Fon krizinde SPK neden eleştiriliyor?
Edinilen bilgilere göre; haberin ayrıntılarına bakıldığında; Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek bundan böyle WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın. İlgili kaynaklardan edinilen bilgilere göre, konuya ilişkin, türkiye'de finansal piyasaları sarsan kaynak aktarımı fonu krizinin ardından gözler bir kez daha Sermaye Pi
Gündemi BBC Türkçe'den takip etmek bundan böyle WhatsApp'ta da mümkün. Haberlerimizin doğrudan telefonunuza gelmesi için tıklayın. İlgili kaynaklardan edinilen bilgilere göre, konuya ilişkin, türkiye'de finansal piyasaları sarsan kaynak aktarımı fonu krizinin ardından gözler bir kez daha Sermaye Piyasası Kurulu'na (SPK) çevrildi.
SPK, krizin ardından yaptığı açıklamada 2025 yılının son mali çeyreğinde bazı kaynak aktarımı fonlarının, halka açık pay oranı düşük organizasyon hisselerinde, şirketlerin gerçek mali performansıyla açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine yol açtığını tespit ettiğini duyurdu.
Uzmanların aktarımına göre, bu gelişmeyle paralel olarak kurulu eleştirenler SPK'nın düzenleme yapmakta geç kaldığı ve düzenlemelerin yetersiz olduğunu savunuyor. SPK'nın fon kriziyle ilgili açıklamaları 2025 yılının son mali çeyreğine kadar gidiyor.
Yetkili çevrelerin açıklamalarına göre, konuyu doğrudan ele bölge Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, 4 Kasım 2025'te yaptığı açıklamada, "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, manipülasyon alanında eksikler olduğunu biliyoruz, eksikleri gidereceğiz" demişti.
Uzmanların aktarımına göre, bBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Altınbaş Üniversitesi'nden iktisatçı Prof. Konuya dair değerlendirmeler incelendiğinde, meselenin ayrıntılarına bakıldığında, hayri Kozanoğlu, "Bunun ardından kısa sürede bir düzenleme yapılması beklenirdi" diyor ve ekliyor:
"Hatta 'daha düzenleme yapılmadan kayyum atanıp akabinde düzenleme yapılabilirdi' şeklinde yorumlar da var."
Aynı tarihte Dünya Gazetesi'ne konuşan dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül de bu manipülasyonların bir süredir farkında olduklarını bu gelişmeyle paralel olarak "fonlara ekonomik yük gelmesin diye bir şeyler yapmadıklarını" söylemişti:
Uzmanların aktarımına göre, "Biz aslında fonlara her zaman çok kıymet verdik. Manipülasyonda kullanılması bizi üzüyor. Orada mecburen bir düzenleme yapacağız. Artık bunu yapmak zorundayız. Bugüne kadar fonlara bir ekonomik yük gelmesin diye bir şeyler yapmıyorduk. Yani bu konuda biraz daha tedbirli davranıyorduk."
Konuyla ilgili değerlendirmelere göre, gönül, bu konuda kısa zamanda bazı düzenlemeler yapıp hayata geçireceklerini belirtirken bu süreçte yatırımcıların ekonomik yük görmemesini sağlamaları gerektiğini de eklemişti:
"Biliyorsunuz, içindeki yatırımcı farklı, yöneten farklı. Yatırımcıya ekonomik yük vermeden, yönetenlerin gerekli tedbirleri almaya mecbur kılmamız lazım. Buradaki hassas denge bu. Yoksa fonlardaki yatırımcının bir günahı yoktur."
Gönül 2024'te bireysel manipülasyona tarihi doruk noktası cezalar verdiklerini ve bunun üzerine bireysel manipülasyon yapamayan "kötü niyetlilerin" fonlar üzerinden manipülasyon çabası içinde olduğunu gördüklerini de söylemişti.
Bu, Tera'nın fonlarının Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Sistemi'nde (TEFAS) yatırıma açılmasından kısa süre akabinde gelen bir açıklamaydı.
Krizin ardından fonları hakkında tasfiye kararı verilen, yönetim kurulu başkanı tutuklanan ve varlıkları dondurulan Tera Portföy'ün en büyük ve en hızlı değer kazanan fonlarından biri de TLY idi.
TLY ve ilgili Kamuoyunu Aydınlatma Platformu'na (KAP) gerçekleştirilen bildirime göre fon Ağustos 2025'te TEFAS üzerinden işlemlere açılmıştı.
TEFAS, yatırımcıların tüm halka açık kaynak aktarımı fonlarına tek bir yerden ulaşmasını sağlayan merkezi bir platform görevi görüyor ve SPK tarafından denetleniyor.
Bildirime göre TLY'nin işlemlere açılmasına SPK 6 Ağustos 2025 tarihinde izin vermişti. SPK Başkanı'nın bundan üç ay akabinde "manipülasyon" olarak nitelendireceği işlemlerin yaşandığı dönemde TLY, bu an itibarıyla itibarıyla yıllardır olağanüstü bir performans sergiliyordu.
Fonun geçmişi 2021 yılına kadar gidiyor ve o dönemde de yüzlerce kat değer kazanarak sıra dışı bir tırmanış göstermişti. Bu nedenle eleştirilerin bir bölümü de şu soruya odaklanıyor: SPK böyle bir fonun TEFAS'ta işlem görmesine nasıl izin sundu?
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Finansal Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Prof. Yiğit Atılgan, bunun mevzuattaki eksiklikten kaynaklandığını söylüyor:
"SPK bir fonun TEFAS'ta bir işlem görüp görmeyeceğini onaylarken 'bu kaliteli bir fondur' gibi bir sertifikasyonda bulunmuyor daha çok gerekli belgeleri hazırladığı ve bunların uygun olduğu anlamına geliyor.
"Bir fonun SPK tarafından onaylanması, SPK nezdinde o fona gidip gönül rahatlığıyla kaynak aktarımı yapabilirsiniz anlamına gelmiyor."
SPK'nın bu fona TEFAS'ta işlem izni vermesinin riski daha da büyüttüğünü savunan Prof. Atılgan, "Buradaki kritik mesele bir fonun TEFAS'a kabul edilirken niteliksel olarak değerlendirilmemesi, likidite gibi testlerin yapılmaması" diyor.
Atılgan'a göre, "halka açık verilerden bile yapılabilecek tespitlerle kırmızı alarm veren" bir fonun TEFAS'a kabul edilmesi, mevzuattaki bu eksikliğin bir sonucu.
BBC Türkçe bu konularda SPK ve iletişime geçti bu gelişmeyle paralel olarak resmi resmi açıklama yayımlanıncaya kadar yanıt alamadı. Krizin ardından Bloomberg'e konuşan Türkiye'nin mali suçlarla mücadele kurumu MASAK'ın eski başkan yardımcısı Ramazan Başak, bunun "bir düzenleme başarısızlığı" olduğunu dile getirdi.
Başak, "İnsanlar pervasızca bu kişilerin insafına bırakıldı" dedi ve Tera hakkındaki şikayetleri nedeniyle ilgililer tarafından iki kez gözaltına alındığını dile getirdi.
Türkiye merkezli kredi derecelendirme kuruluşu World Rating'in başkanı Orhan Ökmen de "SPK düzenleme yapmakta geç kaldı. Son 2-3 yıldır fonların ciddi risk içerdiğini, fiyatların suni oluşturulduğunu ve bunun günün birinde son yatırımcı kimse onların üzerinde patlayacağını herkes konuşuyordu" demişti.
Örkmen, buna yönelik tedbirlerin 1,5-2 yıl evvelden alınabileceğini savunmuştu. Prof. Atılgan da SPK'nın müdahalede geç kaldığını görüşüne katıldığını söylüyor.
2025'te sorunun tespit edilip komite kurulmasına rağmen Temmuz 2026'ya kadar yürürlüğe giren bir karar olmamasını, arada gerçekleşen başkan değişimine rağmen, "kurumsal süreklilik içinde kabulü olmayan" bir durum olarak niteliyor:
"Bunun yavaşlığının sorumluluğunu SPK'daki eski veya yeni yöneticiler üstlenmeli." Atılgan, 2025 sonunda yetkililerin ilk "manipülasyon" açıklaması yaptığı dönemde bu fonlarda 300 milyar TL civarında bir para varken, harekete geçilmekte geç kaldığı için bu miktarın Ağustos 2026'da neredeyse üç katına çıktığını ve zararın büyüdüğünü vurguluyor:
"Bu gecikme veri eksikliğinden kaynaklanmıyor. Burada bir kritik süreç eşiğinin belirlenmemesi, alarm mekanizmasının olmaması, bir aksiyon zincirinin kurulmamış olması gibi şeylerden kaynaklanıyor."
Bilgi Üniversitesi'nden iktisatçı Prof. Erhan Aslanoğlu da konu hakkındaki köşe yazısında SPK'nın bu adımının uluslararası bir endeks olan MSCI'nın Türkiye'yi gelişmekte olan ülke yönetimi yönetimi endekslerinden çıkarabileceğine dair açıklamasının ardından geldiğini söylüyor.
Arslanoğlu, "Açıkçası, çok daha önceden harekete geçilmesi gerekiyordu. Keşke geçilebilseydi" diyor. Prof. Hayri Kozanoğlu da MSCI'ın tüm dünya tarafından önemsenen bir endeks olduğunu ve bu uyarının Türkiye tarafından da önemsendiğini belirtiyor.
MSCI haziran ayında yayımladığı raporda, Türkiye'de bazı fon ve hisselerde görülen koordineli işlemler, fiili dolaşım oranlarının sağlıklı hesaplanamaması ve şeffaflık sorunları konusunda uyarıda bulundu.
Kasım ayına kadar ilerleme kaydedilmemesi halinde Türkiye'nin piyasa statüsünün gözden geçirilmesine yol açabilecek bir istişare süreci başlatılabileceğini vurguladı.
Öte yandan Prof. Atılgan düzenleyici kurumların yavaşlığı nedeniyle çıkan krizlerin Türkiye'ye özgü bir durum olmadığını söylüyor.
2008'deki küresel likidite krizi öncesinde de sinyallerin krizden evvel geldiğini hatırlatan Atılgan "bunun biraz da piyasaların çalışma şeklinden, kapitalist kurumların iç çelişkilerinden de kaynaklanan bir durum" olduğunu belirtiyor:
"Diğer ülkelerde de adımların atılmasının yavaş olduğunu ve yükün kamunun sırtına yüklendiğini görüyoruz."
Fakat Türkiye özelinde, Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen'in Merkezi Kayıt Kurumu'nun (MKK) da yönetiminde olması gibi çıkar çatışmaları olarak değerlendirdiği durumların da olduğuna dikkat çekiyor.
Uluslararası piyasalarda, bu tür sorunların önüne geçen düzenlemeler bulunduğunu söylüyor ve bunlara birkaç örnek veriyor:
"Bu fonların değeri, ellerindeki hisselerin piyasa fiyatından değil, bu hisselerin likiditesi hesaba katılarak hesaplanabilirdi: Fonlara likidite testi yapılarak portföyün yüzde kaçı, kaç günde nakde çevirebilir gibi düzenli raporlamalar yapılabilir, belli bir eşik aşıldığında otomatik bildirim yükümlülüğü getirilebilirdi.
"Veya bir bağımsız değerleme komitesi değer biçebilirdi. Bir fon battığında fon yöneticilerinin, sahte fiyatlar üzerinden kazandıkları paraları geri ödemesi zorunlu olsa varlıkları şişirmelerinin teşviki de azalır.
"Bunlar olsaydı bu fona para akışı böyle olmazdı." BBC Türkçe bu konuda MKK ve iletişime geçti bu gelişmeyle paralel olarak resmi resmi açıklama yayımlanana kadar yanıt alamadı.
Bu tür kaynak aktarımı fonları finansal okuryazar, kaynak aktarımı yaparken risk hesapları yapabilen ve "nitelikli yatırımcı" statüsündeki kişilere satılabilmesi gerekiyor.
Bu kişilerin kaynak aktarımı hesaplarında belli bir miktar parasının da bulunması gerekiyor. Fakat fonların temerrüde düşmesinin ardından sosyal medyada, zorlukla yaptıkları birikimlerinin bu fonlarda battığını ve mağdur olduklarını söyleyen pek çok kişi paylaşımda bulundu.
Peki bu kişiler, böylesi karmaşık kaynak aktarımı ürünlerine nasıl erişebiliyor? Prof. Atılgan, bu kişilerin nitelikli yatırımcı olup olmadığını test etme görevinin, onlara bu ürünleri satan aracılara verildiğini ve burada da bir çıkar çatışması olduğunu söylüyor.
Ona göre, şirketin çıkarı olabildiğince fazla kişiye ürün satarak oradan komisyon kazanmakken, sıkı bir eleme yapma motivasyonuna sahip olamaz.
"Türkiye'de hem enflasyon oranı yüksek hem de açıklanan enflasyon oranına insanlar ikna olmuyor" diyen Prof. Hayri Kozanoğlu, pek çok kişinin birikimlerini enflasyona karşı koruma amacıyla farklı yatırımlara yöneldiğini belirtiyor.
Merkez Bankası'nın 23 Eylül tarihli hanehalkı enflasyon beklentisi anketinde, 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisinin %45,6 çıktığını hatırlatan Kozanoğlu, insanların da kaynak aktarımı yaparken benzer bir getiri oranını hedeflediğini belirtiyor.
Son olarak SPK'nın bu fonlara karşı attığı adımların sıralaması da tartışılıyor. SPK 28 Ağustos'taki kararıyla bu fonların ellerindeki sığ hisseleri yıl sonuna kadar belli bir takvimde satmasını zorunlu kıldı.
Bunun yaratacağı düşüşü öngören yatırımcıların fonlarda satışa geçmesiyle birlikte fonlar temerrüde geriledi, bunun üzerine 17 Eylül'de söz konusu fonların tasfiyesine karar sundu ve alım satımları durdurdu.
Prof. Atılgan SPK'nın 28 Ağustos'ta bu kararı alırken Prof. Hayri Kozanoğlu da 28 Ağustos tebliğini bu fonlar için bir "ölüm ilanı" olduğunu söylüyor ve bunun böylesi bir altüst yaratacağı bilindiği için geciktirilmiş olabileceğini belirtiyor.
Deneyimli iktisatçı, "Bir tarafıyla bu tebliğin yayınlanması çok kritik ve gerekliydi, bir tarafıyla da bu oyunun sürdürülmesi tebliğle imkansız hale ulaştı" diyor.
Kozanoğlu, söz konusu fonların karşılaşacağı sorunları öngörerek, bu sorunlara yönelik bir ek tebliğ çıkarılarak yaşanan kaosun önlenmesinin mümkün olduğunu söylüyor:
"SPK yetkililerinin, bu 131 fonun ayakta kalamayacağını biliyor olması gerekirdi." 💡 Neden Önemli? Ekonomik gelişmeler, vatandaşların alım gücünü, işletmelerin maliyet yapısını ve ülkenin genel rekabet gücünü doğrudan etkiler. Finansal okuryazarlık, bu tür haberleri doğru yorumlamak için kritik bir beceridir. Merkez bankası kararları, mali plan politikaları ve küresel piyasa hareketleri, ekonomik tablonun şekillenmesinde belirleyici rol oynar.
Yorumlar 0
Yorum Yap