Son Dakika: Başkan Erdoğan 12 Eylül'ün 46. yılında mesaj yayınladı! "Darbelere izin vermeyeceğiz"
Merak uyandıran gelişmede; Başkan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül Askerî Darbesi'nin 46'ncı yılı dolayısıyla sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Erdoğan paylaşımında şu ifadelere yer sundu: "12 Eylül Askerî Darbesi'nin 46'ncı yılında, o meşum günlerde mağdur edilen, eziyet gören, haksız yere idamla yargılanan vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları hâlen yüreğimizde
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Eylül Askerî Darbesi'nin 46'ncı yılı dolayısıyla sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.
Erdoğan paylaşımında şu ifadelere yer sundu:
"12 Eylül Askerî Darbesi'nin 46'ncı yılında, o meşum günlerde mağdur edilen, eziyet gören, haksız yere idamla yargılanan vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları hâlen yüreğimizde hissediyoruz.
Ülkemizin geleceğine kurulan bir tuzak olan 12 Eylül'ün insanımıza yaşattıklarını asla unutmayacağız.
İlgili kaynakların aktardığına göre, kalkınma yolculuklarımızın darbelerle sekteye uğratılmasına bir daha izin vermeyeceğiz." Demokrasinin unutulmayan kara lekesi: 12 Eylül darbesi (Foto: AA)
"Bayrak Harekatı" kod adıyla hazırlanan darbe planı, yaklaşık dört ay süren gizli çalışmaların ardından uygulamaya konuldu.
Planın ilk denemesi, 11 Temmuz 1980'de silahlı kuvvetler komutanlarına verilen harekat emriyle gerçekleştirildi bu gelişmeyle paralel olarak dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in güvenoyu alması üzerine bu teşebbüs ertelendi.
Elde edilen bilgilere göre, tarihler 12 Eylül'ü gösterdiğinde, Türk demokrasisine darbe vuracak plan, sabaha karşı uygulandı. 12 Eylül sabahı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in radyodan okuduğu bildiriyle Türkiye, karanlık bir döneme uyandı.
İlgili kaynakların aktardığına göre, genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan darbeci Milli Güvenlik Konseyi, tüm yetkileri gasp ederek antidemokratik faaliyetlerine başlangıç gerçekleştirdi.
Bilindiği üzere, darbeciler, siyasi ve sosyal yapıyı kökten değiştirmeyi hedefliyordu. Gündemin odağındaki bu gelişmede, yapılan açıklamaya göre, bu noktada öne çıkan bilgiye göre, sendikaların ve meslek kuruluşlarının faaliyetleri durduruldu. Anayasa yürürlükten kaldırıldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi.
Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten akabinde sivil toplum kuruluşlarını hedef bölge darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki dernekleri kapattı.
Siyasi partilerin faaliyetlerini durduran darbeciler, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne göndererek siyasi yasak getirdi.
"ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ?" Antidemokratik uygulamalarına her gün yenisini ekleyen darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarına da imza attı.
Darbe sonrası kurulan mahkemeler, yüzlerce kişiyi idamla yargıladı. Yetkili çevrelerin aktardığına göre, konuya ilişkin, gerçekleştirilen açıklamaya göre, takvimler 9 Ekim 1980'i gösterdiğinde sol görüşlü Necdet Adalı ve ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.
Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren'e de idam cezası paylaşıldı. Eren'in idam hükmü, Yargıtay tarafından 2 kez iptal edilmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edildi.
Kenan Evren'in Eren için söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" ifadesi, darbecilerin insan hakları ihlali konusunda sınır tanımadığının itirafı oldu.
Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi hakkında idam talep edildi.
Hukukun askıya alındığı o günlerde 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı ve 50 kişi hakkında idam kararı yerine getirildi.
Onlarca gazeteci hakkında binlerce yıla varan hapis cezası istendi, 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işinden edildi. 4 bine yakın öğretmen ve pek çok üniversite görevlisinin işine son paylaşıldı.
Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı 12 Eylül'de, yaklaşık 1000 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
DARBECİLERİN YARGILANMASI SÜRECİ 12 Eylül darbesi, sadece siyasi hayata müdahale etmekle kalmadı, toplumsal ve anayasal yapıyı da dönüştürdü. Darbeci generallerin belirlediği danışma meclisinin hazırladığı Anayasa, 1982'de "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik "evet" oyu aldı. Böylece darbe rejiminin kurumsallaşması sağlandı.
Evren ve diğer darbeciler, darbe Anayasası'na dahil ettikleri "geçici 15. madde" ve ömür boyu dokunulmazlık hakkı kazanarak olası bir yargılanmaya karşı güvenlik önlemi aldı.
Ancak Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde atılan adımlarla, bu dokunulmazlık perdesi 12 Eylül 2010'daki referandumla kaldırıldı.
Referandumdan bir gün akabinde Türkiye'nin dört bir tarafından darbeciler ve onların talimatlarını uygulayanlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Bunun üzerine o dönem hayatta olan Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma faaliyete başlangıç gerçekleştirdi.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilen iddianamede, iki darbeci "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ve teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek" ve suçlandı.
Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan darbeci generaller, video konferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu yönetimi elinde bulunduranlar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını iddia etti.
Yargılamanın devam ettiği dönemde Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.
Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da verdikleri muhtırayla "Anayasa ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs", 1980'deki darbeyle de "Anayasa'yı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu yasal düzenleme ve teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men" suçunu işledikleri gerekçesiyle "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı.
Mahkeme, takdiri indirimle bu cezayı "müebbet hapse" çevirdi, ayrıca 2 darbecinin rütbelerinin sökülmesine kararname paylaşıldı.
ÖLDÜKLERİ İÇİN DAVA DÜŞTÜ Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtaydayken Evren, 9 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında öldü.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine kararname sundu.
Dosyayı yeniden gören ilk dereceli yargı organı, karara uyarak düşme kararı sundu ve dosya tekrar ceza dairesine gönderildi.
Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu.
Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca kararname verilmesinin kanuna aykırı olduğu belirtildi.
Ceza dairesinin bozma kararına yine uyan yargı organı, Evren ve Şahinkaya hakkında "kamu davasının ortadan kaldırılmasına" kararname sundu.
Ayrıca Evren ve Şahinkaya'nın mal varlıklarına el konulması ve sanıkların rütbelerinin geri alınmasına "yer olmadığına" hükmedildi.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi de Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkındaki ölüm nedeniyle davanın düşmesi ve mal varlıklarına el konulması, Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) çıkarılarak rütbelerinin geri alınmasına yer olmadığına dair kararları onadı.
Yorumlar 0
Yorum Yap