İş'te Eylül ayının kitapları
İsveç’in en büyük yayınevlerinden birinde stajyer olarak işe başlayan genç bir kadın ve yayınevindeki parlak günlerini geride bırakmış olsa da edebiyata inancını yitirmemiş tecrübeli yayın yönetmeni Gunnar. Büyük bir yayıncılık efsanesinin gölgesindeki bu iki yalnız ruhu aralarındaki kuşak ve statü farkına rağmen bir araya getiren bir şey var: Edebiyata duydukları saf tutku. Therese Bohman, duru ve keskin üslubuyla modern zaman ilişkilerini, sınıf ve kuşak çatışmalarını, kültür sanat dünyasının değişen yüzünü irdeliyor. Andromeda, edebiyatın birleştirici gücüne ve insan ilişkilerinin karmaşık
İsveç’in en büyük yayınevlerinden birinde stajyer olarak işe başlayan genç bir kadın ve yayınevindeki parlak günlerini geride bırakmış olsa da edebiyata inancını yitirmemiş tecrübeli yayın yönetmeni Gunnar. Büyük bir yayıncılık efsanesinin gölgesindeki bu iki yalnız ruhu aralarındaki kuşak ve statü farkına rağmen bir araya getiren bir şey var: Edebiyata duydukları saf tutku.
Yapılan açıklamaya göre, therese Bohman, duru ve keskin üslubuyla modern zaman ilişkilerini, sınıf ve kuşak çatışmalarını, kültür sanat dünyasının değişen yüzünü irdeliyor. Andromeda, edebiyatın birleştirici gücüne ve insan ilişkilerinin karmaşık doğasına melankolik ve etkileyici bir saygı duruşu.
Neoliberal küreselleşmenin büyük vaatleri çözülürken dünya yeniden sonlu ve ele geçirilebilir bir alan olarak kavranıyor: deniz yolları denetim alanlarına dönüşüyor, kritik hammaddeler stratejik silaha çevriliyor, tekeller büyüyor, şirketler devlet benzeri hükümranlık işlevleri üstleniyor. Serbest piyasa, rekabet ve sınırsız büyüme fikri yerini giderek daha açık biçimde el koymaya, akışları denetlemeye ve rekabet dışı rant üretmeye dayalı bir düzene bırakıyor.
Elde edilen bilgilere göre, arnaud Orain, El Konulan Dünya’da bu düzeni kapitalizmin beş yüzyıllık tarihinde liberal düzenle sürekli gerilim içinde beliren bir damar üzerinden okuyor: sonluluk kapitalizmi. “Merkantilizm” diye daraltılan ve 19. yüzyıl öncesine hapsedilen bu olgu, Orain’de dünyanın sınırlı, envanteri çıkarılmış ve hızla ele geçirilmesi gereken bir varlıklar toplamı olarak kavranışına açılır. Kıtlık duygusuyla geç kalma korkusunu birleştiren bu kavrayış, kapatma arzusunu, stoklama refleksini ve stratejik denetim ihtiyacını besler.
Yapılan açıklamaya göre, 16. yüzyılın denizci imparatorluklarından 1880-1945 arasının emperyal rekabetine, oradan bugünün lojistik ağlarına ve şirket-devletlerine uzanan bu çizgide, Orain güncel krizleri uzun bir sürekliliğin içinde konumlandırır. İklim değişikliği, enerji geçişi ve stratejik geçiş yollarının denetimi, kapitalizmin uzun tarihinde yeniden belirginleşen bu mekanizmanın bugün işlediği başlıca alanlardır. Bu karamsar ve savaşçı kapitalizmde zenginliklerin küresel büyümesinden söz edilmez; belirleyici olan, sonlu kabul edilen varlıkların elde tutulması, rekabetten çekilmesi ve gerektiğinde zorla ele geçirilmesidir.
1901 yılında İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra kitaplaştırılan Teehhül Âleminde’de Saffet Nezihi, yalnızca aşk ve evlilik hikâyeleri anlatmıyor; eski İstanbul’un konak hayatını, aile ilişkilerini, alafrangalık heveslerini ve kuşaklar arasındaki çatışmaları da gerçekçi bir gözlemle yansıtıyor. Güçlü kadın karakterleri, canlı diyalogları ve başarılı psikolojik çözümlemeleriyle roman, yanlış evliliklerin birey, aile ve toplum hayatında yol açtığı yıkımları etkileyici bir kurguyla gözler önüne seriyor.
Fahima Sıtkullah Efendi, devlet dairesinde çalışan paşazade bir mirasyedidir. İlk evliliğini şımarık bir zengin kızıyla yapar; ancak geçinemezler ve ayrılırlar. Bir süre Beyoğlu âlemlerinde hovardaca yaşayan Fahima Efendi, kırk yaşına geldiğinde annesinin ısrarıyla ikinci kez evlenir. Bu kez karşısında okumuş, şiire meraklı ve çok kültürlü bir kadın vardır. Bilgi ve kültür bakımından karısının gerisinde kalan Fahima Efendi, uyum sağlayabilmek için anlamakta zorlandığı ve hoşlanmadığı kitaplar okumak zorunda kaldığından bu evliliği ilkinden de çekilmez bulur. Hastalanan karısının ölümüyle bu eziyetten de kurtulur ve bir daha evlenmemeye kararname verir. Ancak komşularının beslemesi güzel Nigâr’ı görünce bu kararından vazgeçer. Kendisi kırk beş, Nigâr ise henüz on yedi yaşındadır. Ailesinin zoruyla Fahima Efendi’yle evlendirilen Nigâr’ın bu evlilikten iki kızı olur. Zamanla alafrangalık merakına kapılan Nigâr Hanım, kızlarına mürebbiyeler tutar ve kendisi de müsrif bir hayat yaşamaya başlar. Yıllar geçip de aralarındaki yaş farkı daha da belirginleşince Nigâr Hanım, yanlış anlaşılan alafrangalığın ve gençlik arzularının etkisiyle kocasının yeğeni Mesut Kâmi’ye saplantı derecesinde gönlünü kaptırır. Böylece aşk ile çıkarın, samimiyet ile gösterişin, aile bağları ile arzuların çatıştığı çalkantılı bir dünyanın kapıları açılır…
Edinilen bilgilere göre, büyük bir insanlık trajedisine dönüşmüş günümüz koşulları içinde, Filistinlilerin dört yüz yıllık Osmanlı yönetimi döneminde kendi topraklarıyla, birbirleriyle ve Filistin’i çevreleyen daha geniş bölgeyle kurdukları köklü ilişkilerin sesine kulak vermek her zamankinden daha büyük bir önem kazanmış durumda.
Beshara Doumani, Filistin halkının Osmanlı Dönemi’ndeki sosyal tarihine ilişkin ilk çalışma olma özelliğini taşıyan bu kitapta, söz konusu köklü ilişkilerin, İngiliz ve daha sonra Siyonist sömürge yönetiminin başlangıcından çok sonra da günümüzdeki Filistin meselesine nasıl şekil vermeye devam ettiğinin ipuçlarını sunuyor.
Nablus bölgesine odaklanan ve aile arşivleri, şeriye sicilleri gibi çeşitli birincil kaynakları büyük bir titizlikle kullanan Doumani, bölgenin üç temel ürünü olan tekstil, zeytinyağı ve sabun üretimindeki ve ticaretindeki değişim ve dönüşüm üzerinden Filistin’de 18. ve 19. yüzyıllardaki kır-kent dinamiklerini olduğu kadar, Osmanlı düzeninin ve Avrupa’nın ekonomik yayılmacılığının etkilerini de ele alıyor. Bölgenin tüccar ailelerini kurdukları ticari ağlar ve siyasi güç ilişkileri üzerinden inceleyen Doumani, bize hem birey portreleri sunuyor hem de kültür, siyaset ve ekonomik değişim arasındaki bağlantılara ışık tutuyor.
Tarihçi Choon Hwee Koh tarafından kaleme alınan İmparatorluk Postası: Osmanlı’da Posta Nasıl Kamu Hizmetine Dönüştü? adlı kitap Osmanlı İmparatorluğu’nun menzil ve ulak sisteminin 1500-1840 yılları arasındaki değişimini inceliyor. Koh, bu değişimin 1840 yılında resmi olarak Posta Nezareti’nin kurulmasının ve Tanzimat reformlarının zeminini hazırladığını savunuyor. Kitapta, önceden sadece sarayın ve devletin haberleşmesi için kullanılan askeri bir ağın, zamanla nasıl tümüyle halka yönelik bir kamu hizmetine dönüştüğü, resmi ve gayrıresmi iletişimin aracı olduğu, Osmanlı kronikleri, imparatorluk kararnameleri, mahkeme kararları ve mali kayıtlar gibi arşiv belgeleri üzerinden anlatılıyor.
“Osmanlı resmi haberleşme sistemi, devletin gönderdiği ulaklara yolda karşılaştıkları herhangi bir kişinin atına el koyma yetkisinin verildiği özel bir düzenleme olarak doğmuştu. 16. yüzyılda resmi ulakların, dinç ve kuvvetli atları temin edebilecekleri sabit konak yerleri yani menziller kuruldu. Arşivlerdeki belgeler yerel görevlilerin ve payitahttaki bürokratların ulak trafiğini titizlikle takip ettiklerini gösteriyor. Bütün bunlar yeni belgeleme rutinlerinin yerleştirilmesini, yeni muhasebe pratiklerinin yaratılmasını ve yeni sorumluluk-görev türlerinin yerel görevlilere verilmesini gerektirmişti. 16. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti’nin yerel topluma nüfuz etme kapasitesi ve politikalarını uygulatmaya yönelik lojistik gücü artmıştı. Bu, aynı zamanda Osmanlı tebaasının da dönüştüğü anlamına geliyordu.”
Hangisi daha değerlidir: Zafer mi, dostluk mu? Şan mı, yaşam mı? Büyük bir düşman bile saygımızı kazanabilir mi? İlyada bizi inanılmaz kahramanlıklarla dolu bir dünyaya götürüyor. Çok eski ve uzun bir hikâye bu… Tam on yıl süren; kalkanların ve mızrakların ardında seven, öfkelenen, korkan, hata yapan ve barışı özleyen insanların olduğu bir savaşın hikâyesi: Akhilleus’un, Hektor’un, Odysseus’un, Andromakhe’nin ve Olimpos tanrılarının peşinden, yaklaşık üç bin yıldır dilden dile aktarılan bu büyük öyküye katılın. Troya’nın surları sizi bekliyor.
Güç mü daha önemlidir, zekâ mı? İnsan en büyük tehlikeler karşısında umudunu koruyabilir mi? Ve yıllar süren bir ayrılıktan sonra eve dönmek, gerçekten her şeyin eskisi gibi olması demek midir? On yıl süren Troya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Odysseia’da Odysseus’un tek isteği İthake’ye, karısı Penelope’ye ve oğlu Telemakhos’a kavuşmak. Ama eve giden yol hiç de kolay değil; fırtınalar, bilinmeyen adalar, tek gözlü devler ve korkunç deniz canavarları onu bekliyor; tanrılar kimi zaman yardımına koşuyor, kimi zaman önüne yeni engeller çıkarıyor. Odysseus’un ise bütün bu tehlikelere karşı en büyük silahı, keskin zekâsı, cesareti ve yurduna dönme umudu…
Astronomi uzayı ve uzaydaki her şeyi inceler. Dünya, Güneş, Ay, yıldızlar, gezegenler, kara delikler ve uzay seyahati sayesinde insanlar da dahil… Geleceğin astronotları bu kitapta Büyük Patlama’dan günümüze evrenimizin yapısı hakkında çok şey öğrenecek, Uluslararası Uzay İstasyonu gibi yenilikleri tanıyacaklar. STEM alanlarına derin bir tutku geliştirmek için en eğlenceli başlangıç sunan bu kitap, eğlenceli etkinlikleri ve yalın anlatımıyla belki de ömür boyu sürecek bir yolculuğun ilk adımı olacak!
Bekleyiş nihayet sona erdi! Yayazula geri döndü — ve bu sefer yalnız değil! Yepyeni öyküsü Büyükanne Nenezula ile yirmi yılı aşkın bir sürenin ardından aramızda...
Yayazula, bir gün kızına şöyle dedi: “Büyükannen Nenezula kalmaya gelecek, özlemiş bizi.” Bu ziyarete layık bir yemek hazırlanmalı şimdi. Mesela… Fare yahnisi! Böyle düşündü Yayazula ile Yayazuli ve çıktılar fare avına. Minik fare, bu ikilinin elinden kurtulacak mı acaba?
Hana, okulun yetenek gösterisinde keman çalmaya kararname verdi. Bunu duyan ağabeyleri ona güldü. Çünkü Hana keman çalmaya daha yeni başlamıştı. Fakat Hana, moralini bozanlara aldırış etmedi. Çalıştı, çalıştı… Küçük kız, usta bir kemancı olan dedesiyle Japonya’da geçirdiği günleri hep kalbinde taşıdı. Derken, gösteri günü geldi çattı… Peki her şey Hana’nın umduğu gibi gidecek mi?
Müziğin gücünü, insanın kendini gönlünce ifade etmesinin değerini ve bir çocukla dedesinin hiç kopmayacak o özel bağını anlatan, incelikli bir hikâye.
Yorumlar 0
Yorum Yap