João Zilhão: "Neandertal yok olmadı, bizimle melezleşti" ("Paleo Serisi" - 4. BÖLÜM)
"Paleo Serisi"nin dördüncü bölümündeki konuğumuz Portekizli arkeolog João Zilhão. Emekliliğine üç ay kala Lizbon Üniversitesi bünyesinde araştırmalarını sürdüren Zilhão'nun ardında dolu olduğu kadar bir o kadar da kutuplaştırıcı bir kariyer var. Bu noktada öne çıkan bilgiye göre, fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Portekizli araştırmacı 30 yıla ya
"Paleo Serisi"nin dördüncü bölümündeki konuğumuz Portekizli arkeolog João Zilhão. Emekliliğine üç ay kala Lizbon Üniversitesi bünyesinde araştırmalarını sürdüren Zilhão'nun ardında dolu olduğu kadar bir o kadar da kutuplaştırıcı bir kariyer var. Bu noktada öne çıkan bilgiye göre, fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Portekizli araştırmacı 30 yıla yakın bir süredir, paleoantropoloji dalının büyük bölümünün benimsediği bir anlatıya karşı çıkan en gür seslerden biri addediliyor. Aynı konu bağlamında, söz konusu anlatıya göre Neandertal bizden daha kaba, daha az zeki ve sembolik düşünceden âciz bir yaratıktı. Dahası, Afrika'dan gelen "modern" Sapiens karşısında yenik düşüp tarih sahnesinden silindi. Zilhão'ya göre ise bu, bilimden çok önyargıya yaslanan bir okuma şablonu. 1990'ların ortasından itibaren hızlanan keşif süreçlerine eşlik eden bu tek-tip anlayış, Zilhão'yu bir nevî "reaksiyon" göstermeye sevk etmiş. Sonrası, Neandertal araştırmalarının son çeyrek yüzyılını sarsan bir dizi buluntu… 1998'de Portekiz'de, Lagar Velho'da, aşı boyasıyla toprağa verilmiş dört yaşlarında bir çocuğun iskeleti çıkıyor. Zilhão'ya ve Amerikalı meslektaşı Erik Trinkaus'a göre bu çocuk hem Neandertal'in hem Sapiens'in izlerini taşıyordu. İddia o gün sert itirazlarla karşılansa da "zaman" ve "teknoloji" kendisinin dostu oldu. Ardından İspanya'nın güneydoğusunda, Neandertallerin bundan 115 bin yıl evvelden toplayıp boyadığı deniz kabukları ulaştı. En nihâyetinde de dört ayrı mağaranın duvarlarında en az 65 bin yıllık el desenleri... Üstelik Avrupa'da henüz tek bir Sapiens'in bile ayak basmadığı bir çağda. Zilhão, söyleşimizde hiçbir şeyi eğip bükmedi. Neandertal'i kuzeyin soğuğunda, kıtanın kıyısında inceleyen meslektaşlarına, o Neandertallerin "zamanlarının Eskimoları" olduğunu hatırlatarak takıldı. Genetikçilerin kimi metot ve sonuçlarını desteklerken, kimi zaman sertçe sert tepki gösterdi. Ve Neandertal etrafında örgülenen "yok oluş" tartışmasını da tek bir soruyla kenara itti: Sonradan gelenler, ortadan kalktığı söylenen topluluğun torunlarıysa, ortada nasıl bir yok oluştan söz edilebilir? 70 yaşındaki profesör, tutkulu tartışmalara konu olan kariyerinin ileride nasıl anılmasını istediğine yönelik final sorusuna ise futbol diliyle cevap sundu: "kalesini gole kapatarak hareket etti desinler, yeter."
Portekizli arkeolog João Zilhão, Independent Türkçe için Sinan Baykent'in sorularını yanıtladı / Fotoğraf: Público "İki model vardı, hangisinin doğru olduğunu bilmiyorduk" Sinan Baykent: Kariyerinizin büyük bölümünü Neandertalleri insanlığın daha aşağı bir biçimi olarak gören imgeye meydan okumaya adadınız. Hâkim görüşün yanlış olduğuna ne zaman kanaat getirdiniz? João Zilhão: Açıkçası 1990'ların ortasına kadar bu konuda güçlü bir görüşüm yoktu. Arkeoloji okumaya başladığımda Neandertaller, Sapiens'in bir alt türü sayılıyordu. İnsan evrimi meselelerine adım attığım entelektüel iklim buydu ve bu bakışın en iyi örneği, BBC'nin Origins adlı belgesel dizisi ve Richard Leakey'nin diziyle birlikte yayımlanan ve çok geniş bir okur kitlesine ulaşan kitabıydı. Sonra genetik ve yeni fosil tarihlemeleri, Sapiens'in Afrika'da ayrı bir tür olarak doğduğu, Neandertallerin ise soyu tükenmiş başka bir tür olduğu fikrini güçlendirdi. O zamanlar ampirik argümanlar sağlam görünüyordu. Öğretim hayatımın ilk on yılında öğrencilerime iki modeli de anlattım. Hangisinin doğru olduğunu gerçekten bilmiyorduk. Peki, fikrinizi değiştiren ne oldu? 1996'da Jean-Jacques Hublin ve ekibinin yayımladığı bir makale diyebilirim. Fransa'daki Renne mağarasında, Châtelperronien* adı verilen ve taş-kemik aletleri, süs eşyalarıyla tanınan bir kültürün katmanlarında bulunan insan kalıntılarının Neandertallere ait olduğunu doğruladılar. Normalde kalıntıları orada bulunan insanların yanlarındaki nesneleri de ürettiğini düşünürsünüz. Standart uygulama budur. Hele ki tek başına bir kalıntıyla değil, açıkça Neandertallere özgü birçok tanısal özellik taşıyan düzinelerce diş ve kafatası parçasıyla karşı karşıyaysanız. Ama yazarlar tam tersini savundu. Kendilerine göre, Neandertaller bol miktarda pigment, kemik ve fildişi aletlerle donanmış böylesine gelişkin şeyler yapamazdı. Demek ki onları ya yakınlarda yaşayan modern insanlardan taklit etmiş veya terk edilmiş kamplardan toplamışlardı. Konserve kutuları, inci kolyeler ve yerine oturmayan bir düşünce Bunu nasıl karşıladınız? Öne sürülen benzetmeler inanılmazdı. Transistörleri veya parlak ton balığı kutularını ne olduğunu bilmeden kolye diye takan Yeni Gine halklarıyla paralellik kurdular. Sanki düpedüz maymunlarmış gibi… Açıkça dile getirilen bir diğer benzetme de büyümüş gibi görünmek için annesinin inci kolyesini takan küçük bir kız çocuğuna ilişkindi. Bunu öylesine saf, ötekini ilkel gören 19'uncu yüzyıl sömürgeci bakışından öylesine komplekssizce beslenen bir yaklaşım olarak gördüm ki, içimden "insanları bu tür argümanlara başvurmaya zorlayan bir modelde mutlaka bir terslik olmalı" dedim. O sıralar Portekiz'de Côa Vadisi Arkeoloji Parkı'nın kuruluşunu yönetiyordum. İtalyan meslektaşım Francesco d'Errico Lizbon'a ulaştı. Onu vadiyi görmeye götürdüm ve dönüş yolunda arabada aynı fikirde olduğumuzu fark ettik. Açık konuşmak gerekirse, bu argümanlar öylesine akıl dışıydı ki, modelin kendisi hatalı olmalıydı. 1996 Aralık'ında buluntuları birlikte incelemek için Paris'e gittik. Nesneler önümüze konduğunda durum apaçıktı. Hiçbiri Avrupa'daki ilk modern insanların ürettiği şeylere benzemiyordu. Bir kültürden, o kültürün hiç üretmediği bir şeyi toplayamazsınız. Çok ilginç. Bu noktadan hareketle "Afrika'dan Çıkış"* modelini de sorgulamaya itildiniz sanırım, doğru mu? 1998'de bunun baştan sona Neandertallere ait bir kültür olduğunu savunan bir makale yayımladık. Bu, modelin temel öngörüsünü, yani Sapiens'in gelişkin zihinsel yetilerinden yoksun Neandertallerin yeni gelenlerle baş edemeyip yenik düştüğü fikrini çökertiyordu. Kanıtlara bakılırsa, en az çağdaşları kadar zekiydiler. O tarihte ne Yakın Doğu'da ne de Afrika'da modern insanlara ait buna benzer hiçbir şey bilinmiyordu. 2000'lere geldiğimizde Neandertallerin Sapiens'in Avrupalı bir varyetesi olduğuna ikna olmuştum. Yani bu istikâmetteki eski görüş, bence doğruydu. Ve alternatif bir görüşle, "Afrika'dan Çıkış" modelinin – en azından arkeolojik plânda – çöküşüne ulaştığımıza inanıyorum. Kimlik kartı niyetine süs eşyaları Cueva de los Aviones'teki delikli ve boyalı deniz kabukları, Neandertallerin sembolik davranışına dair en çarpıcı kanıtlar arasında. Bunlar bize ne söylüyor? İç dünyalarından söz etmeyi tercih etmiyorum çünkü orası romancıların alanı. Fakat söyleyebileceğim şey şu: yaklaşık 115 bin yıl evvelden toplanıp boyanan bu kabukların pratik bir işlevi yoktu. Aynı nesneleri bir Neolitik mezarda bulsaydınız, herkes onlara süs eşyası derdi. Süs eşyası da tanımadığınız insanları tanımlama ihtiyacından doğar. Biraz hava savaşındaki dost ve düşmanı ayırt eden tanıma sistemleri gibi. Avda birdenbire karşınıza çıkan kişi sizin ittifakınızdan mı, değil mi? Gruplar bir araya geldiğinde söz konusu eşyalar bir kadının evliliğe uygun olup olmadığını veya kimin lider olduğunu gösterir örneğin. Bir kimlik kartı veya karşı takımın taraftarları arasına düşmemek için bir futbol maçında takımınızın renklerini giymek gibi. Süs eşyaları, dövmeler ve vücut boyamaları bâtıl inançlar veya dinî inançlarla ilgili başka roller de üstlenebilir tabii ama özünde bir kişi hakkında şifrelenmiş resmi açıklama taşırlar. Uzaktan, konuşmadan, aynı dili bilmeseniz bile işe yararlar. Cueva de los Aviones'in katkısı, bunun bir taklit olamayacağını kanıtlamasıydı. Bu kabuklar civardaki herhangi bir modern insan varlığından on binlerce yıl daha eskiydi. İspanya'daki El Castillo Mağarası'nda bulunan el desenleri 65 bin yıldan eski el desenleri Aynı durum mağara sanatı için de geçerli. Ekibinizin İspanya mağaralarındaki (La Pasiega, Maltravieso, El Castillo ve Ardales) tarihlemeleri, duvarlardaki bazı el desenlerinin Neandertallere ait olduğunu gösterdi. Bu nasıl ortaya çıktı? Doğrusunu isterseniz bunu da aramıyorduk ve bununla birlikte arkeoloji böyledir, sürprizlerle doludur. Mağara sanatının geç ortaya çıkan bir şey olduğunu varsayıyorduk. Biraz Ay'a uçmak gibi! Resimlerin üzerinde oluşan ince mineral kabukları tarihleyen uranyum yöntemini* kullandık. Hayvan resimleri beklenen yaşta çıksa da el desenleri ve soyut işâretler herkesin sandığından çok daha eskiydi. Önce 40 bin yıldan eski olduklarını gördük, akabinde ise doğrudan bu sembolleri hedefledik ve dört ayrı mağarada en az 65 bin yaşında olduklarını bulduk. En az 65 bin – yani 100 bin, hatta 150 bin de olabilir. O dönemlerde Avrupa'nın hiçbir yerinde Neandertallerden başka kimse yoktu. Bu buluntular insanları neden bu kadar şaşırttı? Dalımız, Neandertallerin hiç yaşamadığı veya pek az yaşadığı ülkelerden gelen İngiliz ve Amerikalı araştırmacıların hâkimiyetinde. Neandertal tasavvurları kuzey Avrupa'da yapılmış eski keşiflere, kitaplara dayanıyor. Oysa o Neandertaller kendi zamanlarının Eskimolarıydı, yerleşimin ana merkezine en uzak ve en marjinal olanlardı. Asıl merkez İberya'ydı. Muhtemelen tüm Neandertallerin yarısından fazlası orada yaşadı. Buna bu gün itibarıyla sular altında kalan Adriyatik'i ve Ege'nin Türkiye ve Yunanistan arasındaki kesimlerini de eklemek gerekir. İberya son yıllarda yoğun biçimde araştırıldı. Dolayısıyla kimsenin beklemediği şeyler buluyoruz. İspanya’daki La Pasiega Mağarası’nda bulunan kaya sanatı örnekleri "Yok oluş yok, ata ve torun var" Yok oluş yerine emilimden, asimilasyondan söz ediyorsunuz. Ne var ki çarpıcı bir asimetri de var. Bugüne değin dizilenen geç dönem Neandertal genomlarında Sapiens izi yok. Oysa bu gün itibarıyla Afrika dışında yaşayan insanlar hâlâ Neandertal DNA'sı taşıyor. Bu ne anlama geliyor? Ne yazık ki mesleğimizin büyük kısmı evrimi sabit tipolojiler üzerinden düşünüyor. Bir avuç Neandertalin genomu dizilendi ve ortaya çıkan sonuç tüm Neandertalleri temsile kâbil sayıldı. Oysa İberyalı Neandertallerin genomuna sahip değiliz. O döneme ait tek bir Afrika genomumuz bile yok. "Neandertal DNA'sı" dediğimiz şey belki de sadece o dönemin Eskimolarının DNA'sıdır. Üstelik "modern insan" anatomik bir kavram, genetik değil. 40 veya 50 bin yıl öncesine ait "modern insan" DNA'sı veren kemiklerin çoğu ufacık kırıntılar. Anatomik olarak modern olduklarını nereden biliyorsunuz? Lagar Velho çocuğundan akabinde Romanya'daki Oase mağarasında da benzer bir şeyle karşılaştınız, öyle değil mi? Evet, kemikleri çıkarmak için mağara dalışlarını, bütün o Indiana Jones işlerini yapmam gerekti! Kafataslarında Neandertal ve modern özellikler iç içeydi. Hatta yalnızca yirmi yaş dişlerini bulsaydık, Homo Erectus'a, belki de bir australopitese ait olduklarını bile düşünebilirdik! Anatominin her ayrıntısının insanları tertemiz türlere ayırmasını beklemek, Darwin'ci açıdan saçmalık. Genetik ve anatomi her yerde ve her zaman aynı hikâyeyi anlatmıyor o hâlde? Genetikçiler Sibirya'daki Denisova mağarasında bir Neandertal ve bir Denisovalının* birinci kuşak melezini buldu. Eğer bunlar iki ayrı tür idiyse, böylesine nadir bir şeyi tek bir mağaranın altı fosili arasında bulma ihtimali nedir? Milyonda bir mi, milyarda bir mi? Mantıklı sonuç, bunun olağan bir şey olduğudur. Aynı genetikçiler, o dönemde "modern insan" dedikleri her bireyin yalnızca birkaç kuşak geride Neandertal ataları olduğunu da söylüyor. Bir melez bulmak belki şans eseri sayılabilir. Ama Almanya'dan (Ranis), Bulgaristan'dan (Bacho Kiro) ve Sibirya'dan (Ust'-Ishim) kalıntılar melezleşmiş insanlara ait olabilir. O hâlde istisnasız hepsi mi şans eseri? Sonradan gelen topluluk, soyunu bırakmadan tükendiği varsayılan türün torunlarıysa, nasıl bir yok oluştan söz edebilirsiniz? Yok oluş diye bir şey yok. Ata, torun ve karmaşık bir nüfus bileşimi var. O hâlde gerçekte ne oldu? Yaklaşık 70 bin yıl evvelden, büyük bir soğuk evre sona ererken insan nüfusu her yerde artmaya başlangıç yaptı. Topluluklar, Sahra veya Anadolu platosu gibi sert iklim dönemlerinde boşalmış bölgeleri dört bir yandan gelip doldurdu ve orada birbirleriyle karıştı. Avcı-toplayıcılar gruplar arasında eş değiş tokuş eder. Dolayısıyla genler yayıldı ve uzun süre ayrı duran gen havuzları sonunda tek bir havuzda birleşti. Avrupa dışından gelen çok küçük ama sürekli göçler bile, birkaç bin yıl içinde Neandertal payını bu gün itibarıyla gördüğümüz yüzde birkaçlık orana indirmeye yeterdi. Bu da sonradan matematiksel olarak izah edildi. Andrea Amadei adlı bir araştırmacı, 2025'te Scientific Reports'ta yayımlanan çalışmasında bu minvalde kanıtlar sundu. Bahsini ettiğiniz makalede neler yazıyordu? Mekanizmanın, Avrupa dışından gelen küçük ama sürekli girdilerle – örneğin yüzlerce yıl boyunca her seferinde yüzde 5 gibi bir oranla – Neandertallerin Sapiens tarafından emilimini açıklamaya yettiğini gösterdi. Dolayısıyla 5 ila 10 bin yıllık bir zaman diliminde yerli Neandertal katkısının ortadan kalkması veya bu gün itibarıyla gördüğümüz, hatta 30 bin yıl evvelden de gördüğümüz yüzde 2 ila 4'lük orana inmesi anlaşılırdır. İspanya’daki Ardales Mağarası’ndan kaya sanatı örnekleri "Kalesini gole kapatarak hareket etti" desinler… Şu sıralar neler üzerinde çalışıyorsunuz? Şu anki özel projem mutlu bir emeklilik! Üç ay akabinde 70 yaşıma giriyorum ve Portekiz yasaları gereği emekli ediliyorum. Saha sorumluluklarımı genç kuşağa devrettim. Yönettiğim kazıların yayınlarını tamamlıyorum. İnsanlar dönüp baktığında "bu adam haklı da olabilir haksız da – ama futboldaki deyişle – kalesini gole kapatarak hareket etti" desinler istiyorum. Hâlbuki adınız hep hararetli tartışmalarla ve hatta polemiklerle anıldı. Yanılıyorsam, yanılıyorum. Ama en azından insanları düşünmeye zorlayan fikirler ortaya koydum! *Châtelperronien: Fransa'da ve kuzey İspanya'da görülen, yaklaşık 45 bin ve 40 bin yıl öncesine tarihlenen, taş ve kemik aletler ve süs eşyalarından oluşan bir kültür. Zilhão bu kültürü son Neandertallere atfediyor. *"Afrika'dan Çıkış" modeli: Bilim dünyasında Sapiens'in bundan yaklaşık 300 bin yıl evvelden Afrika'da ortaya çıktığını, 50 bin yıl evvelden ise buradan dünyaya yayılarak Neandertal, Denisova vb. insan topluluklarını büyük ölçüde ikâme ettiğini savunan yaygın görüş. *Uranyum yöntemi: Mağara resimlerinin üzerinde oluşan ince mineral kabukları tarihleyerek resimlerin en az ne kadar eski olduğunu gösteren bir yöntem. *Denisovalılar: Sibirya'daki Denisova Mağarası'nda bulunan bir kemiğin DNA'sı sâyesinde tanımlanan, Neandertallerin yakın akrabası olan soyu tükenmiş bir insan topluluğu. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer bölge görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. João ZilhãoNeandertalPaleo Serisisinan baykentröportajSinan Baykent Independent Türkçe için yazdıSinan BaykentPazar, Ekim 25, 2026 - 03:00Main image:
Portekizli arkeolog João Zilhão, yaklaşık 30 yıldır Neandertallere ilişkin yargı mercii anlatıya itiraz ediyor / Fotoğraf: Artes e Humanidades
TÜRKİYE'DEN SESLERrelated nodes: Ségolène Vandevelde: "Son Neandertal ateşi ve ilk Sapiens ateşi arasında yalnızca bir yıl var" ("Paleo Serisi" – 1. BÖLÜM)Antonio Rosas: "Neandertalleri 'bizden daha az insan' görmek hata olur" ("Paleo Serisi" – 2. BÖLÜM)Fernando Ramírez Rozzi: "Neandertal, Sapiens tarafından ikâme edildi" ("Paleo Serisi" - 3. BÖLÜM)Label: röportajType: newsSEO Title: João Zilhão: "Neandertal yok olmadı, bizimle melezleşti" ("Paleo Serisi" - 4. BÖLÜM)copyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap