Bakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha yoğun kullanmasını bekliyoruz
GÜNCEL SON DAKİKA MANŞET

Bakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha yoğun kullanmasını bekliyoruz

Kritik süreçte öne çıkan gelişmede; Bakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruzGündemBakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruzDışişleri Bakanı Fidan, "ABD'nin hem bölgesel hem de küresel barış ve istikrarı zedeleyen politikalarına son vermesi için İsrail üzerinde nüfuzun

L
Lumout Medya 21 Eylül 2026, 19:22
25 17 dk
Kritik süreçte öne çıkan gelişmede;

Bakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruzGündemBakan Fidan: ABD'nin İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruzDışişleri Bakanı Fidan, "ABD'nin hem bölgesel hem de küresel barış ve istikrarı zedeleyen politikalarına son vermesi için İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruz." dedi. Şerife Çetin, Enes Canlı21 Eylül 2026•Güncelleme: 21 Eylül 2026Fotoğraf: Mustafa Hatipoğlu / AANEW YORKDışişleri Bakanı Hakan Fidan, birbirine bağlı tehditlerin Türkiye ve ABD'nin ortak çabalarını sekteye uğratabileceğine dikkati çekerek, "ABD'nin, hem bölgesel hem de küresel barış ve istikrarı zedeleyen politikalarına son vermesi için İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruz." dedi.

Fidan, New York'ta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "100. Gelişmeye yakından bakıldığında, yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri" Paneli'nde açıklamalarda bulundu.

ABD-Türkiye diplomatik ilişkileri 100. yılına yaklaşırken, iki ülke yönetimi arasındaki ortaklığın bugüne kadar neler başardığını ve gelecekte neler başarabileceğini değerlendirme fırsatı doğduğunu belirten Fidan, “İlişkimiz, zaman içinde sınanmış ve kalıcı değerini ortaya koymuştur. İlgili kaynaklardan edinilen bilgilere göre, coğrafi olarak birbirinden uzak iki ülke yönetimi, sınırlarımızın çok ötesinde etkisi olan ortaklar ve müttefikler haline gelmiştir. İlişkimiz; ihtilaflara, krizlere ve uluslararası sistemdeki dramatik değişimlere rağmen varlığını sürdürmüştür.” mesajını sundu.

Bu bağlamda, fidan, her iki ülkenin de ortaklığın kritik değerinin farkında olduğu için zorlukların üstesinden gelebildiğine işaret etti.

Değerlendirmelere göre, bu gün itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinin güçlü ve yenilenmiş bir ivme yakaladığının altını çizen Fidan, “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan ve (ABD) Başkanı Donald Trump arasındaki istisnai ilişki, mevcut atılımda merkezi bir rol oynamaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

Dışişleri Bakanı Fidan, bu ivmenin yalnızca iki ülke yönetimi için değil bölge barış ve istikrarının korunması için somut kazanımlara dönüştürme ve işbirliğini kurumsallaştırmanın da gerekli olduğunu aktardı.

Fidan, “Diplomatik ilişkilerimizin 2'nci yüzyılına girerken, işbirliğimizin tam potansiyelini hayata geçirmeye ve önünde engel teşkil eden meseleleri çözmeye kararlıyız. Bunun için bulunduğumuz noktayı değerlendirmemiz ve birlikte neler başarabileceğimize ilişkin net hedefler belirlememiz gerekiyor.” diye açıklamalarda bulundu.

Uluslararası sistemin en derin dönüşümlerinden birini geçirdiğine işaret eden Fidan, dünya genelinde güç dengesinin değiştiğini, ekonomik rekabetin yoğunlaştığını ve teknolojinin bilinen dünyayı yeniden şekillendirdiğini kaydetti.

Fidan, küresel güvenlik ve yönetişim kurumlarının bu gelişmelere yanıt vermekte zorlandığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Belirtmek gerekir ki, “Çözülmemiş çatışmalar, enerji fiyatları, göç, ticaret, terörizm ve gıda güvenliği yoluyla diğer bölgeleri etkiliyor. Bu zorluklarla mücadele etmek, etkin ortaklık ve ortak sorumluluk gerektiriyor. Türkiye ve ABD, tüm bu krizlere birlikte yanıt verebilmek için deneyime, kapasiteye, diplomatik erişime ve en önemlisi siyasi iradeye sahip.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2025’te Washington'a ve Başkan Trump'ın içinde bulunduğumuz yıl temmuzda Ankara'ya gerçekleştirdiği ziyaretin, ikili ilişkileri her alanda ilerletme konusundaki ortak kararlılığı ortaya koyduğunu vurgulayan Fidan, “Bu, uzun süredir devam eden meselelerde ilerleme kaydetmemize yardımcı oluyor.” dedi.

Konu hakkında gerçekleştirilen değerlendirmelerde, fidan, iki ülkenin ekonomik ortaklığını büyütmek için kritik bir alanı bulunduğunu belirterek, “Ekonomik ilişkimiz, hem ticaret hem de yatırımlar bakımından istikrarlı şekilde genişliyor ve ikili ticaret hacmi yaklaşık 40 milyar dolara ulaştı. 2025 yılında ABD, Türkiye'nin 3. büyük ihracat pazarı ve 4. büyük ithalat kaynağı oldu. Dengeli ticaretimiz, genişleme için sağlam bir temel oluşturuyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 100 milyar dolarlık bir hedef belirlediğini anımsatan Fidan, “Hedefimiz; yüksek katma değerli üretimi ve ekonomik güvenliği ilerleten daha geniş kapsamlı bir ekonomik ortaklıktır. Bu hedefe ulaşmak için özellikle ilave tarifeler olmak üzere engelleri kaldırmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye-ABD ilişkilerinin uzun süredir güçlü bir diğer ayağının savunma işbirliği olduğunu belirterek, “Devam eden sorunları çözmeli ve işbirliğini sınırlayan kısıtlamaları kaldırmalıyız. Bu kısıtlamaların, iki müttefik arasında yeri olmamalıdır. Cumhurbaşkanlarımız, ortak anlayışlarını somut sonuçlara dönüştürme konusunda güçlü bir siyasi irade ortaya koymuştur.” diye açıklamalarda bulundu.

Kısıtlamaların kaldırılmasının şirketlerin dünyanın farklı bölgelerinde ortaklıklarını daha da geliştirmesine yardımcı olacağına işaret eden Fidan, enerjinin de yakın işbirliğinin somut ve kritik kazanımlar sağlayabileceği diğer bir bölge olduğuna dikkati çekti.

Dışişleri Bakanı Fidan, ABD’nin bundan böyle Türkiye’nin önde gelen enerji tedarikçisi konumunda olduğunu belirterek, uzun vadeli anlaşmaların bu ilişkiyi güçlendirdiğini kaydetti.

Bu bağlamda, fidan, “Bu sağlam ikili zemin ve ortak stratejik vizyon, aynı zamanda bölgesel barış ve güvenlik üretmemiz için bize daha güçlü bir temel sağlıyor. Orta Doğu'dan Kafkasya'ya ve Balkanlar'a kadar bölgesel ve küresel meselelerde zaten işbirliği yapıyoruz. Orta Doğu'da ortak çıkarımız, bölgemizde güvenlik ve refah sağlayabilecek kapasiteye sahip egemen ve istikrarlı devletlerin bulunmasında yatıyor.” diye açıklamalarda bulundu.

Bunun Suriye ve Irak'tan başladığına işaret eden Fidan, şöyle sürdü: "Ulusal kurumları güçlendirmeyi, böylece etkin şekilde yönetebilmelerini ve terör örgütlerinin faaliyet göstermesine herhangi bir imkan tanımamalarını hedefliyoruz. Terörizmden arındırılmış ve toprak bütünlüğü korunmuş bir Suriye, bölgesel güvenlik ve refah açısından kritik bir ilerleme olacaktır."

Fidan, daha fazla bölgesel güvenliğe yönelik ortak hedefleri ilerletirken, yerel çözümlerin hayata geçme şansının daha yüksek olduğunu akılda tutmak gerektiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı:

"Bu nedenle bölge ülkelerinin kendi coğrafyalarının güvenlik ve istikrarı konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle bölgesel sahiplenmeyi benimsememiz ve ilerletmemiz gerekiyor. Bu anlayışla Pakistan ve Suudi Arabistan ve birlikte Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı kurduk. Bu ittifak, bölgesel sahiplenme ve güvenlik işbirliği ve bölgesel barış ve güvenliği desteklemek için kurumsal bir temel sağlıyor. Başkan Trump'ın bu girişime verdiği desteği memnuniyetle karşılıyoruz."

Fidan, Orta Doğu'da güçlü bölgesel güvenliğin aynı zamanda askeri güvenlik ayağını ve Avrupa'nın güvenlik mimarisini de güçlendirdiğini belirterek, diğer taraftan birbirine bağlı tehditlerin ortak çabaları sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.

İran Savaşı, Yemen'deki çatışma ve İsrail'in bölge genelindeki istikrarsızlaştırıcı politikaları ve eylemlerini sıralayan Fidan, “Bu tehditler, birbirini güçlendiriyor ve diplomasinin önünü tıkıyor. Bunlarla mücadele etmek etkin bölgesel sorumluluk ve ABD ve yakın işbirliği gerektiriyor. Özellikle ABD'nin, hem bölgesel hem de küresel barış ve istikrarı zedeleyen politikalarına son vermesi için İsrail üzerinde nüfuzunu daha fazla kullanmasını bekliyoruz.” diye açıklamalarda bulundu.

Dışişleri Bakanı Fidan, Gazze’nin bölgede ve ötesinde güvenlik, işbirliği ve refah tesis etme konusundaki ortak kapasitenin merkezi bir sınaması olmaya devam ettiğini dile getirdi.

Gazze'deki soykırım ve Filistin'deki sivillere yönelik devam eden mezalimin küresel vicdanı derinden yaraladığını ve uluslararası sisteme duyulan güveni onarılamayacak şekilde sarstığını ifade eden Fidan, Filistin meselesine kalıcı bir çözüm yolu bulunmasının Orta Doğu ve ötesinin istikrarı açısından önemini koruduğunun altını çizdi.

Fidan, Türkiye’nin, Başkan Trump'ın Gazze krizini sona erdirmeye yönelik çabalarını desteklediğini, barış planında ortaya konulan taahhütlerin bundan böyle tam olarak uygulanması gerektiğini kaydetti.

Türkiye-ABD işbirliğinin barış ve istikrarı ilerletmenin komşu bölgelerde de birlikte hareket edebileceğine işaret eden Fidan, Kafkasya'da Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecini desteklediklerini, Karadeniz'de gerilim tırmanması risklerini azaltmayı, seyrüsefer güvenliğini sağlamayı ve Karadeniz'i bir mesele kaynağı değil, işbirliği kaynağı haline getirmeyi hedeflediklerini vurguladı.

Fidan, Ukrayna'da kalıcı barışa ulaşmak için diyaloğu ve diplomasiyi de desteklediklerini belirterek, bu amaçla hem Kiev hem de Moskova’yla iletişim kanallarının sürdüğünü aktardı.

Balkanlar'da ise Bosna-Hersek'teki ve Sırbistan ve Kosova arasındaki gerilimleri derinleşmeden ele alınması gerektiğine dikkati çeken Fidan, “Yakın koordinasyon ve önleyici diplomasi, bu bölgelerdeki kırılgan istikrarın korunmasına ve güçlendirilmesine yardımcı olabilir. Aynı ilkeyle hareket ediyoruz; meşru kurumları güçlendirmek, bölgesel sahiplenmeyi desteklemek ve güvenlik ve ekonomik fırsat arasında güçlü bir bağ kurmak.” dedi.

Uluslararası düzende yaşanan dönüşümün daha fazla bölgesel sahiplenmeyi gerektirdiğini yineleyen Fidan, küresel güçler ve kapasitesi bulunan bölgesel aktörler arasında etkin ortaklık kurulmasını da gerektirdiğini dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Fidan, “100. yıla yaklaşırken tarihimiz, birlikte neler başarabileceğimizi kanıtlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump arasındaki kimyanın güçlendirdiği bu güçlü ivmenin, farklı bölgelerde ve farklı meselelerde işbirliğimizi kurumsallaştırmamıza ve derinleştirmemize yardımcı olacağına kesinlikle inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Libya, Sudan veya Afrika genelindeki krizler gibi bazı zorlu alanlarda ABD-Türkiye işbirliğinin uzun süreli çatışmalarda gerçek bir fark yarattığını belirten Fidan, “ABD ve diplomatik ilişkilerimizin 2'nci yüzyılında hedefimiz; Türk-Amerikan ortaklığını küresel barış ve istikrarın daha büyük yararı için kullanmaktır.” dedi.

Fidan, New York'ta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen "100. Yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri" Paneli'nde, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kılıç Buğra Kanat ve salondan gelen soruları yanıtladı.

Türkiye’nin öncülük ettiği Mekke İttifakı üzerinden yürüttüğü “bölgesel sahiplenme” politikasına değinen Fidan, “ABD, kendisini yeni bir döneme doğru dönüştürüyor. Bizler bunu ABD’nin küresel politikasının ne olacağını hesap ederek yaptığımız bir şey değil. Bu, bizim uzunca süredir inandığımız bir süreçti.” ifadesini kullandı.

Fidan, dışarıdan aktörlerin “iyi, kötü ve başka sebeplerle” bölgeye müdahale ettiğini bu gelişmeyle paralel olarak aradan geçen sürenin ardından bölge ülkelerinin olgunlaştığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Bölge ülkeleri, Türkiye olarak bizim dile getirdiğimiz ‘hakimiyet, boyun eğme yok bilakis işbirliği var’ düsturunu öğrendiler. Bu, bölgesel siyasetimiz için temel unsur. Bizler, Mekke Anlaşması ve eş zamanlı olarak ‘bölgesel sahiplenme’ düsturuna bir başlangıç teklif ediyoruz. Çünkü bölgemizde uzunca bir süredir bölgesel ülkeler arasındaki güven eksikliğini görüyoruz.”

Bölgedeki savaşların, dış güçlerin buraya çekilmesinin, “hatta bazı ülkelerin başkalarının ajandasını yürütmek adına birbirleriyle savaşmasının” güvensizlikten kaynaklandığına dikkati çeken Fidan, “Şimdi burada ihtiyacımız olan sadece güvenlik için bir araya gelmek için değil, her birimizin güvenliği, toprak bütünlüğü ve egemenliği için bir bağlılık ortaya koymak. Bu, bizim bölgemizden uzunca bir süredir eksik olan bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, “Türkiye, uzunca bir süredir bu bölgede ülke yönetimi olarak var ama bölgemizdeki bazı ülkeler henüz genç. Modern çağda ulus devletlerin daha iyi işbirliği yaptığını anlamaları biraz zaman aldı. Avrupa ve diğer yerlerde benzerini gördük neden burada öğrenilen dersleri burada uygulamayalım.” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) üyesi, sınırları belirli ve başkalarının sınırlarıyla sorunu olmayan ve egemenliğe sahip ülkelerin “işbirliği” ve “bu işbirliğini kurumsallaştırmak” dışında seçeneği olmadığına dikkati çeken Fidan, bölgede evvelden ekonomik işbirliğinin bunun güvenlikle devam edeceği yönünde bir inanç olduğunu bu gelişmeyle paralel olarak güven eksikliğinde bunun zorlaştığını vurguladı.

Fidan, “Her şeyden evvelden birbirimizin güvenlik, egemenlik ve toprak bütünlüğüne bağlılık ortaya koymalıyız. Bu tür konularda uyumluluk da kritik, ne tür bir bürokrasinizin olduğu da kritik. Bunu bölgemize iyi bir örnek olması için çalıştırmalıyız. Aksi takdirde karşılaştığımız her mesele bizi etkiliyor. Bu etkinin de küresel sonuçları oluyor.” diye açıklamalarda bulundu.

Mekke İttifakı’nın kurulmasında neyin etkili olduğunun sorulması üzerine Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliği döneminde yakın geçmişten ders çıkarıldığını, yapılması gerekenlerin tespit edildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

“(Mekke İttifakı) Bunu son 5-6 yıldır düşünüyoruz bu gelişmeyle paralel olarak ülkeleri buna ikna etmek zaman aldı. Sanırım bu süreçte, bu ülkeler de ders çıkardı. Şimdi onlar da bölgesel işbirliği ve dayanışmanın önemini anladı. Bölgede bir sorunu gideriyoruz akabinde yenisi başlıyor. Bölge, birçok soruna gebe. Böylece bu yapısal sorunun derin bir analizini yapmamız gerekiyor…Ortaklarımız Suudi Arabistan, Pakistan ve bir yol haritamız var. Bu bölgesel yapının parçası olmak isteyen ülkeler var. Bizim fikrimiz, bunu kurumsallaştırdığımızda, başka ülkelere katılım için davet açık olacak.”

Fidan, Yemen’deki İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının Mekke Anlaşması’nın ilk sınavı olduğu, Anlaşma'nın nasıl sınav verdiği sorusu üzerine, salondaki ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’e işaret ederek, “Orduya ne zaman katıldığını” sordu.

Jeffrey, yaklaşık 50 yıl evvelden katıldığını belirtmesi üzerine Fidan, “NATO’nun 5. Maddesi’nin devreye alınmasına kaç kere tanık olduğunu” sordu. Salondan “sadece 1 kez” cevabı ulaştı.

Fidan, “Bu hiç adil değil. Kimse NATO'yu 'kağıttan kaplan' olmakla eleştirmiyor bu gelişmeyle paralel olarak konu, yeni kurulmuş bir savunma ittifakı olunca, 10 yıllık bir krizi, Yemen krizini örnek gösterip 'Bakın, bu işe yaramıyor' diyorlar. Daha yeni başladık.” ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı Fidan’ın yanıtı, salonda alkışla karşılandı.

Salondan gelen soruda, Türkiye’nin arabulucu rol oynadığı krizlerde, ABD’li muhataplarıyla ilişkileri sorulması üzerine Fidan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Danışmanı Jared Kushner ve iletişim içinde olduklarını, birlikte çalıştıklarını vurguladı.

Türkiye ve ABD’nin “Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze barış planı, Libya, Afrika Boynuzu ve Güney Kafkasya'daki gelişmeler gibi” çalışmaları, adımları eşgüdümlü hale getirmek adına sürekli birlikte çalıştıkları ve istişare ettikleri alanlar olarak tanımlayan Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı, Soğuk Savaş’ın geri dönmesi gibi sorunların çözümünün arabulucular için zor olduğunu dile getirdi.

Fidan, ABD’nin Körfez, Gazze, Rusya-Ukrayna savaşlarını bitirmeye yönelik girişimlerinin Türkiye’nin de çıkarına olduğunun altını çizdi. Türkiye ve ABD arasında F-35 programına geri dönülmesine ilişkin durum sorulması üzerine Fidan, şunları dile getirdi:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Beyaz Saray'a gerçekleştirdiği 2025 yılındaki ziyaret sırasında, iki liderin tutumu gayet netti; siyasi düzeyde, bu sorunun -yani CAATSA meselesinin- bir an evvelden ortadan kaldırılmasını istiyorlar. Ayrıca her iki taraf da savunma işbirliği platformumuzun önündeki bu engeli kaldırmak için gereken her şeyi yapma konusunda mutabık kaldı. O tarihten bu yana konu üzerinde çalışıyoruz ve atılması gereken bazı adımlar var; bu durum kamuoyunun da malumu. Yani çalışmalarımız sürüyor. İşin sevindirici yanı, siyasi iradenin mevcut olması ve herkesin yoğun bir çaba göstermesidir. Sadece süreç, beklediğimizden biraz daha uzun sürüyor.”

Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'na ilişkin soruya verdiği yanıtta, "Başından beri bizim pozisyonumuz, bu savaşı bir an evvelden sonlandırmak. Her şeyden evvelden çok uzun bir savaş, başından beri jeopolitik, retorik olsun tırmanışa çok açık bir savaş. Son birkaç yılda görüyoruz ki; çatışma tırmanıyor ve daha da tırmanacağı bir bölge var. Trump'ın bu savaşı durdurma yönünde bir tutum ortaya koymasını memnuniyetle karşılıyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna'nın işgal edildiğinde buna karşı koyması gerektiğini anladıklarını bu gelişmeyle paralel olarak bunun bundan böyle iki ülkenin savaşından çok daha büyük bir boyuta erdiğini belirten Fidan, taraflar arasındaki "yıpratma savaşının" şimdi "yıkım savaşına" dönüştüğünü, karşılıklı saldırılarda hedeflerde sınır kalmadığını, "altyapı, enerji, iletişim hatları, taşıma rotaları, sivil yapıların" hedef alındığını bu nedenden ötürü Karadeniz'de gemi taşımacılığının düştüğünü vurguladı.

Fidan, Türkiye olarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğünden yana olduklarını, bu savaşın yürütülmesi, barış çabalarındaysa NATO üyesi olmasına rağmen farklı düşünceler benimsediklerini kaydetti.

Bu haberde bir hata mı var? Her türlü talep, şikâyet ve görüş için okur temsilcimize ulaşabilirsiniz.

Bu haberi paylaş: Facebook Twitter WhatsApp
L
Bu Haberi Hazırlayan
Lumout Medya
Lumout Medya haber ekibi tarafından derlenen bu haber, editoryal standartlarımız çerçevesinde hazırlanmıştır.
21 Eylül 2026, 19:22 17 dk okuma 25 görüntülenme

Yorumlar 0

Yorum Yap

0 / 1000