Ekrem İmamoğlu, İBB Davası'nda savunmasını tamamladı: Devriniz bitmiştir
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 100. Habere ilişkin edinilen son bilgilere göre, günü Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde İmamoğlu’nun savunmasıyla sürdürdü. İmamoğlu, savunmasını dördüncü günde tamamladı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, i̇mamoğlu, savunmasına “Gönül isterdi ki, 600 gün akabinde savunma y
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 100. Habere ilişkin edinilen son bilgilere göre, günü Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde İmamoğlu’nun savunmasıyla sürdürdü. İmamoğlu, savunmasını dördüncü günde tamamladı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, i̇mamoğlu, savunmasına “Gönül isterdi ki, 600 gün akabinde savunma yapacağımız bir yargı düzeni bu ülkede olmasın. Ama ne yazık ki bu bize yaşatılıyor” sözleriyle başlangıç yaptı. İmamoğlu, savunmasının daha evvelden farklı biçimlerde hazırlandığını belirterek, şöyle açıklamalarda bulundu: Tabii benim savunmam ilk iki etapta çok daha genişti, farklı bir formdaydı. İlk başta talep ettiğim savunmayı başka bir formda hazırlamıştım. Oldukça genişti. Sonra ‘en son yapalım’ takdirinden akabinde yine de daha fazla, daha geniş bir hazırlığım olmuştu. Ve o hazırlık daha fazla bir zaman alacaktı aslında; olamadı. Sonra malumunuz bahsettiğim gibi bir kitaba dönüştürdüğüm bir özeti vardı o ikinci savunmamın. Epeyce bir özetiydi aslında. Bugün geldiğimiz noktada aslında bu birebir bunun dördüncü versiyonu gibi de bakabiliriz. Yani ikinci celsenin bitiminde yapmış olduğum bu savunmanın da aslında daha farklı bir formata dönüştüğünü, hem gelişen olayların hem yaşananların daha fazla etkilediği ve ne yazık ki Türkiye'de, yani üç ay öncesiyle bu gün itibarıyla arasında bile nasıl bir türbülansın yaşandığını, çok yönlü türbülansın yaşandığını ve bu türbülansın bütün oluşumlarının tamamının bizim burada duruş oluşumuzla ilişkili olduğunu, sizlere ve aziz milletimize sunma gayretinde olduğum bir savunma akışına dönüştü. İmamoğlu, savunmasının bu gün itibarıyla uzun olmayacağını belirterek, “Bir aslında bitişi tasarladığım bir şekliyle sizlere ve kıymetli halkımıza sunuşumu yapacağım. Ama akşamdan sabaha bu yargılamayı derinden etkileyen olaylarla karşı karşıya kalıyoruz” dedi. “Esenyurt'a atanan kayyum AK Parti siyaseti gerçekleştirdi” İmamoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'e yönelik operasyonun yıl dönümüne dikkati çekerek, şunları dile getirdi: Dün gece çalışmalarımı bitirdikten akabinde, düzeltilen televizyon yayını sisteminden dolayı, iki gün üzerine televizyona biraz bakabildim. Ve İstanbul'da bu operasyonların başladığı iki yıl evvelden, tam da bu günlere geliyor yıl dönümü. 30 Ekim'de, sevgili Ahmet Özer başkanımıza gerçekleştirilen operasyonla beraber el konan, vurgun gerçekleştirilen milli irade vurgunuyla birlikte Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonu aşan, belki fiili yaşayanlarının 1 milyon 200 bin, 300 bin civarında olduğunu bildiğimiz Esenyurt'a kayyum atandı. Ve bu kayyum atandıktan akabinde, aslında devletin bir mülki amiri olmasına rağmen, bu kayyum bayağı bildiğiniz AK Parti siyaseti gerçekleştirdi. Çok net yakın bir coğrafya, evimin, yaşamımın, hayatımın olduğu Beylikdüzü ve iç içe bir bölge olduğu için de her yaptığı işlem ve eylemden haberdar oldum. Hatta bu kişi kaymakamken bir anda vali yardımcısı yapılıyor operasyondan evvelden, akabinde o pozisyondan bu operasyon yapıldıktan akabinde ısmarlama kayyum olarak atanıyor. Yani düşünün ki Esenyurt'a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli. Önceden konumlandırılıyor İçişleri Bakanlığı tarafından, akabinde kayyum olarak atanıyor. Bu kadar, yani bu kadar tesadüfün iğne deliği meselesi. Bu milletin huzurunda, gözünün önünde yapılıyor bunlar. “Kasa evleri, gizli kasalar, kiralık kasalar” İmamoğlu, bir gün evvelden gece televizyon ekranlarında gördüğü görüntüler üzerinden iddianamede yer bölge “kasa evi” ve “gizli kasa” ifadelerini sert tepki gösterdi ve Esenyurt Belediyesi'ne yönelik operasyonda gözaltına alınan, kayyum Can Aksoy’un göreve getirdiği Yusuf Ulutaş’ın evinde yüklü miktarda döviz ve altının bulunduğunu hatırlattı. “Dün akşam görüntüleri gördüğümde, bir kasa. Bu kelimeleri hatırlayacaksınız bu iddianameden. Bir ‘kasa evi’ olduğunu gördük. ‘Gizli kasa’ların olduğu bir yeri gördük. Bu iddianamede, bu iftiraların atıldığı bu iftiranamede kasa evleri, kasa odaları, gizli kasalar, bankalardaki gizli kiralık kasalar gibi nice tarifleri gördük ve okuduk” diyen İmamoğlu, şunları kaydetti: Okumayı bırakın, yayladaki mini minnacık bir kasayı bile gizli kasa diye bu ülkenin bütün ahlak, bütün terbiye, iffet sınırlarını yerle bir eden TRT'nin ekranlarından izledik. Ve bu şekilde tariflenen ne varsa bu iftiranamede, hep diyorum ya, kişi kendinden bilir işi misali, bunu yazanlar ve yazdıranlar gizli kasa nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar kasa evleri nedir çok iyi biliyorlar. Bunu yazanlar ve yazdıranlar, bir değil 5-10 tane bankada kiralık gizli kasalar nedir çok iyi biliyorlar. Vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar. Bakın bunu iddia etmiyorum, iddiayı aştı bundan böyle, o benim damarlarıma yerleşti. Tekrar ediyorum, vallahi biliyorlar, billahi biliyorlar. “Yazanların ve yazdıranların muhtemelen tarlalarında gömü var. Muhtemelen kuyuların dibinde altın var. Muhtemelen bunlar benim burada öğrendiğim Hawala diye bir sistemi kullanıyorlar. Muhtemelen buradaki insanlar döviz bürolarıyla ortak çalışıyorlar” diyen İmamoğlu, şöyle sürdürdü: Muhtemelen bunu yazanlar ve yazdıranlar, yurt dışında İsviçre'de, Lüksemburg'da orada burada hesapları var. Muhtemelen bunu yazanların ve yazdıranların, o zihniyetin offshore'da hesapları var. Benim yok. Arkadaşlarımın yok. Ne gizli kasa var, ne para kuleleri var, ne başka bir şey var. Millete gerçekleştirilen zulüm var. Bu milletin cebinden çalınan paralar var. 570 milyar doları, 5 tane aksiyonla burada size yansıttım. İmamoğlu, görüntüleri yayımlanan evde bulunduğu belirtilen para, saat ve mücevherlere ilişkin de “Soruşturma böyle yürütülür biliyor musunuz? Delille olur, ispatla olur, tespitle olur” dedi. İmamoğlu, şöyle açıklamalarda bulundu: "Bir muhalif yerel yönetim başkanı olsaydı..." Şimdi bir hayal edin. Muhalif bir belediye başkanına, muhalif bir belediyenin, yani ben Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetim başkanı iken bana operasyon gerçekleştirildi. Bugün muhalif, adı Yeni Parti olsun veya X olsun. Muhalif bir belediyede bir belediye başkan yardımcısına yönelik bir operasyon yapılacak. Bir para evi bulunacak, bir para kasası bulunacak. 7 milyon dolar şu bu falan filan, neyse Allah bilir arkasında neler çıkacak ve bu 1,5 senede, bu 1,5 senede o kayyum oraya ne kadar AK Parti'de görev yapmış, ne kadar AK Parti'de bürokrat varsa, kadın kollarından, gençlik kollarından veya AK Partili bir belediyeden bir başkan yardımcısı vesaire vesaire dolduracak. Onlarla görev yapacak. Cumhuriyet Halk Partili veya Yeni Partili veya X muhalif partili birisi bu şekilde kendi partileri kurduğu kadronun içinden bir başkan yardımcısı bir evi parayla dolduracak, ziynet eşyasıyla dolduracak ve savcılık gidecek sadece başkan yardımcısını gözaltına alıp, 5-10 tane de ona işte iltisaklı iş adamı vesaireyi gözaltına alacak, akabinde da tutuklayacak. Böyle mi olurdu acaba? Yoksa oradaki belediye başkanını, meclis üyelerini… Çünkü niye? Yetmiyor, meclisi de düşürmesi lazım, meclis üyelerini aynen Esenyurt'ta yaptığı gibi. “Ahmet Özer niye görevine iade edilmiyor?” Görevden alınan ve daha akabinde tahliye edilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in görevini iade edilmesi gerektiğini savunan İmamoğlu, şöyle açıklamalarda bulundu: ‘Yolsuzluk’ dediler Esenyurt'ta, bir yıl, bir yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. O bir yıl yatarken meğerse Esenyurt'ta götürmüşler. Nasıl diyorum götürmüşler? Bak kimseyle ilgili böyle bir şey söylemedim. Ayan beyan ortada çünkü. Ayan beyan ortada. Peki hani operasyon? Hani kayyum nerede? Niye tutuklanmadı? Niye gözaltına alınmadı? Koca bu yargının içindeki bu insanların, bu hukuksuzluğu, bu ahlak dışı, hukuk cinayeti diye tarif edilecek bir eylemi gerçekleştirdi. Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer'den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor? “Bu bir siyasi davadır” İmamoğlu, İBB Davası'na ilişkin değerlendirmesini şöyle sürdürdü: Ne varsa yaşanmış olan, siyasidir. Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. Ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP'lisine, DEM'lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevisi’ne, Sünni’sine, Kürt’üne, Türk’üne, Laz’ına, Çerkes’ine ilan ediyorum: Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son iki yılda gerçekleştirilen her iş muhalif kesim aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her gerçekleştirilen operasyon siyasidir. Bu ülkeye ihanet operasyonlarıdır. “Mahkemenin üzerine siyasetin gölgesini düşürtmeyin” Çok kritik bir konuyu da sadece size anlatacağım. Çok çok kritik Sayın Başkan, lütfen haberdar olmadığınızı düşünüyor ve umut ediyorum. Üç gündür devamlı söyledim. Benden evvelden çıkan tutuklular da dile getirdi. Ne dedik? Bizimle ilgili kararı siz ve heyetiniz verin dedik Sayın Başkanım, sayın heyet. Bu mahkemeye siyasetin veya yargı mensubuyken siyasallaşmış karakterlerin gölgesini düşürtmeyin, dedik. Biz bunu başarmanızı arzu ettik, etmeye ve bu ümidi kendi adımıza değil, yüce Türk yargısı adına ve sizin şahıslarınız adına temenni ediyorum, diliyorum, arzuluyorum. Fakat belli ki birileri kararı size bırakmamaya yemin etmiş. Dün bunun çok acı ve vahim bir örneğini yaşadık Sayın Başkan. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) İmamoğlu,M elih Geçek’in yeniden tutuklandığını duyurdu: “yedinci tutuklama değil, ‘yedek tutuklama’” İmamoğlu, Melih Geçek'in bir gün evvelden tekrar tutuklandığını açıklayarak SEGBİS üzerinden ifadesinin alınmasına ilişkin ayrıntıları aktarımda bulundu. İmamoğlu, şöyle sürdürdü: Melih Geçek kim biliyor musunuz? Melih Geçek, ben gencecik yaştayken tanıdığım, böyle evi barkı olan, yuvası olan, genç yaşta evlenmiş, bakın bir şey söyleyeceğim, burada kimse alınmasın, hepinizin masumiyetine yürekten inanıyorum. Ama şurada en masum beş kişi kim deseniz, ben bir tanesi Melih Geçek derim. Masumiyetine bütün hücreme kadar inanıyorum bak, bu kadar eminim, bu kadar eminim. Melih Geçek, bir gün evvelden duruşma sabahı, sabah öncesi savcılık makamı, başsavcı vekili, bütün kötü eylemlere imza atanlardan birisi, ismini verecektim ama şimdi vermiyorum, o kirli ellere bir fırsat vermemek için vermeyeceğim ismini, apar topar, apar topar ifadeye çağırılıyor. Melih Geçek'i ifadeye alıyor SEGBİS'le. Ve Melih Geçek'e SEGBİS'te İSBAK'ta bir firmayı soruyor. O firmada Melih Geçek daha öncesi sigortalı çalışmış. 2009 öncesi. ‘Bu diyor burada yüzlerce ihale almış’ diyor. O da diyor ki: ‘Yok’ diyor, ‘Benim bildiğim 2 veya 3 tane ihale almıştır’ diyor. İmamoğlu, Geçek'in ifadesi sırasında başka bir kişinin araştırılmasını önerdiğini, bununla birlikte bunun kayda geçirilmediğini söyleyerek şöyle sürdürdü: İfadesini alıyor, anlatıyor Melih, gayet samimi, içten bir şekilde ifadesini veriyor. Diyor ki: ‘Melih kardeş’ diyor, ‘Sen’… Kardeşi ben ekledim. ‘Sen bir 15 gün daha düşün. Bir hazırlık yap, bir hafızanı tazele. Ben seni bir daha ifadeye çağıracağım.’ Diyor ki o da masumiyetiyle, ‘Ben duruşmaya katılabilirim değil mi?’ diyor. ‘Tabii, tabii, katıl’ diyor. ‘Sen bir 15 gün bir çalış’ diyor, ‘Ben seni hatta diyor, hafta sonu aldırırım’ diyor, ‘Hafta içi de değil, hafta sonu aldırırım, sen gene duruşmalarına katılırsın’ diyor. İmamoğlu, Geçek'in daha akabinde cezaevine döndüğünü ve yeniden SEGBİS'le ifadesinin alındığını belirterek, şunları dile getirdi: “Planlı, tasarlanmış, Melih’in cezaevine dönüşü bekleniyor” Beni tek başıma götürüyorlar. Arkadaşlarım daha akabinde geliyor. Geldiklerinde o olaya şahit olan bir arkadaşım, avukat görüşmemde seslenerek diyor ki: ‘Melih'i tekrar SEGBİS'e aldılar.’ Bakın, bizim cezaevine dönüşümüzü bekliyorlar, Sayın Başkan. Planlı, tasarlanmış, yargı organı kurulmuş, Melih'in cezaevine dönüşü bekleniyor, Sayın Başkan, sayın heyet. Sabah alınan ifadede Melih'le ilgili havale yok, mahkemeye havale yok, hiçbir şey yok. Tek başına, tek başına Melih'i cezaevine girer girmez SEGBİS'e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih'e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, Sayın Başkan, Sayın Heyet? Yedek tutuklama! Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün akabinde bir daha ifade verecekti Melih. Omurgaları darmadağın olmuş, dans eder gibi burada ifade veren bir müptezelin, bana daire başkanlığı yapmış bir müptezelin bir ifadesi üzerine Erol Naim'in bir ifadesi üzerine, ‘Bu arkadaşımı bir gün evvelden sabah ifadesini alıyorsun, 15 gün akabinde seni çağıracağım’ diyorsun, akşama tutuklama veriyorsunuz. İmamoğlu, savunmasında yargı organı heyetine yönelik eleştirilerini de şöyle sürdürdü: Sayın Başkan, sayın heyet bulunduğunuz kürsüde ahtapotun kolları var. Görüyorsunuz veya göremiyorsunuz. Ahtapotun kolları var. Sandalyenizin etrafında, bilgisayarlarınızın içinde ahtapotun kolları var. Melih’i sabah tutuklamaya sevk etmemiş ki. Öyle olsa resmi evrakta yazar. Ama gün içinde hangi talimat gitmişse, hangi tuzak kurulmuşsa, hangi pusu kurulmuşsa Melih akşam tutuklandı. Yedek tutuklama gerçekleştirildi. Bu ‘adil yargılama’ öyle mi? Burada bir adil yargılama var. Biz de adil yargılamada savunma yapacağız öyle mi? Kim kimi kandırıyor? Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı, güdümlü yargı. “Kalleşlik ne zaman kamu kurumlarının içine girdi?” Sayın Başkan, sayın heyet, soruyorum milletim, ey halkım, aziz milletimiz soruyorum; kalleşlik ne zaman bizim kültürümüze girdi? Kalleşlik bizim ne zaman kamu kurumlarının içine girdi? Kalleşlik var mıdır ya? 'Evladım, senden iyi kalleş olur, kalleş ol' diye tavsiyen var mı annesinden babasından? Var mı? Ben duymadım. Bu topraklarda kalleşlik diye bir tavsiye ben duymadım. Dilimizde bunları tarif edecek ağız dolusu laflar var ama ben bunları edemiyorum şu anda. Ama iyi biliyorum ki ne dinimizde var, ne bu toprakların inançlarında var, ne bu canım ülkenin irfanında var, ne bu canım ülkenin erdeminde var, yok, oğlu yok. İmamoğlu, ailesinden gördüğü değerlere de atıfta bulunarak, “Bazen bu olaylar olduğunda dönüyorum, anacığımı düşünüyorum, babacığımı düşünüyorum, dedelerimi düşünüyorum, hepsini gördüm, ninelerimi düşünüyorum, büyük dedelerimi gördüm, onları düşünüyorum. Ben kimseyle böyle bir tavsiye olarak büyümedim. Hiç kimsenin de böyle bir yol haritasıyla büyüdüğünü bu topraklarda düşünmüyorum. İnanmak istemiyorum; bir kişinin bile” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da seslenen İmamoğlu, "Buradan uyarıyorum. Eyyy Sayın Cumhurbaşkanı; bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum. Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye'yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru. Seni uyarıyorum" diye açıklamalarda bulundu. “Ben Melih'i 6 ay genel müdür atamadım, beklettim” İmamoğlu, Melih Geçek'in İBB'deki görevine nasıl getirildiğini anlatarak kendi yönetim anlayışına ilişkin şu ifadeleri kullandı: Melih ahlaklı ama bir o kadar da tutarlı, bir o kadar da mert, bir o kadar da cesur biliyor musunuz? Melih sessiz, sakin, kendi halinde, herkese saygılı ama bir o kadar da kararlıdır. Mücadelecidir. Melih, benim yol arkadaşım, siyaset gerçekleştirdi gençlik kollarında. Bana yöneticiler ‘Melih Genel Müdür olacak, istiyoruz olmasını’ dedikleri de altı ay beklettim, daha iyisini bulun dedim. Ben Melih'i genel müdür atamadım, biliyor musunuz? Bak başkaları kardeşini, abisini, ablasını, dayısını, genel müdür, bakanlık yetkilisi yardımcısı atamak için o da odayı gezip Cumhurbaşkanına onaylatırlar ama ben atamadım. Ona az güvendiğim için, yeteneklerini bilmediğim için değil, tam aksine yol arkadaşım, siyaset yaptık birlikte deyip altı ay beklettim. Genel sekreter orada, insan kaynakları danışmanı orada, altı ay beklettim. Altı ay akabinde önüme getirdiler, dediler ki üç kişi var ama 'yine biz Melih'i istiyoruz' dediler, ben de ondan akabinde Melih'e onay verdim. İmamoğlu, Geçek'in daha akabinde genel müdürlük yaptığını ve operasyon kapsamında tutuklandığını dile getirdi. “Türkiye'nin bu gün itibarıyla içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum” Savunmasında Türkiye'ye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu,şunları dile getirdi: Ben Türkiye'nin bu gün itibarıyla içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum. Ben, kaderin bu ülkenin, bu yurttaşların nasıl yaşayabileceğinin, yine bu yurttaşların kendi ellerinde olan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Yoksulluk kaderimiz değildir. Adaletsizlik kaderimiz değildir. Korku kaderimiz değildir. Kutuplaşma kaderimiz değildir. Sinmek kaderimiz değildir. Bir kişiye esir olmak, kaderimiz hiç değildir. Gençlerimizin başka ülkelerde gelecek araması kaderimiz değildir. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği bir ülke yönetimi kaderimiz değildir. Depremde betonların altında 50-60 bin insanın ölmesi kaderimiz değildir. Çalışanın yoksul kaldığı, emeklinin geçinemediği, emeklinin torununa 5 lira, 10 lira dahi veremediği bir ülke yönetimi kaderimiz değildir. Çiftçinin toprağından uzaklaştığı, köylerin boşaldığı, üretimin olmadığı, açlığın sefaletin kol gezdiği, bu ülkenin kendine yetemeyen bir ülke yönetimi olduğu biçimi kaderimiz değildir. Girişimcinin önünü göremediği, burada üretemediği, burada yapamadığı buluşları dünyanın başka ülkelerinde yapıp biz de buradan gurur duyuyoruz, seninle buradan el sallamak kaderimiz değildir. “Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir” Bizim insanımız yeteneksiz değildir. Bizim insanımız yeteneklidir. Dünya, havada uçan araba, ters dönüp tekrar konan arabayı gösteriyor şovunu yapıyor. Bu şovu yapan ülkenin başındaki adam bizimle dalga geçer gibi ‘dostum dostum’ deyip bütün kötü işleri bize yaptırıyor. Siz de burada nelerle uğraşıyoruz, ondan akabinde çok sıkışırsam da ‘eyyy’ deyip buradan nara atıyoruz. Bu sesi duymak bizim kaderimiz değildir. Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir.” “Sen ne büyüksün Mehmet Akif, sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı ‘korkma’ diye başlattın” İmamoğlu, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı üzerinden de açıklamalarda bulundu: Ya sen ne büyüksün Mehmet Akif ya. Sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı ‘korkma’ diye başlattın. Sana kurban olurum Mehmet Akif. Hani Kur'an-ı Kerim ‘ikra’ diye başlamış ya, ‘oku’ demiş ya. O kadar kritik biliyor musunuz bu millete emanet olan o İstiklal Marşı'nda Mehmet Akif'in 'korkma' diyerek başlaması. Korkma demiş bize. Bunu hisseden var mı içinde? Ben hissediyorum. Diyorum ya o dörtlüğü sanki benim için yazmış diye. Korkmayı da benim için yazmış diyorum ya. 87 milyon insan da bunu diyecek, benim için yazmış, korkma. Sen kimsin de senden korkacağım ya. “Bu mahkemeye ya sırtımızı dayayacağız veya size rağmen bu millet sırt sırta verecek” İmamoğlu, duruşma salonundaki askeri güvenlik kuvvetleri ve infaz koruma memurlarına da seslenerek, “Şuradaki askeri güvenlik kuvvetleri kardeş benden niye korkacak ya. İnfaz memuru benden niye korkacak ya. Kimsin? Allah'ın kulusun; bir. Bu devletin, bu memleketin bir yurttaşısın; iki. Kanunun önünde eşitiz; üç. Sen neysen ben oyum; dört” dedi. İmamoğlu, mahkemenin vereceği karara ilişkin ise “Bu yargı organı ya bunu temsil edecek, sırtımızı size dayayacağız veya size rağmen bu millet sırt sırta verecek, herkesle mücadele edecek. Bunu unutmayın” ifadesini kullandı. “Türkiye hayalimize bütün kalbimle, bütün aklımla, bütün ruhumla inanıyorum” Ekrem İmamoğlu, Türkiye'nin geleceğine ilişkin umudunu koruduğunu belirterek, şunları aktardı: Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. Çünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. Enerjisini biliyorum, zekasını biliyorum. Vicdanını biliyorum, çalışkanlığını biliyorum. Benden daha çalışkan, benden daha zeki, benden daha enerjisi yüksek 10 milyonların bu ülkede yaşadığını biliyorum. Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Onun için birilerine saray 12 metrekareden bile küçük geliyor. Türkiye hayalimize bütün kalbimle, bütün aklımla, bütün ruhumla inanıyorum. Benim hayalim büyük kardeşim. Herkes hayal kursun. Ben köyde çocukken, köyde evimiz denize bakanlık yetkilisi yamacın oturduğumda önümden sahil yolundan arabalar geçiyorken, vallahi dünyanın her yerini hayal ediyordum. Başta İstanbul olmak üzere, dünyanın her yerini hayal ediyordum. O arabayla oraya gidelim, o tırla oraya bir şey taşıyalım. Ticaret hayal ediyordum. Her şeyi hayal ediyordum. 1976'dan 77'den bahsediyorum. Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Yıldızlı köyünün sahilindeki yamaçtan bahsediyorum. Karadeniz'e bakarken kurduğum hayallerden bahsediyorum. Etiler'den, Ulus'tan bahsetmiyorum ya. Ben o gün o hayalleri kuruyorsam bugünün Türkiye'sinde benim hayalim onun yanında çırak kalır. İçimde şüphenin kırıntısı bile yok. Böyle bir Türkiye mümkündür. Böyle bir Türkiye bu milletin hakkıdır. “Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum” İmamoğlu, savunmasının son bölümünde kendisine yönelik yargı sürecine itiraz ederken, mücadelesinin intikam amacı taşımadığını belirterek, şunları dile getirdi: Buradan çok açık söylüyorum: Ben ayrıcalık istemiyorum. Bana başka, rakibime başka hukuk istemiyorum. Bugün bize yapılanların ertesi gün başkalarına yapılmasını hiç istemiyorum. Çünkü bizim mücadelemiz intikam mücadelesi değil; adalet, demokrasi ve cumhuriyet mücadelesidir. Bu ülkede ertesi gün hukuk geri geldiğinde bu dosyayı kuranlar da yargı mercii karşısına çıkacak. Adım gibi eminim. Ekrem İmamoğlu’nun geleceğe dair inancı kadar eminim. Yaradan bunu bana da 87 milyona da yaşatacak. Yargılamada delil ve ispatın esas alınması gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, “İnsanlar ‘Tahmin ediyorum’ diyen bir itirafçının sözüyle değil; belgeyle, kayıtla ve ispatla yargılanacak. ‘-Mış, -muş’ diyerek değil. Aramızdaki fark budur. Onlar hukuku silah hâline getirdi; biz hukuku herkes için, onlar için de yeniden kalkan yapacağız” dedi. “Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz” İmamoğlu, demokratik siyasi rekabetin yalnızca siyasetçilerin değil, vatandaşların da güvencesi olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı: Adil ve serbest siyasi rekabet ortamını sağlamak zorundayız. Rakipsiz siyaset kabul edilemez. Bütün bunların güvencesi demokrasidir. Rakiplerinden korkan bir yönetimi elinde bulunduranlar kabul edilemez. Devlet gücünü kullanarak kendisine rakip seçen bir yönetimi elinde bulunduranlar kabul edilemez. Millet kimi istiyorsa aday o olur. Millet hangi partiyi istiyorsa o partiyi kurar. Hangi siyasi hareketi istiyorsa onu büyütür. Hangi ittifakı istiyorsa onu oluşturur. Kimi istiyorsa onu yönetimi elinde bulunduranlar yapar. İktidar rakibini seçecek, millet de iktidarı seçecek! Böyle bir şey olur mu? Millet, iktidarın rakibini değil, iktidarı seçer. Çünkü siyasi rekabet yalnızca siyasetçinin hakkı değildir; vatandaşın güvencesidir. Bugün burada savunduğumuz şey budur. Rekabet olmazsa hesap verme olmaz, yenilenme olmaz. Rekabet olmazsa yalnızca siyaset çürümez; ekonomi de çürür, ülke yönetimi de zayıflar, ülkenin dünyayla rekabet kapasitesi de yerle bir olur. Adil ve demokratik siyasi rekabet, yalnızca demokrasinin gereği değil, vatandaşın refahının ve ülkenin gelişmesinin de şartıdır. İmamoğlu, iktidarın rakiplerini sandık yerine yargı yoluyla etkisizleştirmeye çalıştığını savunarak, “Kendinize uygun bir muhalif kesim inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatmaya çalışıyorsunuz. Ardından da yaptığınız bu millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz” diye açıklamalarda bulundu. Muhalefete ortak sandık güvenliği çağrısı Bütün muhalif kesim partilerine "ortak sandık güvenliği ağı kurma" çağrısı yapan İmamoğlu, şunları kaydetti: Bu ülkenin bütün muhalif düşüncesine, bütün muhalefetine ve siyasi partilerine sesleniyorum. Ülkenin en az yüzde 80’ine sesleniyorum. O yüzde 20 de sesimi duyuyor, bundan eminim. Belki aldatılıyorlar, belki aramızda bir duvar var ve sesimizin nefesini hissedemiyorlar. Yüzde 80 yetmedi, yüzde 90’a, yüzde 95’e ulaşmak için medyayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Aramızdaki bağ kopuk olabilir ama eminim, sesim size de ulaşacaktır. Farklılıklarımızı unutalım demiyorum. O farklılıklar bu milletin zenginliğidir. Ama farklılıklarımızı ortak evimizi yakmak isteyenlere fırsata çevirmeyelim, onlara yol vermeyelim. Kendi partimize değil, Türkiye’ye sahip çıkmalıyız. Farklı siyasi görüşlere sahip, bütün partilerden yurttaşlarıma sesleniyorum: Bugün taraf olmanız gereken şey Cumhuriyet, demokrasi, adalet ve geleceğimizdir. "Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın" Bu nedenle bütün muhalif kesim partilerine çağrımdır: Türkiye’nin her köyünde, her mahallesinde, her okulda kurulan sandığın başında vicdan nöbeti tutmak zorundayız. Hazırlıklarımızı bugünden yapmalıyız. Çünkü o sandıkta bu milletin namusu, iradesi ve geleceği var. Her oyu sayalım, her tutanağı imzalayalım, her tutanağın fotoğrafını çekelim. Son oy sayılmadan, son tutanak teslim edilmeden, son itiraz kayda geçirilmeden sandığın başından ayrılmayalım. Hangi partiden olursak olalım, ortak bir sandık güvenliği ağı kurmak zorundayız. Çünkü sandık bu milletin elinde kalan son kale değil, ilk ve asıl kalesidir. O kalenin zapt edilmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. O kaleyi birlikte koruyacağız. Rakibinizi değil, rejimi karşınıza alın. Birbirinizle değil, bu zulümle ve zalimlikle mücadele edin. Milletin iradesine birlikte sahip çıkalım.” “Bu ülke yönetimi sizin, hem de şimdi sizin” Gençlere seslenen İmamoğlu, şöyle sürdürdü: Kıymetli gençler, size ‘Sabredin’ demiyorum. Bu memleketin en büyük enerjisi sizsiniz. Size ‘Bekleyin’ demiyorum. ‘Size de sıra gelecek’ de demiyorum. Bu ülke yönetimi sizin; hem de şimdi sizin, sevgili gençler! Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru mesele, itiraz edin, üretin, bilim ve sanat yapın, dünyayla yarışın, siyasete katılın. Bu ülkenin size ait geleceğini başkalarının size vermesini beklemeyin. Sevgili gençler, Cumhuriyet size bırakılmış donmuş bir miras değildir. Cumhuriyet, her kuşağın yeniden büyüttüğü bir ortaklıktır. 19 Mart gecesi meydanlara çıkan sizdiniz. Kimse sizi çağırmadan, kimse size yol göstermeden çıktınız. Bir paylaşım yüzünden gözaltına alınan gençleri gördük ama siz vazgeçmediniz. Yol gösterdiniz, cesaret verdiniz, ışık tuttunuz. Sizin kuşağınız Türkiye’yi çok daha ileriye taşıyabilir. Size çok inanıyorum. En büyük güvenim ve inancım siz gençlersiniz.” Türkiye’nin geleceğine ilişkin umudunu dile getiren İmamoğlu, şunları kaydetti: “Umudu bir teselli olarak anlatmıyorum. Umuda inanıyorum çünkü bu millete inanıyorum. Enerjisine, zekâsına, vicdanına, çalışkanlığına ve cesaretine inanıyorum. Demokratik ve güçlü bir ülke yönetimi kuracağımıza, huzurlu ve zengin bir toplum yaratacağımıza, eşit ve özgür yurttaşların Cumhuriyetini güçlendireceğimize, adil ve serbest siyasi rekabeti güvence altına alacağımıza inanıyorum. Bunu yapacağız! İçimde şüphenin kırıntısı yok. Bu ülkenin geleceğini korku değil umut, kavga değil barış ve huzur, duvarlar değil köprüler belirleyecek. Türkiye hayalini hep birlikte kurduk. Mutlaka büyüteceğiz, mutlaka başaracağız! “Bu, bir belediye başkanının metro yaptığı için yargılandığı dönem olarak anılacak” İmamoğlu, yaşanan sürecin ileride tarihçiler tarafından değerlendirileceğini ifade ederek, şöyle sürdürdü: Yaşadığımız bu dönem, Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak ve akabinde kapanıp gidecek. Gelecekte tarihçiler bu karanlık dönemi şaşkınlıkla ve dehşetle yazacaklar. Bir belediye başkanının metro yaptığı, borcunu ödediği, ihaleyi iptal edip işi daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız buna inanamayacak. ‘Bunu nasıl yaptılar?’ diye soracaklar. Bunu yapanların çocukları da okuyacak, utanacak, ar edecek. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak. Allah kimseyi utanılacak bir dede veya baba durumuna düşürmesin. O gün herkese hesap sorulacak: Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaya koydu, kim sustu? Bu soruların cevabını bu salon ve tarih verecek. O tarih çok yakındır. İmamoğlu, kendisine ve ailesine yönelik baskılara ilişkin de şu ifadeleri kullandı: Beni hapse atabilirsiniz, zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü ve fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilir, oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilir, aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz. Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı. Ben milletimi temsil ediyorum. İnandığım ülküden, demokratik hukukun egemen olduğu özgür ve eşit bir Türkiye inancından asla vazgeçmeyeceğim. Baskılarınız, psikolojik operasyonlarınız, akşamdan sabaha geliştirdiğiniz stratejileriniz, kurduğunuz mahkemeler ve tutukladığınız masum insanlar üzerinden yürüttüğünüz karalama kampanyaları vız kazanç, tırıs gider. "Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz" İmamoğlu, savunmasının son bölümünde iktidara seslenerek, Türkiye’nin mevcut siyasi dönemini “ara dönem” olarak nitelendirdi ve şunları dile getirdi: Sözlerime son verirken, beni ve şahsımda millet iradesini Silivri’de tutsak bölge herkesin bildiği o siyasi iradeye bir kez daha seslenmek istiyorum. Bilmelisiniz ki kurmak istediğiniz bu rejimin ne Türkiye tarihinde ne de Türkiye’nin geleceğinde yeri vardır. Siz bir fetret devrine liderlik ediyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak bu parantezin kapanmayacağını ve bu dönemin devam edeceğini zannediyorsunuz. Ama buradan söylüyorum: Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış, uzatmalara oynayan; zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış bir ara dönem… Enerjisi tükenmiş. Artık çevrenizde olup biteni göremiyor, fark edemiyorsunuz. Küçük bir grubun yönlendirmesiyle, yalnızca onlardan aldığınız haberlere dayanarak kararlar veriyorsunuz. Halktan, sokaktan, meydandan, pazardan, camiden ve milletten kopuksunuz. Milletin dışındasınız. Kendinize uygun bir muhalif kesim inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. İmamoğlu, kendisine yönelik yargı sürecinin siyasi sonuç doğurmasını amaçladığını savunarak, “Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesindedir. İktidarın asıl varmak istediği sonuç, kul hakkı üzerine inşa ettikleri rant ve israf düzenini korumaktır. Bu millete, ‘Sizin oyunuzun ve iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur’ demektir. Hakkı yenen halkı çaresizliğe ve mutlak itaate mahkûm etmektir” ifadelerini kullandı. Mahkeme heyetine de seslenen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu salonda evrensel hukuk normlarına ve kadim ülke yönetimi ahlakımıza uygun, bağımsız ve tarafsız bir süreç istiyoruz. Bütün kötü referanslara ve gelişmelere rağmen arzumuz budur. Bunun ispatı sizdedir. Millet, sizin tavrınızı saniye saniye takip etti ve etmeye devam edecek. Bir yargı organı dışarıdan bu kadar etkilenmeye veya tehdit altında tutulmaya maruz bırakılabilir mi? Mahkeme, Anayasa’daki tanımıyla gücünü hakkın terazisinden ve milletin vicdanından almalıdır. Hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bu sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç sürmektedir. Endişem şudur: Bazı kararlar bu salon kurulmadan evvelden mi yazıldı, yoksa süreç içinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz." "Alnımız ak, başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz" Ekrem İmamoğlu, savunmasını Cumhuriyet, demokrasi ve millet iradesine vurgu yaparak, şöyle tamamladı: Şunu herkes çok iyi bilsin: Zulüm karşısında boyun eğmek, haksızlık karşısında susmak bizim inancımızda yoktur. Bu sözleri tekrar edeceğim: Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Oysa biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Oysa bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar. Ne kadar baskı yaparsanız yapın, yargıyı ne kadar sopaya çevirirseniz çevirin, bu millet iradesine ve rızkına vurulmak istenen prangaları tarih boyunca söküp attı. Yine söküp atacak. Cumhuriyet'in onurlu mirasına ve milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik; bir milim geri adım atmıyoruz. Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında ve sandıklarında yeşeren büyük umudun adliye koridorlarında kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz. “Son sözü daima millet söyler” Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir yönetimi elinde bulunduranlar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir yargı organı de söyleyemez. Son sözü daima millet dile getirdi, yine millet söyleyecek. Milletin o sözü Cumhuriyet'in temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biz Atatürk’ün öğrencileriyiz. Cumhuriyet'in yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın, son sözü daima millet söyler. Son hükmü daima ilahi adalet verir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın: Adalet kazanacak. Demokrasi kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak. Ben kendimi hiç kimseye değil, aziz milletime emanet ediyorum. Hazreti Ali ne güzel söylemiş: ‘Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.’ Ey halkım, Hazreti Ali’nin sözünü tekrar ediyorum: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır. Aziz milletimizi ve Sayın Heyeti saygıyla selamlıyorum.” Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya ara paylaşıldı. İmamoğlu, salondan ayrılırken kendisini alkışlayan kalabalığa, “Millet kazanacak, millet kazanacak” diye seslendi. ANKA
İBB“Son sözü daima millet dile getirdi, yine millet söyleyecek”Cumartesi, Ekim 17, 2026 - 13:00Main image:
Fotoğraf: ANKA
Haberrelated nodes: Mansur Yavaş: Parti değiştirenler bunun hesabını sandıkta vereceklerdirEtimesgut Belediyesi'ne yönelik soruşturma kapsamında 7 şüpheli tutuklandıYENİ Parti Genel Başkanı Özel: Asrın vurgununda sorumlu Erdoğan’dırType: newsSEO Title: Ekrem İmamoğlu, İBB Davası'nda savunmasını tamamladı: Devriniz bitmiştircopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap