Din, güncel jeopolitik rekabetin araçlarından biri hâline ulaştı
Son dakika bilgilerine göre; uluslararası ilişkilerde güç mücadelesi denildiğinde akla genel itibarıyla askeri kapasite, ekonomik kaynaklar, teknoloji ve ittifaklar kazanç. Oysa günümüzün jeopolitik rekabetinde giderek ağırlık kazanan başka bir unsur var: Din. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, devletler dinî kimlikleri, kurumları ve inanç ağlarını dış politikalarının parçası olarak kullanıyor.
Son dakika bilgilerine göre; uluslararası ilişkilerde güç mücadelesi denildiğinde akla genel itibarıyla askeri kapasite, ekonomik kaynaklar, teknoloji ve ittifaklar kazanç. Oysa günümüzün jeopolitik rekabetinde giderek ağırlık kazanan başka bir unsur var: Din. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, devletler dinî kimlikleri, kurumları ve inanç ağlarını dış politikalarının parçası olarak kullanıyor. Bu faaliyetler de klasik dinî diplomasinin sınırlarını aşarak nüfuz mücadelesinin, kimi zaman da resmi açıklama harbinin aracına dönüşüyor. Söz konusu gelişmeler ışığında, atlantic Council'de yayımlanan ve Peter Mandaville'in kaleme aldığı Religion as Statecraft başlıklı rapor bu dönüşümü kapsamlı biçimde ele alıyor. Georgetown Üniversitesi Berkley Merkezi'nin sekiz yıllık araştırma projesine dayanan çalışma, 40'tan fazla ülkeyi inceliyor. Temel iddiası açık: Din, uluslararası ilişkilerde tali bir değişken olmaktan çıkıp devletlerin ittifaklarını, nüfuz alanlarını ve meşruiyet arayışlarını belirleyen stratejik bir unsura dönüşüyor. Din, bir yumuşak güç Joseph Nye'ın yumuşak güç kavramı, bir devletin başkalarını baskıyla değil çekicilik ve ikna yoluyla etkileyebilmesini ifade eder. Mandaville bu yaklaşımı dinî alana taşıyor. Suudi Arabistan'ın dünya çapında cami ve medreselere yaptığı yatırımlar, Rusya'nın Ortodoks Kilisesi üzerinden geleneksel değerler söylemini yayması, Çin'in Kuşak ve Yol güzergâhında Budist mirasını diplomatik araca dönüştürmesi bunun farklı örnekleri. Türkiye de bu rekabetin kritik aktörlerinden biri. Rapor, Diyanet İşleri Başkanlığının 140'tan fazla ülkede faaliyet gösteren uluslararası bir aktöre dönüştüğüne dikkat çekiyor. Balkanlar'dan Sahra Altı Afrika'ya uzanan cami, eğitim ve hizmet ağları Ankara'nın bu alandaki kurumsal altyapısını oluşturuyor. Burada gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı var. Dinî diplomasi dışarıdaki nüfuz arayışından ibaret değil, içeride meşruiyet üretmenin de aracı. Mandaville'in Suudi Arabistan, Fas, Türkiye, Rusya ve Hindistan örneklerinden çıkardığı sonuç bu. Türkiye örneğinde Diyanetin yurt dışı faaliyetleri diaspora ilişkilerine ve iktidarın kendi tabanına verdiği mesajlara da hizmet ediyor. Ilımlı İslam bir marka mı? 11 Eylül sonrasında Batılı ülkeler, cihatçı söyleme karşı alternatif bir İslam anlayışını desteklemeyi güvenlik önceliği hâline getirdi. Ürdün, Fas ve Birleşik Arap Emirlikleri bu ihtiyacı fark ederek kendilerini ılımlı ve iş birliğine açık İslam’ın temsilcileri olarak konumlandırdı. Rapora göre ılımlı İslam, çoğu zaman üzerinde uzlaşılmış teolojik bir tanımdan çok siyasi bir markalama aracı. Sorun da burada başlıyor. Bazı yönetimler kendilerine karşı çıkan bağımsız din adamlarını ve sivil toplum kuruluşlarını aşırılıkçı olarak tanımlayabiliyor. Böylece terörle mücadele söylemi içerideki muhalefeti sınırlandırmaya yarıyor. Bir hükümetin ılımlı İslam söylemini benimsemesi, onun çoğulcu bir yönetim anlayışına sahip olduğunu göstermiyor. Yumuşak güçten keskin güce Raporun belki de en kritik teorik katkısı, dinî yumuşak güç ve keskin güç arasındaki ilişkiyi incelemesi. Yumuşak güç çekicilikle nüfuz oluşturmayı hedefler. Keskin güç ise hedef toplumdaki ayrışmaları kullanarak güveni zayıflatmayı ve kutuplaşmayı derinleştirmeyi amaçlar. Rusya'nın Balkanlar'daki faaliyetleri bunun belirgin örneği. Moskova, Ortodoks ağlar üzerinden bölgedeki tarihsel ve dinî hassasiyetleri nüfuz arayışının parçası hâline getiriyor. Sırp Ortodoks Kilisesi çevresindeki bazı ağların Rus anlatılarına verdiği destek, Karadağ, Bosna Hersek ve Kuzey Makedonya'daki gerilimlerle birlikte değerlendiriliyor. Ukrayna'da ise dinî rekabet doğrudan savaşla iç içe geçmiş durumda. Ukrayna Ortodoks Kilisesinin 2019'da bağımsızlık kazanması, Moskova'nın tek medeniyet iddiasına ciddi bir meydan okumaydı. 2022 işgalinin ardından Rus Ortodoks Kilisesinin savaşı Batı'ya karşı manevi bir mücadele olarak sunması, dinî otoritenin askeri hedeflerle nasıl bütünleşebildiğini gösterdi. Çin'in tutumu ise farklı bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Pekin Asya'da Budist mirasını diplomatik araç olarak kullanırken Sincan'da Uygur Müslümanların dinî yaşamına ağır baskı uyguluyor. Yurt dışında din teşvik edilirken ülke yönetimi içinde ülke yönetimi denetimi dışındaki dinî faaliyetler sınırlandırılıyor. Balkanlar ve nüfuzun sınırları Mandaville'in özellikle dikkat çektiği coğrafya Batı Balkanlar. Bölge Türkiye, Suudi Arabistan, İran, Rusya ve giderek Çin'in nüfuz arayışlarının kesiştiği bir bölge. Aynı topluluklar farklı dış aktörlerin etkisine eş zamanlı olarak açık. Bulgaristan'daki Müslümanların Türk ve Suudi ağlarıyla ilişkileri bunun somut örneği. Bu nedenle bir ülkenin dinî diplomasisini anlamak için rakiplerin faaliyetlerine ve yerel toplumun tepkisine de bakmak gerekiyor. Peki cami inşa etmek veya din adamı yetiştirmek kalıcı nüfuz sağlıyor mu? Rapor bu konuda temkinli. Endonezya'nın demokratik İslam modelini Ortadoğu'ya taşıma çabası sınırlı sonuç sundu. Daha çarpıcı örnek Suudi Arabistan. Riyad'ın uzun yıllar desteklediği ağların bir bölümü zamanla cihatçı örgütlere insan ve ideoloji kaynağı oldu. Sponsor devletin kurduğu ağlar üzerindeki denetimi sanıldığından zayıf. Yerel toplumlar dışarıdan gelen etkiyi olduğu gibi kabul etmiyor, kendi tecrübeleri doğrultusunda yeniden yorumluyor. Türkiye açısından çıkarımlar Rapordan Türkiye için çıkan en kritik sonuç, dinî diplomasinin dış politika analizinde bağımsız bir boyut olarak ele alınması gerektiği. Ancak bu kapasitenin gerçek etkisi cami, okul veya din görevlisi sayısıyla ölçülemez. Asıl soru, yerel toplumların bu faaliyetleri nasıl algıladığı ve sonuçların zaman içinde Türkiye'nin hedefleriyle ne ölçüde örtüştüğü. Bana göre raporun en değerli katkısı, dinî jeopolitiği güç mücadelesinin bütün boyutlarıyla ilişkilendirmesi. Soğuk Savaş'ta ideolojik rekabet, toplumların hangi siyasi ve ekonomik sistemi seçeceği üzerinden yürüyordu. Bugün buna medeniyet, kültür ve din üzerinden yürütülen nüfuz arayışları eklendi. Devletlerin gücünü ölçerken askeri ve ekonomik kaynaklara bakmak bundan böyle yetmiyor. Başka toplumların kimliklerini ve meşruiyet algılarını ne ölçüde etkileyebildikleri de en az onlar kadar belirleyici. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer bölge görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. dinjeopolitikDr. Osman Gazi KandemirDr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdıDr. Osman Gazi KandemirCumartesi, Kasım 7, 2026 - 10:45Main image:
Fotoğraf: Spenser Sembrat/Unsplash
TÜRKİYE'DEN SESLERType: newsSEO Title: Din, yeni jeopolitik rekabetin araçlarından biri hâline geldicopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap