Gündem Yaratıyor: Hatimoğulları: Barış sürecinde somut adımlar atılmalı, Öcalan’ın çalışma koşulları sağlanmalı
GÜNCEL SON DAKİKA MANŞET

Gündem Yaratıyor: Hatimoğulları: Barış sürecinde somut adımlar atılmalı, Öcalan’ın çalışma koşulları sağlanmalı

Kaynakların aktardığı bilgiye göre; barış ve demokratik toplum sürecinin Türkiye’nin en kritik gündemlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çerçeve yasanın uygulanması ve sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin toplumda yanıt bekleyen sorular bulunduğunu aktardı. Hareket Yönetiminin 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerde çekildiğini a

L
Lumout Medya 13 Ekim 2026, 13:29
54 22 dk
Kaynakların aktardığı bilgiye göre; barış ve demokratik toplum sürecinin Türkiye’nin en kritik gündemlerinden biri olmayı sürdürdüğünü belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, çerçeve yasanın uygulanması ve sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin toplumda yanıt bekleyen sorular bulunduğunu aktardı. Hareket Yönetiminin 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerde çekildiğini açıklamasını “tarihî bir adım” olarak nitelendiren Hatimoğulları, yönetimi elinde bulunduranlar ve devletin sorumluluklarını tarihsiz vaatlere bırakamayacağını dile getirdi. Edinilen bilgilere göre, cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın çerçeve yasanın uygulanması için olağan Milli Güvenlik Kurulu toplantısının beklenmesine gerek olmadığı yönündeki açıklamasına da değinen Hatimoğulları, karşılıklı adımların toplantı tarihi beklenmeden atılmasının önünün açılması gerektiğini vurguladı. Toplumun bundan böyle somut gelişmeler görmek istediğini vurgulayan Hatimoğulları, kayyımların geri çekilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest bırakılması ve Abdullah Öcalan için umut hakkının uygulanması taleplerini dile getirdi. Habere ilişkin edinilen son bilgilere göre, sürecin ilerlemesi için Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı alt komisyonların bir an evvelden oluşturulup çalışmaya başlaması gerektiğini kaydeden Hatimoğulları, Öcalan’ın koordinatörlüğünde çalışması öngörülen Barış ve Siyasallaşma Kurulunun faaliyete geçmesi çağrısında bulundu. Hatimoğulları, kurulun çalışabilmesi için Öcalan’ın “özgür yaşar ve özgür çalışabilir” koşullarının acilen sağlanması gerektiğini aktardı. Hatimoğulları, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un inisiyatifiyle kurulması öngörülen Meclis İzleme Kurulunun henüz oluşturulmamasını da eleştirerek, Mecliste temsil edilen bütün siyasi partilerle görüşülmesi gerektiğini dile getirdi. Kurulun sembolik kalmaması, sahada gözlem yapması, süreçteki tıkanıklık ve gecikmeleri tespit etmesi, taraflarla görüşmesi ve rapor hazırlaması gerektiğini belirten Hatimoğulları, sivil toplum örgütlerinin de sürece katılabileceği mekanizmaların oluşturulmasını istedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda Ortadoğu’daki çatışmalardan fon krizine kadar güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de barış süreci yürütülürken başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderilmesinin tartışılmasını eleştiren Hatimoğulları, Ankara’nın önceliğinin çatışmaları büyütmek değil, müzakere ve diyalog kanallarını güçlendirmek olması gerektiğini vurguladı. “Türkiye aracı olmalı” Ortadoğu’daki gelişmelere değinen Hatimoğulları, Türkiye’nin kendi içinde bir barış süreci yürüttüğünü bununla birlikte başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderilmesinin gündemde tutulduğunu dile getirdi. Yemen’deki Husiler ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara işaret eden Hatimoğulları, Türkiye’nin bu tür krizlerde üstlenmesi gereken rolüyle igili "Türkiye kendi içinde bir barış süreci yürütüyor, ama başka bölgedeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları sürüp gidiyor. Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmalı" diye açıklamalarda bulundu. Fon krizini “yüzyılın vurgunu” olarak nitelendirdi Hatimoğulları, konuşmasında fon krizine de değinerek yaşananları “yüzyılın vurgunu” olarak tanımladı. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) uyarılarına rağmen gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını sorgulayan Hatimoğulları, fonlardan kimlerin kazanç sağladığının ve kimlerin ekonomik yük ettiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini dile getirdi. Fon şirketleriyle yönetimi elinde bulunduranlar çevreleri arasındaki olası ilişkilere ilişkin sorular yönelten Hatimoğulları, “SPK’nın uyarısına rağmen güvenlik önlemi alınmıyor. Kim zafer elde etti, kim kaybetti? Hangi yönetimi elinde bulunduranlar yetkilileri fon şirketleriyle irtibatlıydı?” diye açıklamalarda bulundu. Ortada organize bir suç örgütü bulunduğunu ileri süren Hatimoğulları, mevcut düzenin sorumluluğunu iktidara yükledi. Hatimoğulları, fon soruşturmasında adı geçen kişiler açısından dile getirilen “lekelenmeme hakkı” ilkesinin yalnızca yönetimi elinde bulunduranlar yanlıları için değil, herkes için geçerli olması gerektiğini de vurguladı. DEM Parti’den fon krizi önerileri Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: DEM Parti olarak yedi temel önerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Birincisi, fon vurgununun tek bir lira maliyeti halka ödetilmemeli. Bununla birlikte yasal düzenleme teklifine güvence koyulmalı. İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paraları geri getirilmeli. Tamamının mal ve varlıkları dondurulmalı. Teklifteki “para bulunursa ödeme yapılır” mantığı bu mağduriyeti büyütür. Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. Bir milyona kadar ekonomik yük görenler sınırlaması keyfî bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu. Biz muhalif kesim olarak bunu dile getirmekle sorumluyuz. Bunun muhalefetini yapmakla sorumluyum. İktidar da bunun gerekliliklerini yerine getirmekle sorumludur. Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz. Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece organizasyon yöneticilerine bırakılamaz. Mecliste komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamuoyunun gördüğü ekonomik yük ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü, yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş, parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları, şeffaflık halkı korur. Yedincisi, Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri Mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları Meclise sunulmalı. Çünkü bu vurgun sadece şirketlerin değil, göz yuman denetim düzeninin sonucudur. “Batsın adaletiniz” Hatimoğulları; DEM Parti olarak mağdurların ve Türkiye yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceklerini belirterek fon krizi nedeniyle yaşanan gazeteci tutuklamalarını da sert tepki gösterdi ve şunları dile getirdi: Vurgunda adı geçen eski bakanlık yetkilisi adliyeye geliyor, ifade verecek. Kraliçeler gibi karşılanıyor. Burada rakamları telaffuz ederken, rakamlar o kadar büyük ki biz şaşırıyoruz. Televizyonda izliyorum, ekonomistler dahi şaşırıyor rakamları telaffuz ederken. Ama burada milyarlarca parayı yurt dışına kaçıranlar da yurt dışında krallar gibi yaşıyor. Fakat bunu habere taşıyan gazetecilerin şimdi bir kısmı hapishanede, bir kısmı ev hapsine alınmış durumda. Yani bu ülkede vurgun yapmak serbest ama bunun haberini yapmak suç. Batsın bu adalet, batsın bu adalet, batsın bu adaletiniz. BDDK'nın 25 Eylül verisine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçları yaklaşık 6,95 trilyon liraya ulaşmış durumda. Bir yandan milyonlarca insanı dolandıranlar var. Diğer yandan ekmeği bile kredi kartıyla alarak bankaya veresiye yazdıran var. Beş yılın ardından enflasyonun yüzde 30'un altına düştüğünü başarıyla ilan ediyorlar. Bu yönetimi elinde bulunduranlar bu yalan rakamlarla bu ilanı yapabilir ama gerçekler nerede? Sizler her biriniz bakkala gittiğinizde, manava, çarşıya, pazara gittiğinizde enflasyonun gerçek rakamlarını siz görmüyor musunuz? Yurttaş görmüyor mu? Bunlar görmediğini zannediyor. Oysa yurttaş bunu kalbinin derinliklerinde yaşıyor. Evine ekmek götüremiyor. İşte gerçek enflasyon bu. Kira ödeyen, çocuğunu okula gönderen, pazara çıkan insan açlığın, yoksulluğun en dibini yaşıyor. Türkiye'de bundan böyle çalışmak bile yoksulluktan kurtulmaya yetmiyor. Bakın, geçtiğimiz günlerde Urfa'da çiftçi üretemiyor, geçinemiyor, ekemiyor, ektiyse satamıyor. Zarar ediyor. Ve traktörlerle çalışanlar protestolarını gerçekleştirdi Urfa'da. Yine aynı şekilde Manisa, Akhisar'da zeytin toplayıcıları ve üreticileri isyanda. Zeytin geçen seneden daha ucuza satın alınmak isteniyor. Oysa maliyeti kaç katladı, siz tahmin edin. Ve burada, bu zeytin protestolarında şöyle bir manzara çıktı: Altmış altı yaşında bir emekli geçinemiyor. Zeytin toplamak zorunda kalıyor, yani yevmiyeyle çalışmaya gitmiş. Altmış altı yaşındaki bu emekli abimiz, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalışıyor. Ve öyle bir duyguyla ağzından çıkan kelimeleri insan, o içindeki buruklukla anlamakta güçlük çekiyor. İşte Türkiye'nin gerçek portresi bu. Bir yandan fon vurguncuları, öte yandan “Para için değil, onurumuz için” diyerek intihar eden emekli memurlar. Ama bu iktidarın umurunda değil. Bugün aramızda Birleşik Emekliler Sendikası Karadeniz şubelerinden emekliler burada. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum. Emeklilerin talebini burada sizinle paylaşmak istiyorum. Yirmi yedi Şubat... Düzeltiyorum. 2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal hakları yer alsın talebiyle Meclis'e geldiler ve bu gün itibarıyla grubumuzdalar. DEM Parti olarak siz değerli emeklilerin, emekliye geçim, sağlık, sosyal yaşam, güvence için ve birlikte adaletli bir mali plan için talebinizin sonuna kadar yanındayız. Ve biz sadece bu talebin yanında olduğumuzu sözlerimizle ifade etmiyoruz. Biz bu talebin mücadelesinde hem parlamentoda hem alanlarda, meydanlarda siz değerli emeklilerimizle bir aradayız. Mücadeledeyiz. Kararlı duruşunuz, kitleselliğiniz ve asla asla bir boşluk tanımadan her yerde varoluşunuz çok kıymetli. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum. Mücadeleniz mutlaka başarıyla taçlanacaktır. Siyasi transferleri sert tepki gösterdi Türkiye'de ne yazık ki bu transfer meselesi sadece fon kriziyle sınırlı değil. Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede bundan böyle irade de transfer ediliyor. İktidar transfer düzeni kurdu. Fonlarda para transfer ediliyor. Ekonomide krizin yükü halka transfer ediliyor. Ankara'da ikinci baro başkanının demecinden de yepyeni bir şey öğrendik. Sağ olsun, diyor bu baro başkanının, ikinci baro başkanının kendi ağzından söylediği sözler. Diyor ki: “Sağ olsun, bakanlık bize ayrıcalık tanıyor. Yetmiş üyemizi yargı mercii, savcılık makamı yaptık” diyor. Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yandaş transferi yapılıyor. Bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Mecliste yasama organı üyesi transfer ediliyor. Yetmiyor, belediyelerde belediye başkanları da transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı. Halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Açık söylüyorum. Yıllarca kayyum atadılar. Atayamadıkları yerlerde şimdi başkanı kendi kendine kayyum yapıyorlar. Evet, parti değiştiren yerel yönetim başkanı kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyumudur. “Türkiye böyle yönetilemez” Buradan bu konuyla ilgili üç somut çağrı yapıyorum. Birincisi, gelin siyasi transferleri etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiye transferlerin ve irade gaspının önüne geçelim. Açık şekilde öneriyoruz. Her kim ki partisinden istifa ediyorsa, partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de, belediye başkanlığından da, belediye eş başkanlığından da, meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçları, yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir yargı organı ihdas edelim. Üçüncüsü, siyasetle ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etik kanunu çıkaralım. Söylediğimiz şey çok açık ve çok net: Türkiye böyle yönetilemez. Yönetilemiyor da. Halkın oyunun da emeğinin de sahipsiz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen tartışmasız biçimde ki mümkündür. İrade gaspının ne demek olduğunu, alın terinin nasıl yağmalandığını ve buna karşı mücadele etmenin nasıl olduğunu en iyi bilen siyasi partiyiz, siyasi geleneğiyiz. Çözüm reçetesi bellidir. Çok net. Bu düzen değişmeli. Sosyal hakları içeren bir demokratik cumhuriyet programı uygulanmalı. Partimiz bu programı hayata geçirmek konusunda çalışmalarını kararlı bir şekilde devam ettirecek. Biz ülkeyi adil bir düzenle yönetmeye adayız. Halkla birlikte, halk için yönetmeye hazırız, hazırız, hazırız. Kadın cinayetleri ve nafaka düzenlemesi 15 Ekim, sevgili Rojin Kabaiş'in bedeninin Van Gölü'nün kenarında bulunduğu gün. Yani iki sene geçti aradan. Ve bu iki sene boyunca ailenin ve kadın hareketinin “Bunun dosyası açılmalı ve failler bulunmalıdır” dediği halde hâlâ bulunmadı. Bedeninde iki ayrı erkeğe ait DNA profili tespiti gerçekleştirildi. Bunların kimlere ait olduğu hâlâ belirlenmedi. Telefonu binlerce kilometre dolaştı, gerçekleştirilen konuşmalar ve mesajlar çözümlensin diye. Ve Rojin'in ailesi, kadın hareketi durmaksızın bunun mücadelesini veriyor. Gülistan Doku ve ölümü şüpheli, tırnak içinde söylüyorum, “ölümü şüpheli” yazılarak dosyalar kapatılmak isteniyor. Ve biz kadınlar bu dosyaların hiçbirinin kapanmasına asla izin vermeyeceğiz ve hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz. Ve sevgili kadınlar, yine Türkiye'de en kritik gündemlerden biri, bugüne kadar kadın hareketinin dişiyle tırnağıyla, kazıyarak, mücadelesiyle kazandığı nafaka hakkı ve Medeni Kanun'daki birçok hak tırpanlanmaya çalışılıyor. Kadınların nafaka hakkıyla ilgili Anayasa Mahkemesinin aldığı karar, kadınları ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı amaçlıyor. Adalet Bakanı birkaç gün evvelden nafaka düzenlemesinde evlilik süresinin dikkate alınacağını duyurdu. Her yargı paketinde AK Parti iktidarı tarafından nafaka tartışması açılıyor. Adeta temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp ısıtılıp bu gündem getiriliyor. Buradan uyarıyoruz. Nafaka gaspını “Bir günlük evlilik, ömür boyu nafaka” gibi yanlış bir bilgiyle halka anlatmaya çalışarak taraftar kazanamazsınız. Boşanma sonrası alınan ortalama yoksulluk nafakası... Bakın, bu rakamı lütfen iyi dinleyin. Hani yönetimi elinde bulunduranlar diyor ya, boşanmış kadınlar çok para alıyor gibi. Buradaki yanlış resmi açıklama, yanlış resmi açıklama şu rakamda direkt ortaya çıkıyor: Yoksulluk nafakası 1.179 TL. Yanlış duymadınız. Bu kadar. Yani öyle bir gün için bir ömür boyu süren, bahsettikleri gibi rakamlar da yok ortada. Kadınlar ekonomik olarak erkeklerle eşit değil, yoksulun en yoksuludur kadınlar. Çocuğun, yaşlının, hastanın bakımını üstlenmek durumunda kalıyor evde. Evin tüm işlerini kadınlar yürütüyor ve ne yazık ki, ne yazık ki ev içi emek görülmediği için ne güvencesi var ne de bunun karşılığını alabiliyor. Boşanırken ona “Artık kendi başının çaresine bak” diyemezsiniz. Nafaka bir lütuf değil, hayati bir haktır. Milyonlarca kadının hayatını belirleyecek bir düzenleme, bir yargı paketine sıkıştırılamaz. Kadınların hayatını belirleyecek yasayı kadınlar olmadan yapamazsınız. Nafaka tartışması ne zaman biter, biliyor musunuz? Kadınlar evlerde, sokaklarda, kamusal hayatın her alanında ve her zaman eşit, güvende ve özgür hissettiği zaman biter. Kadınların onlarca yıl süren mücadeleleri sayesinde elde ettikleri kazanımlarına, bu damlarına, nafaka hakkına göz dikilmesine asla izin vermeyeceğiz. Ve biz kadınlar haykırışımızı buradan, bu kürsüden bir kez daha yeniliyoruz: Artık yeter! Emeğimizden, bedenimizden, yaşamlarımızdan, haklarımızdan elinizi çekin. Sürece değindi ve iktidarı acele etmeye çağırdı Barış ve demokratik toplum süreci yine Türkiye'nin en kritik ve en sıcak gündemlerinden biri. Barış ve demokratik toplum sürecinin neresindeyiz? Türkiye'nin en fazla sorduğu sorulardan birisi. Çerçeve yasal düzenleme çıktı. Peki ne zaman uygulanacak? Süreç nasıl ilerleyecek? Bu sorular toplumun sorduğu temel sorular. Bunlara sorumluluklarımız kapsamında hepimizin yanıt vermesi gerekiyor. Hareket Yönetimi 8 Ekim'de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerde bölge isimleri vererek çekildiğini duyurdu. Bu tarihî bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulundu ve şöyle dedi: Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok, dedi. Bizce de yaşanan bu gelişmeler, karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden atılmasının zemininin hazırlanması gerekiyor. Bakın, biraz evvelden Mersin'den gelen grubumuzla grupta sohbet ettik ve başta Barış Anneleri olmak üzere yine Türkiye'nin her kesiminin söylediğini dile getirdi. Neden somut adım atılmıyor? Neden kayyımlar geri çekilmedi? Neden AİHM kararları uygulanmadı ve Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ neden dışarıda değil? Neden Sayın Abdullah Öcalan için umut hakkı uygulanmıyor diye soruyor analar. Sadece Kürt halkı değil, toplumun tamamı bundan böyle bu süreçte somut adımlar görmek istiyor. Ve biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip koordinasyon ve uygulama kuruluna bağlı 4 alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an evvelden oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece kritik. Ve Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı Barış ve Siyasallaşma Kurulu acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin “siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır” ifadesi kritik. Süreci ilerletecek en kritik çalışmalardan biri, Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı'ya selam ve sevgilerimizi gönderiyorum. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un inisiyatifiyle kurulacak Meclis İzleme Kurulu yine kurulmuş değil hâlâ. Kurulacak. Neyi bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Sayın Numan Kurtulmuş'un Mecliste temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini aktardı. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü bundan böyle ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır. Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulan Takip Koordinasyon ve Uygulama Kuruluyla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece kritik maddelerdi. Bu kurul, sürecin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek, demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin veya yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın, bu konuda Türkiye'de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. "İki yıldır cenazeler gelmiyor, bu Türkiye'nin kazanımıdır" Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı. Bizler sizlerin yönelttiği eleştiriler ve değerlendirmelerin inanın hepsinin farkındayız. Sürecin yavaşlığının yarattığı belirsizliklerin çok farkındayız. Müzakere ve mücadele partisi olarak bu sürece ilişkin söyleyecek o kadar çok sözümüz var ki. Ama şunun altını özellikle çizmek istiyorum. Bakın, 2 yıldır, iki yıldır Türkiye'de ne bir asker ne bir gerilla cenazesi gelmiyor. Bu, bizim toplum olarak büyük bir mutluluk duyduğumuz bir şey. Bu, Türkiye'nin kazanımıdır. Ve bunun değerini en çok gerilla annesi, asker annesi bilir. Bunun kıymetini, bunun değerini, insani ve siyasi ve toplumsal değerini 86 milyon yurttaş olarak hepimiz bilince çıkarmak durumundayız. Barış demokrasisiz düşünülemez. Bizi izleyen, dinleyen, birlikte demokratik mücadele verdiğimiz dostlarımız, demokrasi mücadelesinin bütün neferleri, parçaları, bu ülke yönetimi adil ve demokratik yönetilsin diyen her kesimin bu sürece ilişkin bir sözü var. Bunun ne demek olduğunu DEM Parti olarak bizler çok iyi biliyoruz. Türkiye için olmazsa olmazlar barış, demokrasi ve adalet. Baskı düzeni değişmeli. Değişmeli ki bu topraklarda barış kalıcı olsun. Değişmeli ki hak ve adalet herkes için ama herkes için yerini bulsun. Barış ve demokrasi isteyen bütün kesimlere buradan sesleniyorum. Süreci demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek, en üst perdeden barışa sahip çıkmak hem ülkemiz, toplumumuz, geleceğimiz için hem bölgenin barışına çok büyük katkı sağlayacaktır. Ve biz şunu biliyoruz ki, biz şunu biliyoruz ki, barışı ve demokrasiyi birbirinden ayırmadan yürüteceğimiz ortak, kitlesel bir mücadeleyle biz gerçekten bu topraklarda barışı inşa eder, demokrasiyi tesis edebiliriz. Ve buradan sözümüz şu: Bizler birleşe birleşe kazanacağız, dayanışarak kazanacağız, hep birlikte kazanacağız. Değerli arkadaşlar, konuşmamın sonuna yaklaşırken yitirdiğimiz bir dostumuzu burada anmak istiyorum. Hatay Samandağ'da Eğitim Sen şube başkanı sevgili Cüneyt Kayıkçı'yı çok erken yaşta kaybettik. Mücadelede, sosyal hayatta hep bir arada olduğumuz, omuz omuza mücadele ettiğimiz değerli bir yoldaşımız. Ben buradan ailesine, yoldaşlarına, eğitim emekçilerine ve bütün Samandağ halkına başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Gerçekten çok zor bir zamandan geçiyoruz. Belirsizliklerin olduğu, zorlanmaların yaşandığı çok ağır bir dönem, çok ağır bir süreç. Ama bizim için hiçbir dönem kolay olmadı ve biz hiçbir zaman enseyi karartmadık. Ve biz her zaman karanlığın en koyu olduğu noktada aydınlığa ulaşmak için örgütlü mücadelemize tutunarak bugüne gelmeyi başardık. Ve mücadelemiz, örgütlülüğümüz, halkımızdan aldığımız güçle biz bütün bu zoru kolay etmeye varız. Ve sözlerime son verirken, mücadelemizin geldiği aşama ve bundan böyle sonuç almaya odaklandığımız bu dönemde hepimize kolaylıklar diliyorum, başarılar diliyorum. Birlikte kazanacağız, örgütlenerek kazanacağız, mücadele ederek kazanacağız. Enseyi karartmak yok. Umutla yolumuza devam edeceğiz. Indepedent Türkçe TÜLAY HATİMOĞULARIDEM PARTİHatimoğulları, barış ve demokratik toplum sürecinde somut adımların geciktirilmemesi gerektiğini belirterek kayyımların geri çekilmesi, AİHM kararlarının uygulanması ve Meclis İzleme Kurulunun kurulması çağrısı yaptıSalı, Ekim 13, 2026 - 13:30Main image: 

Ekran alıntısı: Youtube

SiyasetType: newsSEO Title: Hatimoğulları: Barış sürecinde somut adımlar atılmalı, Öcalan’ın çalışma koşulları sağlanmalıcopyright Independentturkish: 
Bu haberi paylaş: Facebook Twitter WhatsApp
L
Bu Haberi Hazırlayan
Lumout Medya
Lumout Medya haber ekibi tarafından derlenen bu haber, editoryal standartlarımız çerçevesinde hazırlanmıştır.
13 Ekim 2026, 13:29 22 dk okuma 54 görüntülenme

Yorumlar 0

Yorum Yap

0 / 1000