Manevî mensubiyetin sürekliliği ve kurumsal yapılarda yön değişimi (1)
GÜNCEL SON DAKİKA MANŞET

Manevî mensubiyetin sürekliliği ve kurumsal yapılarda yön değişimi (1)

Merak uyandıran gelişmede; bugün Türkiye'de "cemaat" veya "tarikat" adı altında anılan bazı büyük örgütleri, İslam tarihindeki klasik tarikatların yalnızca büyümüş, zenginleşmiş ve modern teknolojileri kullanmaya başlamış devamları olarak değerlendirmek tarihsel açıdan yanıltıcıdır. İsimlerin, silsilelerin, tasavvufî terminolojinin veya bazı dinî ritüellerin devam etmesi, organizasyon tipinin de a

L
Lumout Medya 21 Eylül 2026, 09:41
736 17 dk
Merak uyandıran gelişmede; bugün Türkiye'de "cemaat" veya "tarikat" adı altında anılan bazı büyük örgütleri, İslam tarihindeki klasik tarikatların yalnızca büyümüş, zenginleşmiş ve modern teknolojileri kullanmaya başlamış devamları olarak değerlendirmek tarihsel açıdan yanıltıcıdır. İsimlerin, silsilelerin, tasavvufî terminolojinin veya bazı dinî ritüellerin devam etmesi, organizasyon tipinin de aynı kaldığını göstermez. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, asıl incelenmesi gereken, manevî öğretinin içeriğinden çok örgütün mülkiyet rejimi, ekonomik faaliyet biçimi, eğitim modeli, insan yetiştirme yöntemi, coğrafî-idarî örgütlenmesi ve ülke yönetimi bürokrasisiyle kurduğu ilişkinin değişip değişmediğidir. Bu ölçütlerle bakıldığında, klasik tarikat ve son 100-150 yılda ortaya çıkan bazı modern dinî yapılanmalar arasında yalnız derece farkı değil, kritik ölçüde organizasyon tipi farkı bulunduğu görülür. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, premodern tarikat esas itibarıyla şeyh ve mürid arasında kurulan manevî terbiye ilişkisine, silsileye, sohbete, zikre ve seyr ü sülûka dayanırken; modern dinî örgüt aynı manevî aidiyeti organizasyon, vakıf, dernek, okul, yurt, medya, finans, profesyonel insan kaynağı ve çok kademeli idarî organizasyonla birleştirebilir. Bu nedenle tarihsel devamlılık varsayımı baştan kabul edilmemeli; tersine, modern korporatif tekniklerin dinî mensubiyet biçimini nasıl dönüştürdüğü araştırılmalıdır. Bu ayrımın ilk ayağı hukukî kişilik ve mülkiyet meselesidir. Premodern İslam dünyasında bugünkü anlamıyla genel amaçlı, üyelerinden ve yöneticilerinden ayrı hukukî kişiliğe sahip, kendi adına mal edinebilen, borçlanabilen, dava açabilen, yöneticileri değiştiği hâlde aynı kurumsal kimlikle devam eden modern corporation biçiminin bulunmadığı yönünde güçlü bir literatür vardır. Timur Kuran bu meseleyi açık biçimde "İslam hukukunda korporasyonun yokluğu" başlığı altında tartışır. Kuran'ın tezi eleştirilmiştir; Muhammad Zubair Abbasi gibi hukukçular klasik İslam hukukunda tüzel kişiliğe benzeyen işlevlerin bulunduğunu, dolayısıyla "hiçbir biçimde hukukî kişilik yoktu" hükmünün fazla geniş olduğunu savunur. Fakat bu tartışma, klasik vakıf veya tarikatın modern anonim organizasyon veya dernekle aynı organizasyon olmadığını değiştirmez. Bu nedenle "Nakşibendiyye'nin şirketi", "Şâzeliyye'nin ortak sermayesi" veya "Ahiliğin holding malvarlığı" gibi ifadeler premodern dönem için bununla birlikte çok dikkatli ve mecazî biçimde kullanılabilir. Klasik bir tarikatın adı, silsilesi ve manevî kimliği süreklilik gösterebilir; bununla birlikte bu süreklilik, o tarikatın mensuplarından ayrı bir ekonomik tüzel kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Kuran'ın 2005 tarihli çalışması bu ayrımın hukuk tarihi bakımından en açık referanslarından biridir; Abbasi'nin karşı eleştirisi ise meseleyi "İslam'da hiçbir kolektif hukukî organizasyon yoktu" gibi gereğinden fazla geniş bir önermeye dönüştürmemeyi sağlar. Vakıf burada en sık gerçekleştirilen kategori hatasının kaynağıdır. İslam tarihinde tekkeler, zaviyeler, hankâhlar ve başka sûfî kurumları için pek çok vakıf kurulmuştur. Bir hükümdar, tüccar, şeyh veya başka bir şahıs bir tekkenin iaşesi, dervişlerin ihtiyaçları, misafirlerin ağırlanması, yapıların bakımı veya belirli dinî hizmetlerin devamı için malını vakfedebilir. Fakat "bir tekke lehine vakıf vardır" önermesi ve "tarikatın tüzel malı vardır" önermesi aynı değildir. Klasik sahih vakıf mantığında vâkıf kendi mülkünü belirli bir amaca bağlar; mal vakfedildikten akabinde kurucunun sıradan özel mülkü gibi serbestçe tasarruf edilebilir olmaktan çıkar. Mütevelli o malın sahibi değildir; vakfiyede belirtilmiş şartlara göre yönetir. Tekkenin şeyhi de kendiliğinden malın şahsî sahibi olmaz. Bir Şâzelî zaviyesine arazi tahsis edilmiş olması, arazinin "Şâzeliyye tarikatının merkezî tüzel kişiliğinin aktifleri" hâline geldiğini göstermez. Nada Moumtaz'ın God's Property çalışması, vakfın modern ülke yönetimi tarafından hukukî kişilik ve bürokratik yönetim kategorileri içerisinde yeniden biçimlendirilmesinin esasen modern döneme ait bir dönüşüm olduğunu gösterir. Nathan Hofer'in Eyyûbî ve Memlük Mısırı üzerine çalışması ve Adam Sabra'nın sûfî kurumlarının ekonomisini ele bölge araştırmaları da tekke ve hankâhların maddî kaynaklardan yararlandığını ortaya koyarken, bu kaynakları modern korporatif sermaye ve eşitlemez. Buradaki fark yalnız hukukî terminoloji değildir; ekonomik işlev de farklıdır. Klasik vakıf belirli bir malı belirli bir amaca bağlama eğilimindedir. Bir hanın geliri tekkenin mutfağına, bir tarlanın mahsulü dervişlerin iaşesine veya belirli bir medreseye tahsis edilmiş olabilir. Modern çok sektörlü örgütsel sermayede ise şirketlerden elde edilen kazanç okul ağına, okul ağından oluşan insan sermayesi başka şirketlere, şirketlerden gelen kaynak medyaya, medya siyasî nüfuza ve siyasî nüfuz yeni ekonomik imkânlara dönüştürülebilir. Başka bir ifadeyle klasik vakıfta ağırlıklı mantık tahsis, modern korporatif örgütte ise stratejik yeniden tahsis olabilir. Bu fark, neden aynı miktarda malvarlığının 2 dönemde aynı siyasî ve toplumsal gücü üretmediğini de açıklar. Bir tekkenin 10 köyden gelen vakıf geliri bulunması ve, farklı sektörlerde şirketleri bulunan ve bunların kaynaklarını tek merkezden başka amaçlara yönlendirebilen modern bir örgütün ekonomik kapasitesi aynı değildir. Klasik tarikat örgütlenmesinin de bütünüyle "hiyerarşisiz" olduğunu söylemek doğru değildir. Şeyh, halife, mürid ve bazı tarikatlarda merkez tekke veya belirli üstün makamlar bulunabilir. Ancak bu manevî ve pedagojik hiyerarşi, modern idarî bürokrasiyle özdeş değildir. Devin DeWeese'in sûfî toplulukların örgütsel gelişimi üzerine çalışmaları, sonraki yüzyıllarda oluşan katı "tarikat" kategorilerini erken dönem sûfî çevrelere geri projekte etmenin sakıncalarını gösterir. Nehemia Levtzion ve Randall Pouwels'in Afrika İslamı üzerine çalışmalarında da Kadiriyye ve Şâzeliyye gibi büyük geleneklerin birçok bölgede yaygın ama merkezî olmayan ağlar biçiminde işleyebildiği görülür. Bir şeyhin bir müride veya halifeye manevî yetki vermesi, modern anlamda "ülke yönetimi sorumlusu → bölge sorumlusu → il sorumlusu → ilçe sorumlusu → organizasyon sorumlusu" biçiminde coğrafî-idarî bir organizasyon şeması kurmak değildir. Birincisinde otoritenin kaynağı büyük ölçüde manevî liyakat, icazet ve karizma iken; ikincisinde personel, resmi açıklama, malî kaynak, görev tanımı ve raporlama zincirleri üzerinden çalışan bürokratik yönetim söz konusudur. Ahilik örneği de bu mülkiyet ayrımını açıklamak için önemlidir. Ahiler üretim, meslek ahlâkı, kalite denetimi, fiyat düzenlemesi, dayanışma ve bazı dönemlerde şehir güvenliği gibi işlevler üstlenebilmişlerdir. Fakat "ahi üretim yapar" ve "Ahilik üretim araçlarının ortak sahibidir" aynı önerme değildir. Üretimin asıl aktörü zanaatkâr olan kişidir. Dükkân, alet, atölye ve sermaye çoğu durumda bireysel veya ailevî ekonomik birime aittir. Bir ahi kendi malını vakfedebilir; bir ahi zaviyesi lehine vakıf kurulabilir; daha sonraki dönemlerde esnaf topluluklarının ortak fonları ve lonca vakıfları da görülebilir. Bunlardan "Ahilik adlı tek bir merkezî tüzel kişilik, üyelerinin üretim araçlarını mülkiyetinde topluyordu" sonucu çıkmaz. Eunjeong Yi'nin 17'nci yüzyıl İstanbul loncaları üzerine yaptığı çalışma, Osmanlı esnaf örgütlerini modern, sabit, sert sınırlı corporationlar olarak değerlendirmemek gerektiğini; üyelik ve örgütlenmenin kritik ölçüde akışkan olabildiğini göstermektedir. Dolayısıyla "Ahi olan kişinin mülkü" ve "Ahiliğin malı" arasında kesin ayrım yapmak gerekir. Senûsiyye ise tam aksine, bu tarihsel dönüşümün başladığı dönemi göstermesi bakımından özel bir yere sahiptir. Senûsiyye 19'uncu yüzyılın ürünüdür. Muhammed b. Ali es-Senûsî tarafından kurulan hareket Sirenayka'da geniş bir zaviye ağı kurmuş, kabile ilişkileri, ticaret yolları, üretim ve kimi güvenlik işlevleri bakımından klasik yerel tekkenin ötesine geçmiştir. Michel Le Gall'in Osmanlı-Senûsî ilişkilerini incelediği çalışması, bazı kabilelerin zaviyelere arazi vakfettiğini ve ekonomik üretimle zaviye ağı arasında ilişkiler bulunduğunu ortaya koyar. Anna Baldinetti de Senûsî ağının daha sonraki Libya siyaseti açısından taşıdığı önemi gösterir. Fakat Senûsiyye'nin bu özelliği, "Orta Çağ tarikatları da modern korporatif örgüttü" sonucunu değil, tersine 19'uncu yüzyılda tarikatın fonksiyon alanının genişlemeye başladığını gösterir. Senûsiyye bir geçiş örneğidir; modern ulaşım, devletleşme, sömürge baskısı ve yeni coğrafî yönetim koşulları tarikat ağının siyasî ve ekonomik işlevlerini büyütmüştür. Çocuk eğitimi meselesinde de tarihsel ayrım dikkatle kurulmalıdır. Premodern İslam toplumlarında çocukların temel dinî eğitiminin olağan kurumları aile, küttâb, sıbyan mektebi, cami çevresi ve hocaydı. Kur'an okuma, temel ibadet bilgisi, ahlâk, yazı ve belli ölçüde fıkıh bilgisi bu genel eğitim alanında verilirdi. Jonathan Berkey'in Memlük Kahiresi üzerine kapsamlı çalışması, temel eğitim ve daha ileri ilmî ve tasavvufî eğitim alanlarının birbirinden ayrılabildiğini göstermektedir. Bazı tekke veya zaviyelerde çocuklara Kur'an veya genel dinî bilgiler öğretilmiş olabilir; bazı şeyhler kendi ailesindeki veya çevresindeki gençlere eğitim vermiştir. Fakat bu, modern anlamda çocukların belirli bir tarikatın gelecekteki kadrosu olarak sistematik biçimde seçilip uzun yıllar örgütsel eğitimden geçirilmesiyle aynı şey değildir. Klasik tasavvuf literatüründe müridlik irade, sorumluluk, disiplin ve şeyhle bilinçli bir terbiye ilişkisi üzerinden tanımlanır. Bundan hareketle seyr ü sülûkun esasen sorumluluk sahibi kişiyi muhatap aldığı söylenebilir. Ancak "bütün klasik tarikatlar bulûğdan evvelden intisabı açık hükümle yasaklamıştır" gibi evrensel bir iddia, belirli klasik risalelerdeki hükümler tek tek gösterilmeden kesin tarihsel kural olarak ileri sürülmemelidir. Modern dönemde ortaya çıkan okul-yurt-burs sistemi ise yapısal olarak başka bir kapasite üretir. Bir dinî örgüt çocuğa yalnız haftada 1 manevî sohbet vermek yerine, ilkokuldan yükseköğretime kadar okul, yurt, burs, özel ders, arkadaş çevresi, üniversite seçimi ve daha akabinde meslek bağlantıları sağlayabiliyorsa, bundan böyle yalnız inanç veya maneviyat öğretmemektedir; kişinin hayat döngüsünü kurumsal olarak şekillendirebilmektedir. Çocuğun eğitim gördüğü organizasyon, barındığı yurt, ekonomik destek aldığı burs, sosyal çevresi, ileride iş bulacağı organizasyon ve meslekî referansları aynı örgütsel ekosisteme bağlıysa, üyelik ve sosyal hareketlilik birbirine bağlanır. Bu durumda örgütten ayrılmanın bedeli de yalnız manevî aidiyet kaybı değildir; arkadaş, iş, barınma, burs, ticaret, statü ve sosyal çevrenin aynı anda kaybedilmesi ihtimali doğabilir. Martin van Bruinessen'in modernleşme ve sûfî örgütlenmelerin dönüşümü üzerine çalışmaları, geleneksel şeyh-mürid ilişkisinin modern dernek, eğitim ve örgüt biçimleriyle birleştiğinde farklı bir kurumsal karakter kazanabileceğini göstermektedir. Mülkiyet açısından modern yapıların en ayırt edici özelliklerinden biri de hukukî sahiplik ve fiilî kontrolün ayrışabilmesidir. Bir organizasyon A kişisinin üzerinde görünür, birkaç yıl akabinde B'ye, akabinde C'ye geçebilir. Bu durum kendi başına hiçbir usulsüzlük kanıtlamaz. Fakat A, B ve C aynı örgütün dar üst çevresindeyse; devirler gerçek piyasa bedeliyle açıklanamıyorsa; malik değişmesine rağmen yönetim, kazanç kullanımı ve stratejik karar merkezi değişmiyorsa; bir kişi örgütten ayrıldığında üzerinde görünen malı bağımsız biçimde yanında götüremiyorsa, hukukî malik ve gerçek kontrol sahibinin aynı olup olmadığı araştırılmalıdır. Modern hukukta beneficial ownership kavramı tam bu nedenden ötürü önemlidir. Dünya Bankası ve UNODC'nin The Puppet Masters çalışması, tapu veya ticaret sicilinde görünen nominal malikin ekonomik karar vericiyle aynı olmayabileceğini ve karmaşık sahiplik zincirlerinin gerçek kontrolü gizleyebildiğini ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Böyle bir düzen kanıtlandığında, teknik hukuk dilinde doğrudan "cemaat tüzel malı" demek her durumda doğru olmayabilir; bununla birlikte sosyolojik olarak örgütsel veya gölge malvarlığı kavramından söz etmek mümkündür: farklı kişilerin üzerinde görünen bununla birlikte uzun dönem boyunca aynı enformel karar merkezinin kontrolünde kalan servet. Bu dönüşüm devletle ilişki bakımından daha da belirgindir. Premodern dünyada ülke yönetimi adamlarının, askerlerin, kadıların veya hükümdarların bir tarikata mensubiyeti mümkündür. Bektaşî-Yeniçeri ilişkisi gibi yoğun kurumsal temaslar da vardır. Ancak bireylerin tarikat mensubu olması ve tarikatın modern ülke yönetimi bürokrasisini kendi organizasyon şemasının alt kollarına dönüştürmesi aynı değildir. Modern anlamda "emniyet sorumlusu", "yargı sorumlusu", "bakanlık sorumlusu", "üniversite sorumlusu" gibi dışarıdaki kamu kurumlarına paralel örgütsel pozisyonlar oluşturuluyorsa, burada manevî mensubiyet sınırı aşılmış olur. Kamu görevlisinin hukukî hiyerarşisi ve dış örgütün enformel hiyerarşisi üst üste binmeye başlar. Bu, klasik tarikatın "ülke yönetimi adamı müridleri vardı" cümlesiyle açıklanamaz; çünkü modern bürokratik devletin personel rejimi, sınav sistemi, profesyonel uzmanlık kurumları ve merkezî karar süreçleri zaten premodern dünyada bugünkü biçimleriyle yoktur. "Cemaat" kelimesinin tarihine ilişkin de bir ayrım yapmak gerekir. Arapça cemâat/jamāʿa kelimesi tartışmasız biçimde 19'uncu yüzyılda ortaya çıkmamıştır; çok daha eski dönemlerden beri topluluk, cemaat ve grup anlamlarında kullanılmaktadır. Osmanlı belgelerinde de çeşitli topluluklar için "cemaat" terimine rastlanır. Fakat bugünkü Türkçede "X cemaati" denildiğinde çoğu zaman kastedilen; ülke yönetimi çapında eğitim, yayıncılık, ekonomik faaliyet, sosyal yardım, öğrenci yurdu, profesyonel ağ ve siyasî bağlantıları olan sürekli örgüttür. Kelime eski olabilir; bununla birlikte bu kelimenin bugünkü korporatif-sosyolojik içeriği modernleşmeyle birlikte oluşmuştur. Dolayısıyla sözcüğün eskiliği ve organizasyon tipinin eskiliği birbirine karıştırılmamalıdır. Bu açıdan modern cemaat veya tarikatın tarihsel yeniliği yalnızca çok para sahibi olması değildir. Asıl yenilik, dinî aidiyetin modern organizasyon, vakıf, dernek, okul ve bürokrasinin örgütsel araçlarıyla birleşmesidir. Klasik modelde bir şeyhin özel mülkü, tekkeye tahsis edilmiş vakıf, müridin kendi ticareti ve tarikatın manevî silsilesi birbirinden ayrılabilir. Modern korporatif örgütte ise aynı merkez teorik olarak bağışları, şirketleri, eğitim kurumlarını, medya kuruluşlarını, burs sistemini, insan kaynağını ve siyasî ilişkileri birbirine bağlayabilir. Böylece dinî otorite sosyal sermayeye, sosyal sermaye ekonomik sermayeye, ekonomik sermaye siyasî erişime ve siyasî erişim tekrar ekonomik güce çevrilebilir. Buradaki asıl tarihsel kopuş, manevî mensubiyetin ekonomik ve bürokratik bir organizasyon teknolojisine dönüşebilme kapasitesidir. Bu nedenle klasik tarikat ve modern dinî-korporatif örgüt arasında şu ayrım korunmalıdır: Klasik tarikatın tekkesi olabilir; bununla birlikte tekkenin vakfı tarikatın serbestçe tasarruf ettiği organizasyon sermayesi değildir. Tarikat mensubu tüccar olabilir; bununla birlikte mensubun şirketi kendiliğinden tarikatın şirketi değildir. Ahi üretim yapabilir; bununla birlikte ahi ustasının dükkânı bütün Ahiliğin ortak malı değildir. Bir sûfî şeyhi çocuklara Kur'an öğretebilir; bununla birlikte bu, çocukların okul-yurt-burs-meslek zinciriyle örgütsel kadroya dönüştürüldüğü anlamına gelmez. Bir ülke yönetimi adamı bir şeyhin müridi olabilir; bununla birlikte bu, tarikatın ülke yönetimi kurumlarının içinde paralel idarî hiyerarşi kurduğu anlamına gelmez. Senûsiyye gibi 19'uncu yüzyıl örnekleri ise bu ayrımların modern dönemde aşınmaya başladığı geçiş alanlarını gösterir. Sonuç olarak, son yüz-yüz elli yıldaki dönüşümü "tarikatların büyümesi" diye açıklamak yetersizdir. Daha doğru ifade, bazı dinî mensubiyet ağlarının modern korporatif ve bürokratik örgüt biçimini içselleştirmesidir. Bu yeni yapı, premodern tekkeden yalnız daha büyük değil, farklıdır. Klasik manevî silsilenin üzerinde şirketler, vakıflar, dernekler, okullar, yurtlar, profesyonel kariyer ağları ve kamu bağlantıları birleştiğinde ortaya çıkan organizasyon bundan böyle yalnız seyr ü sülûk topluluğu değildir. Bu nedenle çağdaş cemaat ve tarikat tartışmasının hukukî ve siyasî merkezine inancın kendisi değil; mülkiyetin gerçek sahibi, paranın nihai kontrolü, çocukların örgütsel sosyalleşmesi, kamu yetkisinin dış sadakat ağlarıyla ilişkisi ve örgütün hesap verebilirliği yerleştirilmelidir. Kaynaklar: Kuran, T. (2005). The Absence of the Corporation in Islamic Law: Origins and Persistence. The American Journal of Comparative Law, 53(4), 785–834. Oxford Academic Kuran, T. (2001). The Provision of Public Goods under Islamic Law: Origins, Impact, and Limitations of the Waqf System. Law & Society Review. Cambridge Abbasi, M. Z. (2012). God's Law v. Corporations: A Critique of the "Islamic Law Matters" Thesis. SSRN Moumtaz, N. (2021). God's Property: Islam, Charity, and the Modern State. University of California Press. Open-access record Hofer, N. (2015). The Popularisation of Sufism in Ayyubid and Mamluk Egypt, 1173–1325. Edinburgh University Press. Google Books Sabra, A. (2021). Economies of Sufism. In A. Papas (ed.), Sufi Institutions. Google Books DeWeese, D. (2018). Organizational Patterns and Developments within Sufi Communities. In The Wiley Blackwell History of Islam. Wiley Levtzion, N., & Pouwels, R. L. (eds.) (2000). The History of Islam in Africa. Ohio University Press. Google Books Yi, E. (2003). Guild Dynamics in Seventeenth-Century Istanbul: Fluidity and Leverage. Brill. Google Books Le Gall, M. (1989). The Ottoman Government and the Sanusiyya: A Reappraisal. International Journal of Middle East Studies. Cambridge Baldinetti, A. (2014). The Origins of the Libyan Nation: Colonial Legacy, Exile and the Emergence of a New Nation-State. Routledge. Google Books Berkey, J. P. (1992). The Transmission of Knowledge in Medieval Cairo: A Social History of Islamic Education. Princeton University Press. Record Van Bruinessen, M. (2009). Sufism, "Popular" Islam and the Encounter with Modernity. In Islam and Modernity: Key Issues and Debates. Google Books Van der Does de Willebois, E., Halter, E. M., Harrison, R. A., Park, J. W., & Sharman, J. C. (2011). The Puppet Masters. World Bank/UNODC. PDF *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer bölge görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. cemaattarikatmaneviyatHasan KöseHasan Köse Independent Türkçe için yazdıHasan KösePazartesi, Eylül 21, 2026 - 09:45Main image: 

Görsel: StockCake

TÜRKİYE'DEN SESLERType: newsSEO Title: Manevî mensubiyetin sürekliliği ve kurumsal yapılarda yön değişimi (1)copyright Independentturkish: 
Bu haberi paylaş: Facebook Twitter WhatsApp
L
Bu Haberi Hazırlayan
Lumout Medya
Lumout Medya haber ekibi tarafından derlenen bu haber, editoryal standartlarımız çerçevesinde hazırlanmıştır.
21 Eylül 2026, 09:41 17 dk okuma 736 görüntülenme

Yorumlar 0

Yorum Yap

0 / 1000