Sabra ve Şatilla soykırımı
Gündemin ön sıralarına taşınan konuda; tarihler 16 Eylül 1982. Beyrut'un batısında 120 bin kişinin yaşam sürdüğü Sabra ve Şatilla kampında yasemin kokulu Filistin akşamlarına duyulan hasretin hüzne dönüştüğü bir akşamüstü... Kaynakların aktardığı detaylara göre, 1948'de yaşanan Nakba (büyük yas günü) işgalci İsrail tarafından evlerinden, vatanlarından çıkarılarak sürüldükleri bu 1 metrekarelik ala
Gündemin ön sıralarına taşınan konuda; tarihler 16 Eylül 1982. Beyrut'un batısında 120 bin kişinin yaşam sürdüğü Sabra ve Şatilla kampında yasemin kokulu Filistin akşamlarına duyulan hasretin hüzne dönüştüğü bir akşamüstü... Kaynakların aktardığı detaylara göre, 1948'de yaşanan Nakba (büyük yas günü) işgalci İsrail tarafından evlerinden, vatanlarından çıkarılarak sürüldükleri bu 1 metrekarelik alana sıkışıp kalalı da tamı tamına 3. Eylül... İlgili kaynaklardan edinilen bilgilere göre, her yeni güne "evlerine dönme umudu" ve uyanırken Filistinli mülteciler, gün yine gurbette sona ermiş, zorlukların kuşanıldığı kampta geceye hazırlık başlamıştı... Sabra ve Şatilla'nın zorunlu meskûnları (ceplerindeki anahtarları okşayarak) umutlarını bir sonraki güne devrederken az akabinde olacaklardan habersiz aileleri ve akşam yemeğine hazırlık yapıyorlardı. Sessizliği bozarcasına havaya üç el ateş edildiğinde tüm hanelerde bir irkilme meydana gelmiş, ardından "İsrailliler hepimizi öldürmeye ulaştı" diyen çığlıklar semayı inletti. İsrail'in işaret fişekleriyle aydınlattığı sokaklara dağılan milisler sahiplerinin isimlerini seslenerek evlere saldırıyor, "siz teröristsiniz, sizi yok edeceğiz" naraları atıyorlardı. Şatilla kampı, 20 Eylül 1982. Katliamın ardından bir sağlık görevlisi kampın yıkıntıları arasında çalışma yürütüyor / Fotoğraf: Wikimedia Commons Sessizce kampa sızan Hristiyan Falanjis milisler bir yandan ellerindeki ağır silahlarla karşılarına çıkan herkesi kurşuna diziyor, kesici aletlerle doğrayıp acımasızca katletmiyorlardı... Bir şekilde kaçmaya personel kampın dışında bekleyen İsrail askerleri tarafından tekrar içeri püskürtülerek adeta "tek bir kişi sağ kalmasın için" çapraz taarruza uğruyordu. Bu korkunç saldırı tam 3 gün sürdü. 28 Eylül'de Sabra Şatilla'yı terk eden 150 kişilik Falanjist milis ardında korkunç bir manzara bırakmıştı. Tamamen sivillerden oluşan kamp sakinleri kadın, çocuk, yaşlı demeden ağır silahlarla katledilmiş, kafaları baltalarla parçalanmış, hamile kadınların karınları yarılmıştı. Kin ve nefret dolu milisler bebekleri öldürmüş, erkekleri duvar önüne sıralayıp topluca kurşuna dizmişlerdi... Evlere, sokaklara, vakit kaybetmeksizin her yere saçılan cesetler, Şaron tarafından Filistinli mültecilere yönelik olarak örgütlenen soykırım vahşetini en korkunç hâli ve ortaya sermekteydi. Sabra ve Şatilla katliamının ardından, Eylül 1982. Kadınlar, kampta öldürülen yakınlarını ararken / Fotoğraf: AFP Soykırım öncesi 1948'de İsrail'in bir terör devleti olarak resmen kurulmasının ardından topraklarına ve evlerine el konulan Filistinliler Lübnan ve Ürdün'e sürülmüşlerdir. Söz konusu zorunlu göçün mağdurları aynı tarihte Beyrut'un batısında kurulan Sabra ve Şatilla kamplarına yerleşmişlerdir. Sonraki süreçte Lübnan'da bulunan çok sayıdaki mülteci kamplarının korumasını ise dönemin Filistin Örgütü FKÖ tarafından sağlanmaktaydı. 1975'te Lübnan'da Hristiyan Falanjistler, Sünni kanat, Şii kanat ve FKÖ arasında bir iç savaş başlamış ve bu durum bölgedeki kaosu tırmandırmıştı. İşte bu kargaşa esnasında 6 Haziran 1982'de dönemin İsrail Başbakanı Menahem Begin'in (Deir Yassin katliamını gerçekleştiren katil) desteği ve Savunma Bakanı Ariel Şaron öncülüğünde Lübnan işgal edilmişti. Lübnan'da bulunan Filistin nüfusundan rahatsızlık duyan tarafların desteğini arkasına bölge İsrail, işgalin vakit kaybetmeksizin ardından FKÖ'nün Lübnan'ı terk etmesini istemişti. Neticede ülkeyi terk etmemek için dirense de yoğun baskılar FKÖ'yü buna mecbur etmişti. FKÖ'nün Lübnan'ı terk etmesi hâlinde korumakta olduğu kampların güvenliği gündeme geldiğinde ise kamplara asla dokunulmayacağı ve korunacağına dair Şaron ve Ronald Reagan tarafından teminat verilmiştir. Oysa bütün bunlar İsrail'in Lübnan üzerindeki planlarının bir parçasıdır! Bölgede kendi varlıklarını güçlendirecek bir yönetimi elinde bulunduranlar kurmak için harekete geçen İsrail, tüm kozlarını ortaya koyarken bunun için iç ve dış destekli stratejiler çok önceden belirlenmişti. Nitekim İsrail 23 Ağustos 1982'deki seçimlerden Beşir Cemayel'in Cumhurbaşkanı olarak çıkmasını sağlamıştı. Hristiyan Falanjist örgütü lideri olan ve pek çok Filistinli katliamının sorumlusu olan Beşir Cemayel'in Başkan seçilmesinden sonraki 2 hafta içerisinde FKÖ bütün unsurları ve Tunus'a gönderilmişti. Ancak 14 Eylül 1982'de Falanjistlerin lideri, Cumhurbaşkanı Cemayel'in bir suikast ve öldürülmesi neticesinde faillerinin bulunmamış olmasına rağmen Filistinlileri hedef almış oldu. Ariel Şaron "Filistin kamplarında terörist bulunduğu" iddiası ve kamuoyu oluşturmaya başlamış, özellikle Sabra ve Şatilla'yı hedefe koymuştu. Böylelikle İsrail kendisi bir terör devleti olduğu hâlde işgal ettiği Lübnan'da terörist avına çıkmıştı. Sabra ve Şatilla kampının havadan görüntüleri alınmış, planlar hazırlanmış ve nihayet Şaron yönetiminde Falanjistlerin eli ve korkunç bir soykırım gerçekleştirilmiştir... Katliam uluslararası anlamda tepkilere yol açınca İsrail bir araştırma komisyonu kurmuş, komisyon 1983'te yayınladığı raporda Şaron'u bireysel olarak sorumlu tutmuş ve Şaron Savunma Bakanlığından istifa etmişti. Ancak bu durumun uluslararası kamuoyunun tepkisine karşı ustaca planlanmış bir manipülasyon olduğu çok geçmeden anlaşılacaktı. Ariel Şaron, Beyrut’ta, 15 Eylül 1982. Sabra ve Şatilla katliamından 1 gün evvelden çekilen fotoğrafta dönemin İsrail Savunma Bakanı Şaron, Beyrut girişlerinde görülüyor / Wikimedia Commons Zira "Beyrut Kasabı" Ariel Şaron tıpkı (Deir Yassin katliamını gerçekleştiren Menahem Begin gibi) 2001'de İsrail Başbakanlığına getirilerek işlediği katliamlardan dolayı bir bakıma terfi ettirilmişti. Tüm bunlar olurken Sabra Şatilla katliamından kurtulan 23 kişinin Belçika'da Şaron aleyhine açmış olduğu dava ise devam etmektedir. Sonuç hiç de şaşırtıcı olmayacak, Şaron söz konusu katliamdan sorumlu tutulduğu hâlde 2002'de "yetkisizlik" gerekçesi ve dava düşürülecekti. Esasında bu vahşet, İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron'un ilk katliamı olmadığı gibi son katliamı da değildi. 14 yaşında İsrail ordusuna giren Şaron Ekim 1953'te 25 yaşındayken Filistin'in Kibya köyüne bir gece yarısı baskını düzenlemiştir. 600 askerden oluşan 101. Tim gece yarısı sızdığı Kibya köyünde tüm evlere tek tek girerek katliamlar yapmış, köyden çıkarken de evleri dinamitle donatarak tamamını bombalamıştır. Uluslararası Güvenlik Meclisi evlerinde ve köylerinde uğradıkları bu korkunç vahşetle katledilen Filistinlilerin katillerini tespit etmiş olmasına rağmen, sadece kınamakla yetinmiştir. Cenin Mülteci Kampı, 24 Nisan 2002. İsrail saldırılarının ardından yıkılan yapıların enkazında arama yapan Filistinliler / Fotoğraf: AFP Cenin katliamı Siyonist Ariel Şaron'un katliamları bitmek bilmemiş, bu kez dünyanın gözü önünde Başbakan olduğu İsrail'de 29 Mart 2002'de "terörle mücadele" gerekçesi ve Cenin kampına saldırılmıştır. Ki, Cenin 1948 işgalinde Hayfa kentinden ve civar köylerden gelen mülteciler için 1 km alana kurulmuş olup 13 bin 755 sivil Filistinlinin yaşam sürdüğü bir mülteci kampıdır. 3 Nisan'da kuşatma altına alınan Cenin kampında İsrail toplu kıyım ve imha saldırıları ve tarihe geçecek bir katliam daha gerçekleştirmiştir. Üstelik saldırı sonrası 12 gün süresince abluka altında tutulan kamp, dünyadan tecrit edilmiş, BM kararına aykırı olarak ambulans girişine dahi izin verilmemişti. Saldırı esnasında 13 bin Filistinli katledilmiş, ağır yara bölge 1.500 Filistinli hiçbir tıbbi müdahaleye izin verilmeden içeride tutulmuştu. Katliamın deşifre olmasından akabinde BM inceleme gereği bile duymadan saldırıları "Katliam" olarak değil, "İsrail aşırı güç kullanmıştır" şeklinde tanımlamıştır. "Kasap Şaron"un kin, nefret ve korkunç katliamlarla dolu geçen 85 yıllık ömrü 2006'da geçirdiği beyin kanaması sonrası 8 yıl komada kalarak 2014'te sona ermiştir... Bilge Lider Alija İzzetbegoviç'in tabiri ve "unutulan soykırım tekrarlanır" gerçeğinden hareketle, tüm soykırımlar gibi Sabra-Şatilla soykırımını da unutmadık! Unutanların kanı kurusun! *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer bölge görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Sabra ve ŞatillabeyrutlübnanAYŞE MÜZEYYEN TAŞÇIAyşe Müzeyyen Taşçı Independent Türkçe için yazdıAyşe Müzeyyen TaşçıCuma, Eylül 18, 2026 - 07:45Main image:
Sabra ve Şatilla katliamının ardından, 19 Eylül 1982. Sabra kampında yıkıntılar arasında oturan Filistinli kadınlar. Katliamın ardından kampta pek çok sivilin cansız bedeni bulundu / Fotoğraf: Chris Steele-Perkins
TÜRKİYE'DEN SESLERType: newsSEO Title: Sabra ve Şatilla soykırımıcopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap