BM kürsüsünden Gazze çıkışı: Bu insani bir mesele
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün New York’ta BM kürsüsünden dünyaya seslenirken Gazze’deki drama “Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir. Gazze çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır” sözleriyle dikkat çekti. HABERLERGündem HaberleriBM kürsüsünden Gazze çıkışı: Bu insani bir meseleGüncelleme Tarihi: Eylül 23, 2026 08:55 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün ABD’nin New York kentinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 81. oturumunda dünya liderlerine hitap ederken özetle şunları söyledi: “Filistin Devlet Başkanı Sayın A
HABERLERGündem HaberleriBM kürsüsünden Gazze çıkışı: Bu insani bir meseleGüncelleme Tarihi: Eylül 23, 2026 08:55
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün ABD’nin New York kentinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 81. oturumunda dünya liderlerine hitap ederken özetle şunları söyledi: “Filistin Devlet Başkanı Sayın Abbas üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Sayın Abbas bizzat bulunamasa da bizler tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacağız. Bugün bir kez daha Filistin Devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
Geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze’de son 3 yılda, çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze’deki hastanelerde, yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlası şu anda hizmet veremiyor.
Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, bu kürsüde içim parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze, bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir... Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Batı Şeria’da yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs’te Müslüman ve Hıristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Yüreğinde insanlık, merhamet olan insaf ve vicdan sahibi kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz. Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin’in vücut bulacağı güzel günleri göreceğiz.
Elde edilen bilgilere göre, bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim: Kimse kusura bakmasın, kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir, hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan, soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan; insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz. Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bu görevini icra edemez hale gelmiş; daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat, kan kaybetmeye devam etmektedir. Güvenlik Konseyi ‘Dünya 5’ten büyüktür ilkesine’ göre mutlaka reforme edilmelidir.”
- “Tayyip Erdoğan olarak, büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe, bu kürsüden mazlumların hakkını savunmaya, sesi olmaya devam edeceğim. Biz gerekirse sıkıntı çekeriz gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.”
- “Pakistan ve Suudi Arabistan’la kurduğumuz Savunma İttifakı ile aramızdaki dayanışmayı perçinliyor, sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz.
- Suriye’nin güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz. - Rusya-Ukrayna savaşının Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. - Karadeniz’de ticari gemilere yönelik son saldırıların kim tarafından yapılırsa yapılsın kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.
- Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inanıyoruz.” - “Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya davet ediyorum. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.”
- “Türkiye gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle, çatışmaların ortasında adeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güçlü, daha güvenli olması açık söylüyorum mümkün değildir. Ülkemiz, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak, kıtanın refah ve güvenliğinin temininde kritik roller üstlenmektedir. Biz Avrupa Birliği’yle geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu Birlik’ten de bekliyoruz. Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur.”
Belirtmek gerekir ki, - ERDOĞAN BM konuşmasında “Bazı temel prensipleri burada paylaşmak istiyorum” dedi: 1- Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz.
Belirtmek gerekir ki, 2- İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Bu ilkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi konularda netice aldık.
3- Üçüncü olarak, işbirliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin temeline koyan bir anlayışı yeniden tesis etmeliyiz.
4- Dördüncü olarak, dünya genelinde derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten bir paradigma inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz.
5- Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak teknolojiye sahip olanlar ile olmayanlar arasında yeni duvarların örülmesine izin vermemeliyiz.”
KKTC’NİN STATÜSÜNÜ TANIMAYAN HİÇBİR ÖNERİ NETİCE VERMEZ BİRLEŞMİŞ Milletler kürsüsünden önemli mesajlar veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra ikili temaslarda bulundu. Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüştü. Erdoğan, görev süresinin sonuna yaklaşan Guterres ile küresel barış ve güvenliği ilgilendiren pek çok konuda yakın çalıştıklarını söyledi. Erdoğan, İsrail’in Gazze’de barış istemediğinin bir kez daha ortaya çıktığını, Batı Şeria’daki yerleşimci terörü ile Kudüs’teki kutsal mekanlara yapılan saldırıların durumu daha da kötüleştirdiğini, iki devletli çözüm zemininin korunması gerektiğini belirtti. Erdoğan, İran ve Ukrayna’da tansiyonun düşürülmesi gerektiğini, Türkiye olarak diplomatik sürece bağlı kalınması için gayret gösterdiklerini, Hürmüz konusunda bölge içinden doğacak bir sürecin fayda sağlayabileceğini ifade etti. Erdoğan, görüşmede Ada’da Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan hiçbir önerinin netice vermeyeceğini söyledi.
Erdoğan, ardından İngiltere Başbakanı Andy Burnham ile kabulde iki ülke ilişkilerinin her alanda güçlendiğini, savunma sanayii ve ticaret başta olmak üzere birçok başlıkta atılacak adımlarla işbirliğini daha ileriye taşıyacaklarına inandığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae’yi kabulünde ise enerji, altyapı ve savunma sanayii alanlarında işbirliğinin önemini belirtti. Erdoğan, Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani, Senegal Devlet Başkanı Bassirou Diomaye Faye, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ve Bangladeş Başbakanı Tarık Rahman ile de ayrı ayrı görüştü.
Sosyal medyada da geniş yankı bulan gelişmede, - Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, BM’deki reform ihtiyacına dikkat çekerken “Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır” dedi.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, Bloomberg için ‘BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır’ başlıklı makale kaleme aldı. Erdoğan, son yıllarda dünyanın tanık olduğu salgınlar, enerji krizleri, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve bölgesel çatışmalar gibi trajedilerin, dünyanın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünü birkaç başkentin iradesine bırakmanın bugünün gerçekleriyle bağdaşmadığını gösterdiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) hâlâ İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısını yansıttığını vurgulayan Erdoğan, daha etkin, adil ve hesap verebilir bir temsil anlayışının zorunluluk arz ettiğini, bunun yolunun da temsili genişletmenin yanında, liderlik sorumluluğunu adil biçimde paylaşmaktan geçtiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ile bölgesel meselelerin çözümüne dahil etmek mecburiyetinde olduklarını belirterek, şunları kaydetti:
“’Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, kararname alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez.
Takip eden süreçte, genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır. Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki denge de yeniden kurulmalı. Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız. Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı.
Savaşlar, iklim krizi, düzensiz göç ve ekonomik kırılganlıklar, devletlerin güçlü kurumlara, dayanıklı ekonomilere ve caydırıcı savunma yeteneklerine sahip olmalarının önemini bir kez daha ortaya koydu. Ticaret, lojistik, ulaştırma ile enerji koridorlarının güvenlik ve sürdürülebilirliği daha belirleyici hale geldi. Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkanları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Küreselleşmenin refahı yayacağı yönündeki beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken teknoloji ve ekonomik bağımlılıklar yeni rekabet alanlarına dönüştü. Bu değişen koşullarda küresel adaletin temini için mesuliyetler hakkaniyetle paylaşılmalı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve ihtiyaç duydukları finansmana erişimi güvence altına alınmalıdır.”
Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. ‘Daha adil bir dünya’ için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan'ın eşi, Birleşmiş Milletler (BM) Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan, BM 81. Genel Kurulu marjında düzenlenen ‘Görünmeyen Mimari: Çocuklar için Güvenli Dijital Sistemler İnşa Etmek-Uluslararası Standartların ve Ortak Sorumluluğun Geliştirilmesi’ başlıklı etkinliğe katıldı.
BM Genel Merkezi'nde düzenlenen etkinliğe Türkevi'nden yürüyerek geçen Emine Erdoğan, davete icabet ederek programa katılan lider eşlerini kapıda tek tek karşılayarak sohbet etti. Emine Erdoğan, bu buluşmayı gerçekleştiren Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ve davetine icabet ederek toplantıyı onurlandıran konuklara teşekkür etti. Emine Erdoğan dijitalleşmenin etkilerine dikkat çekerken özetle şunları söyledi: “Fakat karşımızdaki devasa algoritma mimarisiyle daha fazla dijital okuryazarlık ya da ebeveyn kontrolü gibi tedbirlerle mücadele edilemeyeceğinin farkındayız. Ekran süresini sınırlamayı, basit bir irade meselesine indirgeyemeyiz. Çocuğun güvenliğini sağlama sorumluluğu, yalnızca ebeveynlerin değil hepimizindir. Sağlıklı bir dijital ekosistem kurmalı ve güvenliğin, dijital sistemlere sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın çıkış noktası olmasını sağlamalıyız. Teknoloji, insanlığın değerlerine yabancı, tanımsız, sınırsız, filtresiz ve görünmez tuzaklarla dolu bir alan haline gelmemelidir. İnsanlığın büyük hikayesinde açılmış yeni ve temiz bir sayfa olmalıdır. Türkiye olarak biz de bu önlemleri erkenden hayata geçirmiş bir ülkeyiz. Ancak şu bir gerçek ki küresel çapta faaliyet gösteren teknoloji şirketlerine karşı her ülkenin müstakilen düzenlemeler getirmesi, standartlaşmanın önüne geçiyor. Dolayısıyla ortak gayretlerimizi birleştirmeliyiz. Bu noktada, farklılaşan ulusal uygulamalardan ziyade ortak küresel standartlar geliştirmeliyiz. Bu standartları Birleşmiş Milletler çatısı altında birlikte oluşturmalıyız.”
Yorumlar 0
Yorum Yap