‘Kendimi daha iyi kolluyorum çünkü artık beni bir kollayan yok’
GÜNCEL SON DAKİKA MANŞET

‘Kendimi daha iyi kolluyorum çünkü artık beni bir kollayan yok’

Komedide son dönemin en öne çıkan isimlerinden biri. Filmleri gişede büyük başarılar yakaladı. Şimdi ilk stand-up gösterisi ‘Hiperfrontalite’yle sahnede; “Seyirciye mizahımı içimden geldiği gibi baş başa anlatmak istedim” diyor. Sırada bir de sinema filmi var. Cem Gelinoğlu’yla buluşuyoruz... Yeni işlerini, beynin nasıl çalıştığını, güldürmeyi neden seçtiğini konuşuyoruz.

L
Lumout Medya 12 Eylül 2026, 07:00
1 9 dk

HABERLERKelebek HaberleriHürriyet Cumartesi Haberleri‘Kendimi daha iyi kolluyorum çünkü artık beni bir kollayan yok’Güncelleme Tarihi: Eylül 12, 2026 07:00

Cem Gelinoğlu yeni projesinin heyecanı içinde. O bir komedyen ama sohbet ederken kendini ciddiyetle anlatmayı seviyor. Tıpkı filmlerindeki gibi pozitif bir enerjisi var. Gelinoğlu’yla başlıyoruz muhabbete.

◊ İlk kez bir stand-up’la karşımızdasın. Adı ‘Hiperfrontalite’. Ne demek bu?

Hiperfrontalite beynin ön lobunun gereğinden fazla çalışması demek. Bu durumda beynimiz sürekli ‘Acaba doğruyu mu yapıyorum yoksa yanlış mı yaptım’ diye sorguluyor. Aslında mükemmeliyetçilik takıntılı bir beyin ortaya çıkıyor.

Çünkü benim yaşadığım durumun adı hiperfrontalite. Bu da hayatımı çok zorlaştırıyordu. Ve bu hikâye üzerinden beynimin nasıl çalıştığını anlatmaya karar verdim.

Takıntı kelimesi biraz negatif kullanılıyor, bendeki öyle değil. Zihnim çok fazla detaylarla ilgilendiği için her şeyi doğru yapma ve her şeyin mükemmel olması takıntım var.

◊ Bu kadar her şeyin mükemmel ve doğru olmasını isteyen bir beynin varken bu meslek zor değil mi? İşlerin eleştirilecek, esprilerin linçlenecek...

Bu aslında benim için bir cehennem yaratıyor. Bir yandan da yaratıcı tarafıma çok fayda sağlıyor. Bu olayın kendi cenderesi de bu.

◊ Peki, filmlerin güzel gitti, iyi gişeler yaptı. Sosyal medyada çok takip ediliyorsun. Sahneye çıkmak biraz ego tatmini için mi verdiğin bir karar?

Hiç öyle değil. Tatmin duyguları tabii önemli, bunu inkâr edemem ama egomu tatmin etmeye çalışmak gibi bir şey yaşamıyorum. Çünkü egomun öyle bir açlığı yok ve egomu gayet iyi dizginlediğimi düşünüyorum. Jack Fresco’nun bir söyleşisinde duymuştum; “Sinemacılar çabuk depresyona girer ama tiyatrocular öyle değildir çünkü alkışı anında alırlar ve doğru bir şey yaptıklarını hissederler” demişti. Ben de bir sinemacı olarak yıllarımı depresyonla geçirdim, bir de sinema kolektif zekâ isteyen bir şey. Çok fazla dinamik var ve her birini kontrol edemiyorsun. Ben de seyirciyle tabiri caizse biraz daha baş başa kalmak için bu stand-up’ı yaptım. Seyirciye mizahımı içimden geldiği gibi baş başa anlatmak istedim.

Gösteride sizi, ses olarak biriyle tanıştıracağım. Onunla ikimizin hayat boyu verdiği kavgalar ve bizim bakış açımızdan hayatı nasıl algıladığımızı göreceksiniz, insanlar da kendinden çok ortak şey bulacak. Toplumsal anlamda da tespitler barındıran noktalar var. Seyirci biraz benim gözümden dünyayı görecek.

Deliler gibi korktum ama korku bize bunları yaptırıyor. Bizzat seyircimden korkmam çünkü onlar bana her durumda sevildiğimi hissettiriyor. Ama onların karşısına iyi çıkmak ve onlara “İyi ki” dedirtmek istiyorum. O yüzden korktum, çok çalıştım, çalışmaya da devam ediyorum hâlâ. Şunu biliyorum, bu bir süreç. Her geçen gün daha iyi olacağım, bunu bomba gibi bir stand-up’a dönüştüreceğim.

◊ Bir keresinde “Dangalak biri olmayayım diye kendimi düzeltmeye çalışırken yanlışlıkla fazla efendi oldum” demişsin. Bunu biraz açsana...

Gençken tecrübesizlik, benim için eşittir biraz dangalaklık gibiydi. İnsan bazı deneyimler yaşayıp etrafından ilham aldığı insanlardan gördüklerinden sonra şunu anlıyor: ‘Ben galiba biraz dangalağım, bunu düzeltmeliyim.’ Keşke herkes kendi yolculuğunu kendini yetiştirme üzerine kursa. Benim hep kendimle alakalı kavgam vardı.

◊ Bu kadar efendi olmak mizah yapan biri için sence ne kadar doğruydu?

İnsanların bana böyle bir efendiliği atfetmesini değerli buluyorum ama bunu bir şov gibi de sunmak istemiyorum. Bunun dezavantajları da vardır. Önemli olan o beklenmedik şakayı vermek... O efendilik yerini dangalaklığa da elbet bırakıyordur. Zaten beni tanıyanlar da biraz nasıl bir mizah yaptığımı bildikleri için geliyorlar.

İyi yazılmış, güzel düşünülmüş durum komedilerini çok seviyorum. Çünkü bu zorlama bir komedi yaratmıyor. Kariyerimi neredeyse bunun üzerine kurdum. Ben karakterimi kötü bir durumun içine atıp o durumdan kurtarmaya çalışma halini seviyorum. Seyirci de benim filmlerimde bunu seviyor.

Evet, annemi de 39 yaşımdayken kaybettim. Sonra en büyük abimi kaybettim...

Sağ ol, şu an çekirdek ailemde tek abim ve ben varım. Dolayısıyla keşkelerim olarak; ailemin en azından bugünleri görmesini, onlara huzurlu bir yaşlılık yaşatabilmeyi, onlarla çocukluk anılarımı konuşabilmeyi çok isterdim.

Beni hızlı büyüttü. Daha uzun süre çocuk kalmak isterdim. Ama olmadı. Şimdi kendimi daha iyi kolluyorum çünkü artık beni bir kollayanım yok.

‘Bilinmezlik depresyona girmenize sebep olabiliyor’ ◊ “Sahneye çıktım ve hiç kimse esprime gülmedi” gibi olasılıkları düşünüp korkular yaşıyor musun?

Yok. Hiperfrontalitede içinizdeki ses size ‘Ya her şey çok kötü olursa’ der. O yüzden sizi yeni şeyler yapma cesaretinden uzaklaştırır. Belki de sahne işini ‘Cem, gösteri ya kötü geçerse, ya kimse sana gülmezse, ya çok zor durumda kalırsan’ gibi korkularla yıllardır ertelemiştim. Ama zaten artık o sesi yendiğim için sahneye çıkıyorum. Ve ona şunu diyorum: ‘Mükemmel başlangıç yok.’ Gösteri kötü geçerse de olabilir. Önemli olan üzerine gitmek, onu devam ettirebilmek ve büyütebilmek. Yani seyircinin bana gülmeyeceğinden korkmuyorum. Çünkü komik biri olduğumu biliyorum. Bütün mesele sahnede asıl kendimi ortaya çıkarabilmek. Onun için çalışıyorum.

◊ Bir sinema filmi mi yoksa iyi geçen bir sahne şovu mu seni daha çok tatmin eder?

Sinemanın tatmini çok büyük ve uzun soluklu bir şey. Ama depresyonu da çok büyük. Çünkü yaptığınız işi insanlar beğenecek mi, sinemalara gidecek mi, onlarda nasıl duygular bırakacak; hiçbirine şahit olamıyorsunuz. Dolayısıyla bu sizi bir bilinmezliğe sokuyor. O bilinmezlik evde stres olmanıza, tırnaklarınızı yemenize, depresyona girmenize sebep olabiliyor. Sonra “Aslında orada şunu demek istemiştim” de diyemiyorsunuz. Filmin bütününde kontrol edebildikleriniz ve edemedikleriniz var. Stand-up’ta direkt o tepkiyi alıyorsun.  Dolayısıyla onun içsel tatmini daha büyük.

◊ Seni izleyenler, gösteriden sonra komik olman dışında hakkında ne düşünerek oradan ayrılsınlar istersin?

Adamın zor hayatı varmış diyebilirler ama hangimizin hayatı zor değil ki! Bence ben yaptım, siz yapmayın hissi de var. Ama detaylandırmayayım daha fazla.

◊ Seni filmlerinden de dolayı hep güldüren, neşeli, evimizin tatlı abisi gibi gördük. Bunun ardında hayatındaki zorluk neydi ki?

Farklı düşünme biçimi hayatınızı cehenneme çeviriyor. Bir ortamda herkesin normal algıladığı bir olayı sen başka bir açıdan görüp çok tuhaf bulabilirsin. “Burada bir tuhaflık yok mu” dediğinde aslında normlara karşı bir şey yapıyorsun. Bazen uyum sağlarsın, bazen sağlayamazsın. Bazen haksızlığa uğradığını hissedersin. Dolayısıyla bu gerçekten zor bir şey.

Bu sene oldukça yoğun çalışıyorum. Çok komik bir film geliyor. Kâğıt üstünde bile çok eğleniyoruz. Onun ortak yapımcısı da olacağım. İnşallah bu kış sezonunda seyircisiyle buluşacak. Dijital için bir dizi fikrim de var, o da filmden sonra olabilir. Yakında size bolca iş izleteceğim.

Bunun sebebini insan düşünmüyor çünkü bu doğanda varsa oluyor. Hatırladığım en eski görüntüler zaten okuldaki arkadaşlarımı güldürmekti. Sonra öğretmenleri güldürmeye başlıyorsun. Farkında olmadan hayatının bu olduğunu anlıyorsun.

◊ Bir ilaç şirketinde bölge müdürüyken sosyal medyaya yüklediğin videolarla tanınmaya başlıyorsun. Düzenli bir gelirin ve iyi bir işin varken seni oraya iten neydi?

Düzenli işim, gelirim, uykum olduğunda zihnim çok mutlu oluyordu ve kendimi mutlu hissediyordum. Ve o düzenli hayat bana daha bir neşe getirdi. O neşe de o şakaların çıkmasını tetikledi, insanlar da bunu sevdi.

Artık mesleğim bu olduktan sonra o düzenli hayatı tekrar yakaladım. Benim hâlâ çok düzenli bir hayatım var.

◊ Genelde sinemada aşkın peşinde koşan karakterler canlandırdın. Peki, gerçek hayatta aşkı nasıl yaşıyorsun?

İlişkim birçok kişi için sıradan görünebilir ama ilişkimde dibine kadar sorumluluk alırım. Bir ilişkiyi teknik bir şeye dönüştürmeden, daha sarıldığım, daha derin yaşadığım bir şeye dönüştürürüm.

◊ Çapkınlık kelimesi senin lügatimde nereye düşüyor?

Lügatimde nereye düştüğünü hatırlamayacak kadar zaman geçti. Çapkınlık kelimesi benim hayatımda 2010’da falan bitti.

◊ 43 yaşındasın, 27 yaşından beri yok mu çapkınlık?

Evet, son çapkınlık dönemlerimiz o zamanlardı. Çünkü tanınmadığımız dönemlerde, daha gençken daha kaygısızdım. Yürüyordum, koşuyordum, düşüyordum... Ama tabii insanların gönlünde bir yer edinmeye başlayınca onların sana verdiği sorumluluk omzunun üstüne konuyor ve ona uygun yaşamaya başlıyorsun.

Bu haberi paylaş: Facebook Twitter WhatsApp
L
Bu Haberi Hazırlayan
Lumout Medya
Lumout Medya haber ekibi tarafından derlenen bu haber, editoryal standartlarımız çerçevesinde hazırlanmıştır.
12 Eylül 2026, 07:00 9 dk okuma 1 görüntülenme

Yorumlar 0

Yorum Yap

0 / 1000