18.09.2026
SON DAKİKA
Son Dakika: İstanbul arkeoloji müzelerinde tarihi dönüşüm! 54 bin çini restore edildi: Yüzlerce eser bir kez daha sergide Dikkat Çeken Gelişme: 8 ayda 75 bin 814 şirket! Türkiye’de bir tek o ilde şirket kurulmadı Son Dakika: Bakan Yumaklı duyurdu: Tarımda güncel dönem için seferberlik Son Dakika: Bakan Kacır duyurdu: TEKNOFEST 2026 Diyarbakır’da başlangıç yaptı! 5 bin öğrenci teknoloji için yarışıyor Bu modelleri kullananlar dikkat! Volkswagen bedelsiz değiştirecek Bakan Işıkhan’dan etkin Türkiye vurgusu: Kazanan 86 milyon olacak Fındık fiyatı 190 TL'ye geriledi! Gören oraya koştu, binlerce üretici sıraya girdi Gündem Yaratıyor: İstanbul Havalimanı'nın 4.pisti faaliyete başladı! Bakan Uraloğlu duyurdu: Toplam pist sayısı 6'ya tırmandı Trabzonspor'da Galatasaray maçı öncesi en güncel durum Dikkat Çeken Gelişme: Çorum FK, Süper Lig'de Alanyaspor'u konuk edecek Son Dakika: İstanbul arkeoloji müzelerinde tarihi dönüşüm! 54 bin çini restore edildi: Yüzlerce eser bir kez daha sergide Dikkat Çeken Gelişme: 8 ayda 75 bin 814 şirket! Türkiye’de bir tek o ilde şirket kurulmadı Son Dakika: Bakan Yumaklı duyurdu: Tarımda güncel dönem için seferberlik Son Dakika: Bakan Kacır duyurdu: TEKNOFEST 2026 Diyarbakır’da başlangıç yaptı! 5 bin öğrenci teknoloji için yarışıyor Bu modelleri kullananlar dikkat! Volkswagen bedelsiz değiştirecek Bakan Işıkhan’dan etkin Türkiye vurgusu: Kazanan 86 milyon olacak Fındık fiyatı 190 TL'ye geriledi! Gören oraya koştu, binlerce üretici sıraya girdi Gündem Yaratıyor: İstanbul Havalimanı'nın 4.pisti faaliyete başladı! Bakan Uraloğlu duyurdu: Toplam pist sayısı 6'ya tırmandı Trabzonspor'da Galatasaray maçı öncesi en güncel durum Dikkat Çeken Gelişme: Çorum FK, Süper Lig'de Alanyaspor'u konuk edecek
48,7782 56,0456 65,3716 6.878,16
"Savaş sadece evimizi değil, tüm hayatımızı aldı"
GÜNCEL SON DAKİKA MANŞET

"Savaş sadece evimizi değil, tüm hayatımızı aldı"

Edinilen bilgilere göre; visal Derneği, Gazze'deki savaştan kaçarak Mısır'a sığınan binlerce kişiye Türk hayırseverlerin yardımlarını ulaştırdı. Türkiye'den yardım turuna eşlik eden gazeteci Cahide Hayrunnisa Çiçek ve yazar Ayşe Sevim, Kahire'de savaşın yaralarını tedavi ettirmeye çalışan Filistinli hemşire Nur Al-Akta ve görüştü. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, al-Akta, Gazze'nin kuzeyindek

L
Lumout Medya 18 Eylül 2026, 15:07
323 18 dk
Edinilen bilgilere göre; visal Derneği, Gazze'deki savaştan kaçarak Mısır'a sığınan binlerce kişiye Türk hayırseverlerin yardımlarını ulaştırdı. Türkiye'den yardım turuna eşlik eden gazeteci Cahide Hayrunnisa Çiçek ve yazar Ayşe Sevim, Kahire'de savaşın yaralarını tedavi ettirmeye çalışan Filistinli hemşire Nur Al-Akta ve görüştü. Meselenin ayrıntılarına bakıldığında, al-Akta, Gazze'nin kuzeyindeki Cibaliye'de başlayan hayatının bombardımanlarla nasıl altüst olduğunu, ailesinden kaybettiklerini, eşi ve çocuklarıyla verdiği yaşam mücadelesini ve Mısır'a uzanan yolculuğunu aktarımda bulundu. "Evimizde 11 kardeştik" Al-Akta, savaş öncesindeki hayatını büyük bir aile evinde, kalabalık ve huzurlu bir ortamda geçirdiğini dile getirdi. Bu süreçte dikkat çekici bir diğer nokta, cibaliye el-Beled'deki evlerinin 5 katlı olduğunu belirten Al-Akta, ailesinin farklı katlarda yaşadığını aktarımda bulundu. "6 kız ve 5 erkek kardeştik. Kız kardeşlerimle aynı odayı paylaşırdık. Eşyalarımız yüzünden kavga ederdik ama birbirimizi çok severdik. Yan yana uyurduk" diyen Al-Akta, evlerinin önündeki avluda ailenin çocuklarının her akşam birlikte oynadığını aktardı. Babaannesinin yatağa bağımlı olduğunu ve bakımını kendisiyle kız kardeşlerinin üstlendiğini belirten Al-Akta, savaşın ailesinin hayatını tamamen değiştirdiğini dile getirdi: Babaannem beni çok severdi. Bana sürekli takılar ve çikolatalar alır, bana sarılırdı. Ama kader böyleymiş. Babaannem savaşta şehit oldu. Evimiz de bombalandı ve bütün o güzel hayatımızdan geriye hiçbir şey kalmadı. Şu an ailem Gazze'de ve onlarla her zaman iletişim kuramıyorum. Onlara her ulaşamadığımda başlarına bir şey geldiğini düşünüp çok korkuyorum. Visal Derneği aracılığıyla ulaştırılan yardımların ardından, Türkiye’den giden gazeteci Cahide Hayrunnisa Çiçek ve yazar Ayşe Sevim, savaştan kaçıp Mısır’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Filistinli ailelerle dayanışma içinde / Fotoğraf: Independent Türkçe   "10 dakikada evinizi boşaltın dediler" Hemşirelik eğitimi aldığını belirten Al-Akta, savaş başlamadan evvelden doktor olmak istediğini bununla birlikte maddi imkânsızlıklar nedeniyle hemşirelik okuduğunu dile getirdi. 7 Ekim 2023'te başlayan savaşın ilk günlerinde yaşananları anlatan Al-Akta, ilk başta çatışmaların kısa sürede sona ereceğini düşündüklerini aktardı: Uyuyorduk. Roketlerin ve füzelerin sesine uyandık. Çok fazla füze vardı. İlk başta bunun 1 hafta veya 2 hafta sürecek sıradan bir savaş olduğunu düşündük. 3 yıl süreceğini hiç tahmin etmedik. Hatta savaş hâlâ sürmektedir. Al-Akta, savaşın 3. gününde evlerinin boşaltılması için telefonla uyarıldıklarını aktarımda bulundu: Bize, 'Evi boşaltmanız için 10 dakikanız var' dediler. Düşünsenize, bir evi 10 dakika içinde nasıl boşaltabilirsiniz? Nereye gideceğimizi, nereye sığınacağımızı bilmiyorduk. Ailesinin yaşadığı bölgedeki yaklaşık 15-20 evin de boşaltılmasının istendiğini söyleyen Al-Akta, mahallede büyük bir panik yaşandığını vurguladı: Çığlık atmaya başladık. 'Hadi, çabuk olun. Evden çıkın, zamanımız yok' diye bağırıyorduk. Yanımıza hiçbir şey alamadık. Paramızı, kıyafetlerimizi, belgelerimizi ve eşyalarımızı bıraktık. Sadece canımızı kurtarmak için çıktık. Enkazın altından oğluyla çıktı Al-Akta, ailesinin evine sığındığı sırada yaşadığı bombardımanı da aktarımda bulundu. Bitişikteki evin vurulduğunu belirten Al-Akta, kendisinin ve oğlu Ömer'in enkaz altında kaldığını dile getirdi: Her yer karanlıktı. Ben kanıyordum, kendimde değildim. Her tarafım toz, moloz ve enkaz içindeydi. Oğlumu kucağıma aldım. Babam beni enkazdan çıkardı. Oğlunun uzun süre uyanmadığını belirten Al-Akta, sokakta çocuğunun öldüğünü düşünerek yardım istediğini aktarımda bulundu: Oğlum öldü, Ömer öldü' diye ağlıyordum. Bir adam beni evine götürdü, üzerimi örttü ve bana başörtüsü sundu. Oğlumun yüzünü suyla yıkadı. Daha akabinde eşim beni hastaneye götürdü. Ömer'in hastanede tedavi edildiğini belirten Al-Akta, yaşadığı şok nedeniyle 2 gün boyunca yemek yiyemediğini ve sütü kesildiği için oğlunu emziremediğini dile getirdi. Ailesinden pek çok kişiyi kaybetti Al-Akta, Cibaliye'deki İsrail bombardımanlarında dedesi, babaannesi, amcaları ve kuzenleri de dâhil olmak üzere pek çok yakınını kaybettiğini dile getirdi: İlk bombardımanda bizim evin olduğu yerde büyük bir katliam yaşandı. Yaklaşık 80 kişi şehit oldu. Babaannem, amcalarım, erkek ve kız kuzenlerim şehit oldu. Komşularımızdan ve başka ailelerden de pek çok insanı kaybettik. Savaş öncesinde hiç bu ölçekte ölüm görmediğini belirten Al-Akta, hastanelerde gönüllü çalışmaya başladıktan akabinde da pek çok ağır yaralanma ve ölüm vakasına tanık olduğunu aktardı. Hastanelerde gönüllü hemşirelik gerçekleştirdi Savaşın başlamasından yaklaşık 3 ay akabinde hastanelerde gönüllü çalışmaya başladığını söyleyen Al-Akta, bir yandan da üniversite eğitimini çevrim içi sürdürdüğünü vurguladı: Yaraların pansumanını yapıyor, serum takıyor, yaraları temizliyor ve iğne yapıyordum. Savaş sırasında hem gönüllü çalıştım hem de üniversitedeki derslerime çevrim içi devam ettim. Al-Akta, hastanelerde yaşadığı en zor olaylardan birinin yaralı ve yakınlarını kaybetmiş kadınlarla ilgilenmek olduğunu aktarımda bulundu. Hastanede tedavi gören Fatma isimli bir kadının evvelden eşini, 2 gün akabinde anne, baba ve kardeşlerini, 2 hafta akabinde ise çocuklarını kaybettiği haberini aldığını aktaran Al-Akta, "Bana, 'Keşke geride sadece bir kişi bile kalsaydı' diyordu. Onun yaşadıkları hâlâ kalbimi acıtıyor" dedi. Ancak hastanelerde umut veren anların da yaşandığını belirten Al-Akta, birbirini kaybeden insanların zaman zaman hastanelerde buluştuğunu ve yaralıların iyileşmesine yardımcı olmanın kendisi için büyük bir teselli olduğunu dile getirdi. Bir Filistinli çocuk, taktığı kefiye ve yaptığı "zafer" işaretiyle umudunu canlı tutuyor / Fotoğraf: Independent Türkçe​​​​​   "Okulda 3 gün kuşatma altında kaldık" Al-Akta, 21 Aralık 2023'te İsrail askerlerinin yaşadığı bölgeye girdiğini ve ailesiyle birlikte bir eve sığındıklarını aktarımda bulundu: Birden insanlar 'Ordu, silahlı kuvvetler' diye bağırmaya başlangıç yaptı. Dışarı çıktığımızda tankları gördük. Hoparlörlerden hepimizin okullara gitmesi emredildi. Yaklaşık 300 Filistinli kadının bulunduğu okulda 3 gün boyunca kuşatma altında kaldıklarını belirten Al-Akta, erkeklerin okul bahçesine çıkarıldığını, ellerinin bağlandığını ve kıyafetlerinin çıkarıldığını dile getirdi. Al-Akta'nın anlatımına göre okulda bulunan erkeklerin bir kısmı götürüldü, bazıları ise daha akabinde geri getirildi. Kadınların da okuldan çıkarken belirli kurallara uymalarının istendiğini söyleyen Al-Akta, "Sağa, sola veya geriye doğru hareket etmememiz gerektiği söylendi. Yanımızdaki eşyaları almamıza izin verilmiyordu. Çocuklarımızla birlikte yürümek zorundaydık" dedi. "3 gün boyunca su ve yemek yoktu" Okulda 3 gün boyunca yiyecek ve su sıkıntısı yaşadıklarını belirten Al-Akta, yanında bulunan küçük oğluna da kısıtlı miktarda süt verebildiğini dile getirdi. Çocuğum sürekli ağlıyor ve çığlık atıyordu. Mama hazırlamak için su yoktu. Ona günde sadece 2 kez süt verebiliyordum. Uyuması için Kur'an okuyordum ve Allah'a dua ediyordum. Al-Akta, askerlerin kendilerine su ve yemek vermediğini, buna karşın askerlerin önlerinde yemek yiyip su içtiklerini öne sürdü. Okuldan çıkarıldıkları sırada silahların üzerlerine doğrultulduğunu belirten Al-Akta, bazı kadınların sorguya çekildiğini ve yakınları hakkında resmi açıklama vermeye zorlandığını aktarımda bulundu. Al-Akta ayrıca, bazı kadınların cinsel saldırıya ve kötü muameleye maruz kaldığını, erkeklerin de cinsel saldırı ve işkence gördüğünü aktardı. Kendisinin ise cinsel saldırıya uğramadığını söyleyen Al-Akta, "Allah'a şükür, ben böyle bir şey yaşamadım. Arkadaşlarım bana kendilerine yapılanları anlattılar" dedi. İsrail saldırılarında yaralanan bir Filistinli, vücudundaki ağır yanık izlerini cep telefonundaki fotoğraflarla gösteriyor / Fotoğraf: Independent Türkçe   "Erkeklere de işkence yapıldığını gördük" Al-Akta, okuldan ayrılan erkeklere yönelik ağır kötü muamele ve işkence uygulandığını da aktardı. Erkeklerin kıyafetlerinin çıkarıldığını, bazı kişilerin diri diri toprağa gömüldüğünü, sopa ve silah dipçikleriyle dövüldüğünü ve üzerlerine soğuk su döküldüğünü anlatan Al-Akta, yaşlı bir kişinin gördüğü işkence nedeniyle hayatını kaybettiğini dile getirdi. Al-Akta ayrıca, okulun kapısının önünde öldürülen kayınbiraderinin parçalanmış bedenini ailesinin gözleri önünde gördüğünü aktarımda bulundu: Kayınvalidem oğlunun yanından geçti ama onu örtemedi, vedalaşamadı, öpüp uğurlayamadı. Sadece yanından geçmek zorunda kaldı. Bu bizim için çok ağır bir andı. "Ailem benim şehit olduğumu sandı" İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyi ve güneyi arasında kontrol noktası oluşturduğunu belirten Al-Akta, ailesinin büyük bölümünün güneye göç ettiğini bununla birlikte kendisinin eşi ve kayınpederinin ailesiyle kuzeyde kaldığını dile getirdi. Ailesinin güneye gitmeden evvelden kendisini de beraberlerinde götürmek istediğini anlatan Al-Akta, eşini bırakmak istemediğini belirterek kuzeyde kaldığını dile getirdi: Babam bana, 'Hoşça kal kızım, kendine dikkat et' dedi. Kardeşlerim de 'Allah bilir, seni bir daha görebilecek miyiz' diyerek el salladılar. Savaş boyunca yaklaşık 1,5 yıl ailemi göremedim. İletişimin kesildiği dönemde ailesinin de kendisinden resmi açıklama alamadığını belirten Al-Akta, ailesinin kendisinin, eşinin ve çocuklarının hayatını kaybettiğini düşündüğünü dile getirdi: Sonunda iletişim kurduğumuzda sevinçten ağladılar. Bana, 'Senin, eşinin ve çocuklarının şehit olduğunu düşündük' dediler. 21 gün boyunca karanlıkta yaşadı Al-Akta, okuldan çıkarıldıktan akabinde Gazze'nin batısındaki üniversite binalarına sığındıklarını dile getirdi: Üniversiteler yıkılmıştı. Duvarların çoğu yoktu. Enkazların arasında yaşamaya çalışıyorduk. Bana bir battaniye verdiler. Çok az param vardı. Kendime ve oğluma birer ceket aldım. Süt ve bez aldım. Sonra param sona erdi. Üniversitede 21 gün kaldığını belirten Al-Akta, elektrik ve su bulunmadığını dile getirdi. 21 gün boyunca karanlıkta uyudum. Telefonumu şarj edemiyordum. Oğlum karanlıktan korkup bütün gece ağlıyordu. Onu kucağımda tutuyordum. Yiyecek sıkıntısının da çok ağır olduğunu anlatan Al-Akta, "Günde sadece bir ekmek ve bir bardak su tüketiyordum" dedi. Kıyafetlerini yıkamak için denize yürüdüğünü belirten Al-Akta, kendisi ve oğlunun yalnızca ikişer takım kıyafeti bulunduğunu dile getirdi: Bu sebeple denizden çok nefret ediyorum. Çünkü deniz bana göç etmenin acılarını hatırlatıyor. "Eşimin yaralandığını öğrenince 4 rekat namaz kıldım" Al-Akta'nın hayatındaki en ağır dönemlerden biri de eşi Halil'in ağır yaralanmasıyla başlangıç yaptı. 25 Aralık'ta eşiyle görüştüğünü ve birlikte yemek yediklerini anlatan Al-Akta, ertesi gün eşinin yaralandığı haberini aldığını aktardı: Bana eşimin yaralandığını, hatta belki de şehit olduğunu söylediler. Ağladım ama çığlık atmadım. Hemen kalkıp Rabbimin huzurunda 4 rekat namaz kıldım. Eşimin ölmemesi, bize ve çocuklarına bağışlanması için dua ettim. Sabah hastaneye gittiğinde eşinin durumunun çok ağır olduğunu gördüğünü belirten Al-Akta, eşinin yüzünün ve vücudunun ciddi şekilde yaralandığını dile getirdi: Doktorlar 24 saat ömrü kaldığını ve yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. Sonra Ürdünlü bir sağlık ekibi ulaştı ve eşime ameliyatlar yaptılar. Al-Akta, eşinin sağ gözünü kaybettiğini, sağ elindeki 2 parmağının ampute edildiğini ve bacağına platin takıldığını vurguladı. 5 ay boyunca tekerlekli sandalyede kaldığını söyleyen Al-Akta, eşinin 11 gün boyunca komada kaldığını da aktardı. "Ben onun gözleri ve elleri oldum" Eşinin ağır yaralanmasının ardından tüm bakımını kendisinin üstlendiğini belirten Al-Akta, o dönemde aynı zamanda hamile olduğunu aktardı: Yaralarındaki pansumanları değiştiriyordum, serumlarını takıyor, iğnelerini yapıyor, onu besliyordum. Tuvalete gitmesine yardım ediyor, temizliğini yapıyordum. Sonra çocuğumun yanına gidiyordum. Üstelik hamileydim ve hamileliğim çok zor geçiyordu. Eşinin ellerini kullanamadığını ve görme kaybı yaşadığını belirten Al-Akta, "Ben onun elleriydim, ben onun gözleriydim" dedi. Maddi imkânsızlık nedeniyle eşinin tedavi ve beslenme masraflarını karşılamak için altınlarını sattığını anlatan Al-Akta, "Babamdan kalan altın kolyem, bileziklerim ve yüzüklerim vardı. İlaç ve yiyecek alabilmek için onları parça parça sattım" diye açıklamalarda bulundu. Hamileyken suyu denizden taşıdı Al-Akta, eşinin henüz yürüyemediği dönemde evin bütün sorumluluğunu üstlendiğini dile getirdi: Evin içinde hem erkek hem kadın bendim. Ateşi ben yakıyor, yemeği ben hazırlıyor, suyu ben taşıyor, pazara ben gidiyordum. Eşimi tekerlekli sandalyeyle doktora götürüyordum. Bütün bunları hamileyken yapıyordum. Temiz su bulmanın da büyük bir mücadele olduğunu anlatan Al-Akta, su tankerleri geldiğinde bidonları kendisinin taşıdığını, zaman zaman denizden de su getirdiğini vurguladı. Ekmek yapmak için uzun mesafeler yürüdüğünü söyleyen Al-Akta, "Karnım büyümüştü. Kumların üzerinde yürümek çok zordu. Çadırımız 2 parça eski ve yırtık bezden oluşuyordu" dedi. Oğlu doğduktan 1 gün akabinde yoğun bakıma alındı Al-Akta, ikinci çocuğu Mahmud'u savaşın ağır koşulları altında dünyaya getirdiğini dile getirdi: Bebeğim için hiçbir şey hazırlayamamıştım. Ne kıyafeti ne başka bir ihtiyacı vardı. Eşimin kız kardeşi kendi bebeğinin kıyafetlerinden sundu. Mahmud'un doğumdan 1 gün akabinde yoğun bakıma alındığını belirten Al-Akta, bebeğinin menenjit geçirdiğini ve yaklaşık 1 ay hastanede kaldığını aktarımda bulundu. Ben de onunla hastanede kaldım. Diğer çocuğumu ve eşimi evde bırakmak zorunda kalıyordum. Sadece 2 saatliğine eve gidip onları kontrol ediyor, akabinde tekrar hastaneye dönüyordum. Doğum sonrasında da yeterli beslenemediğini belirten Al-Akta, "Sabah bir ekmek, akşam bir ekmek yiyordum. Yeni doğum yapmış bir kadının beslenmesi gerekir ama et ve meyve yoktu. Olanlar da çok pahalıydı" dedi. "Gece bizim için bir canavar gibiydi" Gazze'de gecelerin kendileri için ayrı bir korkuya dönüştüğünü belirten Al-Akta, elektriksiz ve karanlık geceleri şöyle aktarımda bulundu: Akşam ezanı okunduğunda oturup ağlıyor ve 'Allah'ım, gece ulaştı' diyorduk. Gece gelsin istemiyorduk. Çünkü gece bizim için bir canavar gibiydi. Ekim ayının başında saldırıların yeniden yoğunlaştığını ve hastanelerin yaralıları tedavi edecek imkânlarının kalmadığını söyleyen Al-Akta, yaralıların sokaklarda hayatını kaybettiğini vurguladı. Daha akabinde yeniden göç etmek zorunda kaldıklarını anlatan Al-Akta, Şucaiyye bölgesinde, el-Ma'madani Hastanesi yakınlarında çadırlarda yaşadıklarını dile getirdi. "Bir elma 30 dolara kadar çıkıyordu" Gazze'deki kıtlığın yaşamlarını doğrudan etkilediğini belirten Al-Akta, bazı temel gıdaların fiyatlarının çok yükseldiğini dile getirdi: Bir elmanın fiyatı yaklaşık 30 dolara kadar çıkıyordu. Unun 1 kilogramı yaklaşık 50 dolardı. İnsanların yiyecek alması neredeyse imkânsızdı. 25 Aralık'ta eşiyle buluştuğunu ve birlikte yemek yediklerini anlatan Al-Akta, eşinin kendisine bir elma, salatalık, domates, 2 kilogram un ve 3 patates getirdiğini dile getirdi. Domatesli yumurta yaptım, hamur yoğurdum ve ekmek yaptım. Birlikte kahve içtik. Yaklaşık 20 gram kahvemiz vardı. Oturduk ve konuştuk. Bir gün akabinde eşinin yaralandığı haberini aldığını belirten Al-Akta, hastanede eşinin ağır yaralı hâlini gördüğünü ve uzun süre dua ettiğini dile getirdi. Türkiye’den Mısır’a giden gazeteci Cahide Hayrunnisa Çiçek ve yazar Ayşe Sevim, savaş mağduru Filistinli ailelerin yanında oldu / Fotoğraf: Independent Türkçe​​​​​​​   "Savaş sadece evimizi değil, tüm hayatımızı aldı" Al-Akta, savaş öncesindeki hayatı ve bugününü karşılaştırırken en büyük kaybın yalnızca evlerini kaybetmek olmadığını vurguladı: Savaştan evvelden hayatımız çok güzeldi. Maddi durumumuz da iyiydi. Ama savaş geldiğinde her şeyimizi elimizden aldı. Hayallerimizi, anılarımızı, paramızı ve evlerimizi aldı. Çocuklarının büyüdüğünde geçmişlerini sormasından endişe ettiğini belirten Al-Akta, "Yarın oğlum büyüdüğünde bana, 'Anne, bizim evimiz nerede? Neden kiralık bir evde yaşıyoruz?' diye sorarsa ona ne diyeceğim? Gerçekten bilmiyorum" dedi. "Umre'ye gitmek ve evime dönmek istiyorum" Al-Akta, savaşın ardından gerçekleştirmek istediği hayallerinin başında eşiyle birlikte Umre'ye gitmek olduğunu aktarımda bulundu: Allah'ın izniyle Umre'ye gitmek ve Beytullah'ı ziyaret etmek istiyorum. Eşimle birlikte gitmek en büyük hayallerimden biri. En büyük dileğinin Gazze'ye, evine ve ailesine dönmek olduğunu belirten Al-Akta, "Vatanıma dönmek, anneme ve babama sarılmak, aileme, kardeşlerime ve arkadaşlarıma kavuşmak istiyorum. Ülkeme ve savaştan önceki hayatıma geri dönmek istiyorum" şeklinde açıklamalarda bulundu. Eşinin tedavilerinin tamamlanmasını da istediğini söyleyen Al-Akta, eşinin görme kaybının giderilmesi, eli, boynu ve yüzü için gerekli ameliyatların yapılması ve yeniden normal hayatına dönmesi için dua ettiğini aktardı. Diş hekimliği okumak istediğini de belirten Al-Akta, "Kendi alanımda çalışmak, kendi gelirim olsun istiyorum. Çocuklarım benden bir şey istediğinde imkânım olmadığı için onlara 'hayır' demek istemiyorum. Onlara güzel bir hayat sunmak istiyorum" diye açıklamalarda bulundu. "Savaşın bize yaptıklarını dünyaya anlatmak istiyorum" Al-Akta, Gazze'den ayrılarak eşi ve çocuklarıyla birlikte yurt dışına çıkabildiğini vurguladı. Ancak ailesinin ve memleketinin büyük bölümünün geride kaldığını dile getirdi. Çok fazla şey yaşadım. Hepsini hatırlamak kolay değil. Ama başımıza gelenleri birilerine anlatabildiğim için mutluyum. İnsanların ve dünyanın bizim nasıl acılar çektiğimizi görmesini istiyorum. Gazze'ye geri dönmek istediğini vurgulayan Al-Akta, savaşın geride bıraktığı yıkımın ardından yeniden bir hayat kurmanın en büyük dileği olduğunu dile getirdi: Vallahi Gazze'nin yeniden imar edilmesini ve bizim yeniden evlerimizin olmasını çok istiyorum. Hayatımızın yeniden kurulmasını istiyorum. Allah eşime şifa versin, çocuklarımı korusun ve bizi yeniden evimize kavuştursun. GAZZEFilistinMISIRCahide Hayrunnisa ÇiçekAyşe SevimGazze'deki savaştan kaçarak Mısır'a sığınan hemşire Nur Al-Akta, Cibaliye'de başlayan ve aylarca süren göç, bombardıman, açlık ve kayıplarını anlattıCahide Hayrunnisa Çiçek & Ayşe SevimCuma, Eylül 18, 2026 - 15:00Main image: 

Cahide Hayrunnisa Çiçek ve yazar Ayşe Sevim, savaştan kaçıp Mısır'da yeni bir hayat kurmaya çalışan Filistinli ailelerle dayanışma içinde / Fotoğraf: Independent Türkçe

HaberType: newsSEO Title: "Savaş sadece evimizi değil, tüm hayatımızı aldı"copyright Independentturkish: 
Bu haberi paylaş: Facebook Twitter WhatsApp
L
Bu Haberi Hazırlayan
Lumout Medya
Lumout Medya haber ekibi tarafından derlenen bu haber, editoryal standartlarımız çerçevesinde hazırlanmıştır.
18 Eylül 2026, 15:07 18 dk okuma 323 görüntülenme

Yorumlar 0

Yorum Yap

0 / 1000