‘Bizim kız’ Berlin’i nasıl fethetti
New York’ta göçmen bir ailenin çocuğu Zohran Mamdani... Londra’da Pakistan’dan İngiltere’ye göç eden otobüs şoförü bir baba ile terzi annenin oğlu Sadiq Khan... Şimdi de “Bizim kız”. Büyük metropollerin “göçmen” yöneticilerine Berlin’den yeni aday var: Elif Eralp. Seçim çalışmalarında göçmenlik vurgusu yaparak, “Benim gibi insanların bu ülkede aslında belediye başkanı olması beklenmez” diyen Eralp, beklenilmeyenin aksine tarih yazdı. Sol Parti, Eralp’in liderliğinde oylarını yüzde 25.7’ye çıkararak, en yüksek oyu aldı. Koalisyon görüşmeleri olumlu sonuçlanırsa, Almanya’nın ilk Türk kökenli kadın Eyalet Başbakanı olacak. Peki kim bu Eralp? Neden “Bizim kız?” Başarısının arkasındaki sır ne? 26 yıldır Berlin’de yaşayan, gazeteci Murat Tosun ile inceledik.
YazarlarBugünün YazılarıHürriyet.com.tr YazılarıTüm YazarlarHABERLER Yazarlar Fulya Soybaş Fulya Soybaşfsoybas@hurriyet.com.trYazarın Tüm Yazıları‘Bizim kız’ Berlin’i nasıl fethetti#Berlin Seçimleri#Elif Eralp#Sol PartiEylül 22, 2026 06:00FlipboardLinki KopyalaYazı TipiNew York’ta göçmen bir ailenin çocuğu Zohran Mamdani... Londra’da Pakistan’dan İngiltere’ye göç eden otobüs şoförü bir baba ile terzi annenin oğlu Sadiq Khan... Şimdi de “Bizim kız”. Büyük metropollerin “göçmen” yöneticilerine Berlin’den yeni aday var: Elif Eralp. Seçim çalışmalarında göçmenlik vurgusu yaparak, “Benim gibi insanların bu ülkede aslında belediye başkanı olması beklenmez” diyen Eralp, beklenilmeyenin aksine tarih yazdı. Sol Parti, Eralp’in liderliğinde oylarını yüzde 25.7’ye çıkararak, en yüksek oyu aldı. Koalisyon görüşmeleri olumlu sonuçlanırsa, Almanya’nın ilk Türk kökenli kadın Eyalet Başbakanı olacak. Peki kim bu Eralp? Neden “Bizim kız?” Başarısının arkasındaki sır ne? 26 yıldır Berlin’de yaşayan, gazeteci Murat Tosun ile inceledik.Haberin DevamıİNGİLTERE’YE NİYET ALMANYA’YA KISMET
45 yaşında. Hamburg Üniversitesi’nde hukuk okudu. 2010’dan itibaren 11 yıl, Sol Parti’nin Federal Meclis grubunda hukuk politikaları danışmanı olarak çalıştı. Aktif siyasete girişiyse nispeten yeni; 2021’den bugüne Berlin Eyalet Parlamentosu milletvekili. Evli ve iki oğul annesi. Eşinin işi ve adı ile çocuklarının adını kamuoyuyla paylaşmıyor. Ama bilinmesini istediği bir şey var. O da Berlin-Kreuzberg’de kirada yaşadığı...
Yapılan açıklamaya göre, hikâyesi ise Berlin’de değil, 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ardından Türkiye’de başlıyor. Babası Selçuk Eralp, doktor ve sendikacı. Annesi Hülya Eralp ise meslek öğretmeni. Her ikisi de sosyalist hareketin içinde. Hatta annesi, Türkiye’de kadın işçilerin örgütlenmesini yürüttüğü için kısa bir dönem cezaevinde yatıyor.
Zaten ardından 12 Eylül askeri darbesi geliyor. Tutuklamalar, baskılar... Kaçmaya kararname veriyorlar. Hülya Eralp o sırada 8 aylık hamile. Karnındaki çocuk Elif.
Türkiye’den trenle çıkıyorlar. Tedbir amacıyla karı-koca aynı kompartımanda bile seyahat etmiyorlar. Bulgaristan sınırında ise babasının sahte pasaportu fark ediliyor. Pasaport delinerek kullanılamaz hale getiriliyor. Ama polis aileyi geri göndermiyor. Asıl plansa Almanya değil, İngiltere.
Sosyal medyada da geniş yankı bulan gelişmede, o dönem Türk vatandaşlarının İngiltere’ye vizesiz gidebilmesinden yararlanarak siyasi iltica talebinde bulunmayı planlıyorlar. Fakat Dr. Eralp’in pasaportunun olmaması İngiltere planını suya düşürüyor. Düsseldorf’ta arkadaşları var. “O halde Almanya’ya gidelim” diyerek, Düsseldorf uçağına biniyorlar. Ancak uçak, Münih’te aktarma yapıyor. Alman polisi direkt uçağa geçip, yanlarına geldiği için de zorunlu olarak havaalanında iltica talep ediyorlar.
Kısa bir süre sonra, 1981’de Elif Eralp dünyaya geliyor. Fakat sorunlar bitmiyor. Ailenin iltica başvurusunun sonuçlanması iki yıldan fazla sürüyor. O dönem Münih’te üç kişi tek odalı, rutubetli bir evde yaşıyorlar. Hülya Eralp’in diploması Almanya’da tanınmıyor. Aile bütçesine katkı sağlamak için bir dönem evlere temizliğe de gidiyor. Yılmıyor. Yeniden eğitim alıyor. Sosyal pedagoji okuyor; kadınlara ve göçmenlere yönelik projelerde çalışıyor.
Baba Eralp’in de yabancı doktorların çalışma koşulları nedeniyle işi zor. Ama sürecin tamamlanmasıyla Dortmund’da bir hastane, pek çok Türkçe konuşan hastası olduğunu, bu nedenle Türkçe bilen bir doktora ihtiyaç duyduğunu belirterek, beyaz önlüğünü ona geri veriyor. O da sendika, mülteci, kadın haklarıyla ilgileniyor, protestolara destek veriyor.
Aile, Elif 10 yaşlarındayken, Hamburg’a taşınıyor. İlk aktivizmi ise oturdukları evin garajında iki kız arkadaşıyla bir “çevre kulübü” kurmak oluyor.
Gazeteci Murat Tosun’a konuşan anne Hülya Eralp o günleri şöyle anlatıyor: “Aile içinde siyasi olaylar sürekli konuşulurdu, o da dinlerdi. Yeşiller Partisi’nin kurulmasından sonra, çevre hareketinin de güçlenmesiyle garajdaki küçük çevre kulübü gerçeğe dönüştü. Elif ve arkadaşları nükleer enerji karşıtı harekete ve eylemlere katıldı. Çevresinde gördüğü haksızlıklara çok erken yaşlardan itibaren tepki veren bir çocuktu.”
Tarih: 29 Mayıs 1993. Yer: Solingen. Neo-Nazilerin kundakladığı evde 3’ü çocuk 5 kişi yanarak can veriyor. Ailesi, 12 yaşındaki Elif’i de alarak ırkçılık karşıtı gösterilere katılıyor. Hülya Eralp, kızının kendisine “Türkiye’den geldiğimiz için bizi de mi öldürecekler?” diye sorduğunu dün gibi hatırlıyor. Eralp ise yaşadığı olayların adalet ve eşitlik duygusunu şekillendirdiğini dolayısıyla da avukat olmaya kararname verdiğini söylüyor.
Üniversite hayatı ise yalnızca derslerden ibaret değil. Garsonluk yapıyor, yemek/paket servis şirketinde telefonlara bakıyor. Aynı zamanda göçmen çocukların ilerlemesini destekleyen projelerde gönüllü olarak çalışıyor. 2007’de göç ve iltica hukuku alanında staj ve 2009’da baro sınavı sonrası hayatındaki çemberlerden biri daha; iltica ve göç hukukunu bilen bir hukukçu olarak, kapanıyor.
“Normalde Sol Parti’ye mesafeli duran sağ-muhafazakâr seçmen, Millî Görüş çevresi, hatta yıllardır oy hakkı olduğu halde sandığa gitmeyenler... Elif Eralp, Berlin’de çok farklı kesimleri aynı duyguda buluşturdu” yorumunu yapıyor Murat Tosun.
Katıldığı bir toplantıda Eralp’e “Elif abla”, “Elif kızım” diye seslenildiğini anlatıyor: “26 yıldır Berlin’de seçimleri takip ediyorum, Türkler arasında ilk kez böyle bir coşku gördüm. Bunun sırrı Elif’in seçim zamanı ortaya çıkan siyasetçilerden farklı olarak dernek dernek, kapı kapı dolaşması ve Türk-Kürt, sağcı-solcu, başörtülü-başı açık ayrımı yapmadan temas kurması bence. Sonuçta yıllardır sandığa gitmeyen Türkler sandığa gitti; Sol Parti’ye uzak duran muhafazakârlar bile oy verdi. Aslında oylar Sol Parti’ye değil, Elif’e gitti.”
Eralp, Türkçe, Almanca, İngilizce ve İspanyolca biliyor. Bir süre İstanbul’da da staj yapmış. İstanbul için kullandığı ifade: “İkinci vatanım.”
Yapılan açıklamaya göre, türkiye’nin siyaseti kadar gündelik hayatını da takip ediyor. O kişisel dünyada Türk dizilerinin de yeri var. “Çemberimde Gül Oya” bunlardan biri. Bir podcastte dizi ile kurduğu özel bağı anlatıyor.
Hatırlatayım: Çemberimde Gül Oya, 1970’lerden 12 Eylül darbesine uzanan dönemi işliyor. Bu noktada Eralp’in dizi ile neden duygusal bir bağ kurduğunu anlamak zor değil.
Öte yandan, eralp’ın seçim kampanyasında dikkat çeken küçük ama sembolik bir ayrıntı daha var. Boynundaki kolye. Ancak üzerinde “Elif” değil, “Mietendeckel” yazıyor. Türkçesi: “Kira tavanı.”
Çünkü Elif Eralp’ın kampanyasının ana meselelerinden biri fahiş kiralar ve konutların büyük şirketlerin elinde yoğunlaşması. Özellikle Deutsche Wohnen ve Vonovia gibi dev konut şirketlerinin sahip olduğu konut stoklarının kamulaştırılması/toplumsallaştırılması fikrini savunuyor.
Tagesspiegel röportajında kendisine: “Belediye başkanı olursanız da takmaya devam edecek misiniz?” diye soruluyor. Eralp’ın cevabı çok kısa: “Ja, klar!” — “Tabii ki!”
Yorumlar 0
Yorum Yap