı yok muydu arkadaş ya? Lekelenmeme hakkı sadece size mi ait? Etrafınızdaki kişilere mi ait? Lekelenmeme hakkı 86 milyonun hakkı. "Her gün adaleti çiğneyip ekonomiyi düzeltemezsiniz" Türkiye'nin hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke yönetimi arasında 118'inci sırada olduğunu söyleyen Babacan, bu endeksin mahkemelerin gerçekten bağımsız olup olmadığını, herkesin yasal düzenleme karşısında eşit olup olmadığını, iktidarın hukuk kurallarına uyup uymadığına baktığını dile getirdi. Babacan, "Yoksa gücü ele geçiren her yerde at koşturuyor mu diye bakıyor? Vatandaş hakkını arayabiliyor mu diye bakıyor? Bütün bu araştırmanın sonucunda o endeksteki yer ortaya çıkıyor" dedi. Bugün karşı karşıya olunan sorunun odağında tam da bu konuların olduğunu işaret eden Babacan, "Sorun hukuk devletinin katledilmiş olmasıdır. Sorun sivil toplumun, özgür basının, ifade özgürlüğünün yok edilmiş olmasıdır. Sorun tarafsız ve bağımsız yargının neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış olmasıdır. Güçlü bir Türkiye'nin temeli bununla birlikte ve bununla birlikte hukukun üstünlüğüyle sağlanır. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Hukukun üstünlüğünün olmadığı yerde ekonomi düzelmez, kalıcı refah olmaz, toplumsal huzur ve demokrasi olmaz. Siz her gün hukuku ve adaleti çiğneyip bu ülkenin ekonomisini düzeltemezsiniz. Türkiye'yi hukukun üstün olduğu, yargının bağımsız olduğu, basının özgür olduğu bir ülke yönetimi haline getirmeden bu işleri çözemezsiniz" diye açıklamalarda bulundu. Babacan, ekonomi meselesinin bundan böyle ülkenin bir beka meselesi haline geldiğine dikkat çekerek, "Çünkü ekonominiz güçlü değilse, ülkenin güvenliği ve savunmasıyla ilgili gerekli adımları atamazsınız. Evet, savunma sanayimizle gurur duyuyoruz. Oradaki teknolojik ilerlemeyi gerçekten çok büyük bir takdirle karşılıyoruz. Daha da iyi olsun istiyoruz ama bu ekonomiyle bu kadar. Bir de ülkenin ekonomisinin güçlü olduğunu düşünün. Bizim o 2023'te hedeflediğimiz 2 trilyon dolarlık hedefe bu gün itibarıyla itibariyle 2,5 trilyonluk hedefe ulaşmış bir ekonomik büyüklükle nasıl bir savunma sanayisi oluşturabilirdiniz, nasıl bir teknolojiye ulaşabilirdiniz, bir de onu hayal edin. Bu ülkenin potansiyeli var. Bu ülkenin insan kaynağı var. Bu ülkenin birikimi var. Var, var. Ama siz adaleti, hukuku yok ederseniz, güveni yerle bir ederseniz ekonomi zayıf düşer. Ekonominin zayıf olduğu bir ülkede güvenlik ve savunma konusunda gerekenleri yapmanız mümkün olmaz" değerlendirmesini gerçekleştirdi. "Oldu-bittiye mi getirmeye çalışacaksınız" Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin de değerlendirmelerde buluna Babacan, "Son haftalarda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığı söylenen, henüz görmediğimiz, bir savunma anlaşmasının hangi ihtiyaca dayandığı, hangi tehdide karşı yapıldığıyla ilgili de bugüne kadar herhangi bir resmi açıklama duymadık. 'Anlaşma yaptık' diyorlar. Anlaşmanın metni hala ortada yok ya. Ben anlamadım bu işten. Ben Avrupa Birliği Bakanlığı yapmış, Dışişleri Bakanlığı yapmış bir kardeşiniz olarak ben bu işten bir şey anlamadım. Ne demek? 'Anlaşma yaptık'. Yaptıysan, göster anlaşmayı. Yok. Ya, en de sonunda sen bunu Meclis'e getirmeyecek misin? Neyi, kimden saklıyorsun? Gizlemeye çalıştığın ne? Acaba çok hızlı bir gece yarısı, oldu-bittiye mi getirmeye çalışacaksınız" dedi. ABD Başkanı Donald Trump'ın gazetecilere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ilgili açıklamasını hatırlatan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, şunları dile getirdi: Şimdi bir gün evvelden Trump'ın bu açıklamasından akabinde bundan böyle bu anlaşmaya hep beraber ciddi bir ihtiyatla bakmamız lazım. Çünkü bu dış politika ve dış güvenlik meselelerinde bazen sonucu kime yarıyor diye bakmak lazım. Başlangıcı, sebebi, hedefinden öte. Bunun sonucu kimin içine yarıyor? Bu anlaşmanın sonucu Amerika'nın, Trump'ın işine yarıyormuş, onu öğrendik. Ama Türkiye'nin ne işine yarayacak? İslam ülkelerinin ne işine yarayacak? Bu konuda henüz bir resmi açıklama yapılmış değil. Türkiye, İslam ülkeleri arasında bir tarafın karşısında, bir tarafın yanında mı yer alacak? Bir çatışmanın bir tarafı mı olacak? Türkiye'nin bir arabulucu rolü vardı, hatırlıyor musunuz? Yıllarca biz arabulucuyduk. Arabuluculuk hikayemiz vardı ya. Birleşmiş Milletler'in Dünya Arabuluculuk Merkezi bir ara İstanbul'da kurulsun diye biz uğraştık, gerçekten kritik bir işti o. Çünkü Türkiye hep barıştan yana oldu. 'Savaşlarda taraf olalım' değil, 'Savaşan tarafları barıştıralım'dan yana oldu Türkiye. Böylece itibar kazandık. Böylece dünyadaki konumunuz güçlendi, tırmandı. ANKA
DEVA PARTİSİ"Basın özgürlüğünü kısıtlamakla, medyayı susturmakla hakikatin üstünü örtmek mümkün değildir”Çarşamba, Ekim 14, 2026 - 12:45Main image:
Fotoğraf: ANKA
Siyasetjw id: flsIeuAwrelated nodes: Kekova'da dünyanın en eski batığına ait amforalar bulunduYENİ Parti Genel Başkanı Özel: Buna tenezzül eden iktidarın sonu gelmiştirDervişoğlu'ndan "Mekke anlaşması" yorumu: Türkiye neden yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokuluyor?Type: newsSEO Title: Ali Babacan: Son 'fon dolandırıcılığı'yla beraber pisliğin dışarılara taştığı bir ortamda pisliğin üzerine örtmekle uğraşmasınlarcopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap