Önemli Açıklama: İsrail seçimlerinde Netanyahu'nun eski-güncel taktikleri ve jeopolitik manevraları
Kaynakların aktardığı bilgiye göre; i̇srail seçimlerine giriş yapmak için Amerikalı diplomat, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi ve 2018-2020 yılları arasında ülkesinin Suriye Özel Temsilcisi olan James Jeffrey'in yakın zamandaki bir tespitiyle başlamalıyım: Yaklaşan İsrail seçimleri, Gazze ve Lübnan'dan Suriye, Türkiye ve İran'a kadar bölgesel çatışmalar ve gerilimlerle başa çıkmak için farklı siyas
Kaynakların aktardığı bilgiye göre; i̇srail seçimlerine giriş yapmak için Amerikalı diplomat, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi ve 2018-2020 yılları arasında ülkesinin Suriye Özel Temsilcisi olan James Jeffrey'in yakın zamandaki bir tespitiyle başlamalıyım: Yaklaşan İsrail seçimleri, Gazze ve Lübnan'dan Suriye, Türkiye ve İran'a kadar bölgesel çatışmalar ve gerilimlerle başa çıkmak için farklı siyasi yaklaşımların önünde yeni ufuklar açabilir. Birçok şey, bir sonraki İsrail hükümetinin bileşimine ve Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail'i çevreleyen mevcut çatışma bölgelerini kontrol altına almada ne kadar başarılı olacağına bağlı olacak. Kaynakların aktardığı detaylara göre, i̇srailli Haaretz gazetesinin 14 Eylül'de yaptığı bir anket, İsraillilerin yüzde 68'inin, 7 Ekim 2023'te Hamas tarafından gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili meselelerin, 27 Ekim 2026'da yapılması planlanan İsrail seçimlerinde merkezi bir rol oynayacağına inandığını ortaya koydu. Bu bağlamda, İsrail'in seçimlerden evvelden ve akabinde, Gazze, Lübnan ve Suriye gibi yakın çevresi ve özellikle de Türkiye ve İran'ı kapsayan daha geniş bölgesel çevresine yönelik güvenlik politikasının iki ana faktör tarafından şekillendirilmesi bekleniyor. Gündeme gelen gelişmeye göre, bunlar, İsrail kamuoyunun 7 Ekim 2023 olaylarından çıkardığı dersler ve seçimlerden akabinde iktidara gelecek olan koalisyonun niteliği ve ilgilidir. (Independent Türkçe, 28 Eylül 2026) Biz, yaklaşan seçim sonuçlarını etkileyecek bazı gelişmeleri farklı açılardan ele alacağız. Netanyahu'nun seçim taktiği ve garantörlüğü! Saha araştırmalarına göre 27 Ekim'deki yasama organı üyesi seçiminin kendi aleyhine olacağını anlayan ve muhalif partilerin iktidarı devirmek için ittifak arayışına girdiklerini gören Başbakan Binyamin Netanyahu, eski klasik taktiklerle oyunu bozma gayretine düşmüştür. Reuters resmi açıklama ajansının 29 Eylül 2026 tarihli yorumuna göre Netanyahu, on yıllarca kullanıp başarılı olduğu geleneksel seçim taktiklerine başvurmak suretiyle bir yandan iktidarını korumayı, diğer yandan muhalif kesim partilerini karalayıp alt etmeyi planlıyor. Mesajı esas olarak şöyle: Düşmanlarla sarılmış bir coğrafyada İsrail'in biricik güvencesi benim! Liderliğini yaptığı Likud Partisi ise "Netanyahu asla teslim olmadı!" şiarıyla kampanyayı sürdürme niyetinde. Video görüntülerinde Başbakan'ı İsrail'in askeri karargâhlarından birinde göstermek suretiyle düşmanların seçimden evvelden ülkeye saldıracağına dair bir algı yaratmayı hedefliyorlar. Nitekim Netanyahu bahsi geçen karargâhta gözdağı niteliğinde caydırıcı bir konuşma da yapıyor ve tehditler savuruyor: Bizimle boş yere uğraşmayın; kolumuz her yere ulaşabiliyor, nerede olursanız olun yakanıza yapışıp hesabını soracağız! Saha gerçekliği ise daha farklı. Anketler, Likud Partisi'nin "Parlamentodaki sandalyelerinin üçte birini kaybedeceğini" gösteriyor. Çünkü seçime yaklaşık 4 hafta kala bile Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihli kanlı baskınını unutmayan İsrail kamuoyu, eylem olacağını duymasına ve askeri-sivil istihbarat yetkililerinin bu husustaki ikazlarıyla Mısır istihbarat şefinin bizzat bunu dillendirmesine rağmen uyarılara aldırmayan Netanyahu'ya bir türlü güvenemiyor. Öte yandan Netanyahu, eskiden yaptığı gibi bu seçimde de siyasi rakiplerini "İsrail düşmanlarının mavallarına ve karalamalarına kanarak bize saldıran biçare solcular, kendilerini eleştirenlere yanıt vermekten aciz kimseler" şeklinde kısa video konuşmalarında tasvir etmektedir. Muhalif Haaretz gazetesine göre Netanyahu, seçim manevraları çerçevesinde emniyet-güvenlik meselesini gündemin ana konusu haline getirmek suretiyle sağcı partilerle yakın çevreleri etkileyip yanına çekmeye çalışıyor. Emniyet kurumuna bağlı uzman, siyaset insanı ve askeri kesimler ise onun bu fırsatçı ve eyyamcı tavrını tehlikeli buluyor; adeta ateşle oynayan bir taktik gütmenin hem ülke yönetimi hem de bölgede ters tepebileceğini, kendisiyle çevresinin uluslararası kamuoyunda "savaş kışkırtıcısı" olarak algılanabileceğini düşünüyorlar. Savaşsever Netanyahu tasviri / İllüstrasyon: Axel Rangel Garcia/Al Majalla Nitekim Netanyahu'nun Tel Nof Hava Üssü'nde "Bölgedeki düşmanlarının İsrail'e seçimden evvelden saldıracaklarına" dair konuşması yurt dışında ve içinde büyük tedirginlik yarattı. İki nedenle: 1. Gerek İsrailli gerekse yabancı bilirkişiler yakın dönemde herhangi bir saldırı ihtimalinin işaretlerini görmüyorlar. 2. Zaten saldırı ürküntüsüyle yaşamını sürdürmeye çalışan İsrail kamuoyu bile bundan böyle Başbakan'ın bu savaşsever tavrından bıkıp usanmış durumdadır. Üstelik de en fazla savaş ve çatışmanın onun yönetimi sırasında çıktığına dikkati çeken medya ve muhalif kesim partileri, Netanyahu'nun asla ülke yönetimi selametinin garantörü olamayacağı noktasında aleyhte propaganda yapıyorlar. Netanyahu'nun devri geçti mi? İsrail Demokrasi Enstitüsü Başkanı ve eski yasama organı üyesi Yohanan Plesner'in değerlendirmesini izleyelim: 77 yaşına giren Netanyahu'nun şimdiden akabinde ülkenin milli güvenliği ve diplomasisini yürütmeye muktedir bir önder olabileceğinden ciddi anlamda kuşkuluyum. Evet, geçmiş seçimlerde kazanmasını bilen o eski Netanyahu, yenisiyle aynı değil. Çünkü Hamas'ın baskını dâhil çevresindeki savaşlarda istediği sonucu elde edememiş, halka vadettiği zaferi gerçekleştirememiştir. Bu haliyle kimse söylediklerine ve vaatlerine inanıp oy vermeyebilir. Görünen o ki, İsrail'in Hamas baskınından ötürü dünya kamuoyundan ve özellikle Batılı ülkelerden aldığı koşulsuz destek, Gazze'deki kitlesel imha ve yıkım operasyonlarından akabinde giderek Netanyahu'nun aleyhine dönmüştür. Mesela 2019'da Netanyahu ve Trump'ın el sıkıştığı bir kare, seçim panolarında ön plandaydı. Bu seferki kampanyada böyle bir görüntü yok. Netanyahu, bu seçimde Trump'tan eskisi kadar destek alamıyor. Beyaz Saray, 27 Temmuz 2026 / Fotoğraf: AFP Aslında Netanyahu şu gerçeğin farkında: Kamuoyu yoklamaları her zaman sağlam sonuçlar vermeyebilir. Kendisi kazansa bile, bu defa eski koalisyon ortaklarıyla kolayca anlaşıp yönetim kurma ihtimali hayli uzaktır. Buna karşılık bir taktik silahı daha var kamuoyunu ikna etmek için: Kendisinin kazanacağına yoğunlaşmak yerine, rakip partilerin kazanması hâlinde alternatif ve başarılı bir yönetim kuramayacakları hususunda seçmenleri ikna etmek! Birleşmiş Milletler kürsüsündeki yalnızlık İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu diğer ülke yönetimi baş sorumlularının yaptığını gerçekleştirdi; BM teşkilatının 81'inci dönem Genel Kurulu'nda rakip veya düşman saydığı ülkeleri yerin dibine batırıp gözdağı sundu; kendi hatalarına asla dokunmadan sureti haktan görünerek haksızlıklara karşı "iyilik meleği" algısı yaratmaya çalıştı ama bu kez başaramadı. Örneğin sağcı ve ırkçı tavırlarıyla da nam salmış olan İsrail Başbakanı, bu sefer New York Belediye Başkanı Hint asıllı Amerikalı Zohran Mamdani hakkında, 'Sen yerel yönetim başkanı seçildikten akabinde oradaki Yahudiler kendilerini güvende hissetmiyorlar' demekle yetinmedi, eşi Rama Duwaji'ye yönelik olmadık ithamlarda bulundu. Duwaji'nin Filistinli bir gazeteciyi evinde ağırlaması Netanyahu'yu adeta çılgına çevirmişti. New York'un Müslüman Belediye Başkanı Zohar Mamdani ve eşi Rama Duwaji, Netanyahu'nun hedefinde BM'deki konuşmasında Netanyahu, şimdiye kadar yaptıklarını devam ettirmekten başka seçeneği olmadığını iddia etti ve genel (küresel) güvenlik açısından ABD ve İsrail'in İran saldırısını savundu. Gazze'deki toplu imha operasyonları nedeniyle şahsına yöneltilen insanlık suçu işlediğine dair suçlamaları da kabul etmedi. Kendisini eleştiren Fransa ve İngiltere'yi ise münafıklıkla suçladı. Ayrıca, Hamas'ı desteklemesinden ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "tağut, diktatör" olarak damgaladı. Birçok ülke yönetimi başkanı ise bizzat Netanyahu'nun şahsını veya genelde İsrail'in bölgede sebep olduğu kapsamlı katliam, tahribat ve büyük kaosu sert tepki gösterdi. Bu haliyle bakıldığında uluslararası camianın geneli tarafından tecrit edilmiş olan ve yıldızının giderek söndüğünü gören İsrail Başbakanı, konuşması sırasında onlarca ülkenin temsilci ve delegelerinin salonu terk edişine bizzat tanık oldu. Terk edilmenin verdiği acı ve öfkeyle konuşan Netanyahu, salondan çıkan herkesi "ahlaki açıdan korkak" olmakla itham etti. Bu sahne görülmeye değerdi; Netanyahu herkesi suçlarken dünya âlem kendisini yalnızlığa mahkûm etmekte ısrarlıydı. BM kürsüsünde dile getirilen sözlü kavga sadece dünya kamuoyuna değil, daha çok da 27 Ekim 2026'da gerçekleşecek olan genel seçim vesilesiyle İsrail seçmenlerine yönelikti. Anketler sayesinde iktidarı kaybedeceği anlaşılan Netanyahu'nun dış ve iç kavgayı birlikte yürütme gayretinde olduğu görülmekteydi! (Chris Stephenson, Independent Arabia,
28 Eylül 2026)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BM kürsüsünde herkese ateş püskürdü. 24 Eylül 2026, New York / Fotoğraf: AFP Malum, BM kürsüsündeki konuşması sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Netanyahu için, "Bu savaş suçlusunun sözlerinden kan ve yalan kokusu yayılıyor" demişti (29 Eylül 2026). İran ise "Netanyahu BM Kürsüsünde konuşmak yerine Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde hesap vermeliydi" yolunda bir resmi açıklama gerçekleştirdi. Netanyahu'yu haklı olarak eleştiren her iki ülke yönetimi yönetiminin bölgede ve ülke yönetimi içinde yaptıkları haksızlıklara ve hukuka aykırı yöntemlere hiç değinmemeleri ise ayrı bir husustu. Netanyahu, Erdoğan'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması için talimat sundu Türkiye-İsrail çekişmesi İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli gibileri, "Suriye ve bir savaşın er veya geç çıkacağı" tehditlerini savurmaktan geri durmuyorlar. Bu sözleri Türkiye'yi hedef alarak kuranlar da cabası. Nitekim İsrail'deki ilk yankılar da bu açıdan dikkat çekiyor: …Ynet, Jerusalem Post, Times of Israel ve Haaretz gibi önde gelen yayın organları anlaşmayı (Mekke Ortak Savunma Anlaşması) sıradan bir savunma işbirliği olarak değil; Türkiye'nin NATO üyeliği ve gelişen savunma sanayiini, Pakistan'ın nükleer kapasitesini ve Suudi Arabistan'ın siyasî-finansal ağırlığını aynı güvenlik mimarisinde buluşturan kritik bir bölgesel önemli olay olarak ele aldı. İlk yorumlarda, asıl meselenin anlaşmanın bu gün itibarıyla İsrail'e karşı ne yapacağı irdelenmedi. Bunun yerine Türkiye'nin askerî-teknolojik kapasitesi, Pakistan'ın stratejik-nükleer ağırlığı ve Suudi Arabistan'ın finansal gücü arasındaki işbirliğinin zaman içerisinde neye dönüşebileceği hususu ele alındı. (İzzet Akyol,
Serbestiyet,
9 Ağustos 2026) Bu konudaki kritik tespitler; Türkiye'nin büyük ülke yönetimi olmaktan ziyade "Düğüm ülke yönetimi" yani jeopolitik, ekonomik, enerji vb. pek çok fırsatın kesişme noktasını oluşturup, gözden çıkarılma maliyeti yüksek devletler kategorisine evrildiğini gösteriyor. Bu vasıflarından ötürü Türkiye ve İsrail arasında birkaç yıldan bu yana, özellikle Şam'daki yeni yönetim ve Ankara arasındaki ilişkilerin gelişmesiyle birlikte çatışmanın eşiğine yaklaşan bir gerginlik söz konusu oluyor. Türkiye'ye karşı iki seçim kozu: • Hamas'a mali destek
• Kürtlere kötü muamele! İsrail Başbakanı'nın seçim kozlarından biri de Türkiye karşıtlığıdır. İsrail hükümetinde Ankara'nın desteklediği Uluslararası Ceza Mahkemesi'nden (UCM) Netanyahu aleyhinde çıkan kararlara misilleme yapma hazırlığı var. Binyamin Netanyahu, Erdoğan hakkında UCM'ye sunulmak üzere hukuki dosya hazırlanması talimatını sundu. Yayın organı i24NEWS'ün haberine göre İsrail Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dairesi tarafından yürütülen çalışma, "Hamas'ın Ankara tarafından fonlanması ve Kürtlere kötü muamele" gerekçesine dayandırılacak. Netanyahu, hem bu kozu hem de Kürt dosyasını seçim propagandasının malzemesi yapmayı tasarlıyor. Dosya, İsrail dostu 3'üncü bir ülke yönetimi aracılığıyla Lahey'deki mahkemeye gönderilecekmiş. (
Yorumlar 0
Yorum Yap