Savaşın sonunda İsrail'in kaybettikleri
Kritik süreçte öne çıkan gelişmede; i̇ran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş henüz bitmedi. Ama şu safhadan akabinde bir tarafın herkesi hemfikir yapacak bir başarıya imza atması beklenemez. Konuya dair değerlendirmeler incelendiğinde, neticede, masada karşılıklı imzalar atılmamış olsa da aslında savaş aylar evvelden tıkandı ve sonuç üretemez hale ulaştı. O yüzden savaşın sonunda diye attığı
Kritik süreçte öne çıkan gelişmede; i̇ran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş henüz bitmedi. Ama şu safhadan akabinde bir tarafın herkesi hemfikir yapacak bir başarıya imza atması beklenemez. Konuya dair değerlendirmeler incelendiğinde, neticede, masada karşılıklı imzalar atılmamış olsa da aslında savaş aylar evvelden tıkandı ve sonuç üretemez hale ulaştı. O yüzden savaşın sonunda diye attığımız başlığın altına yazdıklarımız, birkaç ay akabinde barış ilan edildiğinde de büyük ihtimalle değişmeyecek. Kaynakların aktardığı detaylara göre, öyleyse başlayalım. Savaşlar yalnızca muharebe sahasında kazanılan başarılarla ölçülmez. Asıl ölçü, silahlar sustuğunda ortaya çıkan stratejik dengedir. Bir ülke yönetimi düşmanının altyapısını yok edebilir, hava sahasında üstünlük kurabilir ve askerî kapasitesini büyük ölçüde sergileyebilir. Fakat savaşın sonunda temel tehdit hâlâ yerindeyse ve siyasi hedeflere ulaşılamamışsa ortaya farklı bir bilanço çıkar. fazla oku Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field) Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı harekât bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Askerî performans açısından İsrail'in kritik başarılar elde ettiği açık. İsrail, ABD ve birlikte İran hava sahasında üstünlük kurdu. 2025'teki 12 günlük savaşta ve bu daha uzun çatışmada tek bir savaş uçağını kaybetmedi. Mossad'ın Tahran'daki liderlik çevrelerine sızma kapasitesi bir kez daha görüldü. (İnsan istihbaratı konusunda başarılı olduğunu, bununla birlikte stratejik istihbarat konusunda sınıfta kaldıklarını önceki yazılarımızda işlemiştik) İran'ın balistik füze üretim kapasitesine ve nükleer programının bazı unsurlarına ağır darbeler indirildi. Peki bütün bunlar savaşın stratejik hedeflerine ulaşıldığı anlamına geliyor mu? Bana göre savaşın sonunda İsrail'in asıl kaybı askerî kapasitesi değil, bu kapasitenin stratejik sonuç üretme gücüne ilişkin bazı varsayımları oldu. Kaybedilen bahis İsrail savaşa kritik bir varsayımla girdi: İran'daki rejimin değiştirilebileceği ve bunun ABD'nin desteğiyle gerçekleştirilebileceği. Bu bahis karşılığını vermedi. İran İslam Cumhuriyeti ayakta kaldı. Rejim değişikliği uzak bir ihtimal olarak kaldı. Tahran ağır saldırılara rağmen karşılık verebileceğini ve İsrail'in yanı sıra bölgedeki diğer aktörler üzerinde baskı oluşturabileceğini gösterdi. Buradaki temel mesele Vaşhington ve Kudüs arasındaki hedef farklılığında ortaya çıkıyor. İsrail için İran en kritik ulusal güvenlik tehdidi. ABD açısından İran kritik bir rakip olsa da Ortadoğu'daki bütün stratejiyi belirleyen tek mesele değil. İsrail'in İran'la mücadelesi yıllara, hatta on yıllara yayılabilecek bir güvenlik sorunu olarak görülürken Amerikan kamuoyunda uzun süreli bir Ortadoğu savaşına yönelik isteksizlik bulunuyor. İsrail'in savaşa ilişkin hesabı bu nedenden ötürü kritik bir belirsizlik içeriyordu. İran'ı değiştirmek isteyen bir ülkenin, aynı hedefe Vaşhington kadar uzun süre bağlı kalıp kalmayacağını da hesaba katması gerekiyordu. Caydırıcılığın ironisi Savaşın İsrail açısından en kritik sonucu belki de caydırıcılık alanında ortaya çıktı. Caydırıcılık, büyük ölçüde gücün kullanılmasından evvelden yaratılan tehdide dayanır. Rakip, karşılaşacağı bedelin büyüklüğünden emin olmadığı için geri adım atar. Fakat tehdit uygulandığında ve rakip ağır bir saldırıyı atlattığında durum değişebilir. İran tam da bunu gerçekleştirdi. İsrail'in askerî kapasitesi savaş boyunca açık biçimde görüldü. Ancak İran, bu kapasiteye rağmen ayakta kaldı. İsrail'in İran'a ağır hasar verebildiği ortaya çıkarken İran'ın davranışını değiştirmeye zorlanamadığı da görüldü. Bu durum İsrail'in İran'a karşı caydırıcılığının zayıflaması riskini beraberinde getiriyor. Burada savaşın paradoksu ortaya çıkıyor. İsrail gücünü göstererek caydırıcılığını artırmayı hedeflerken, kullandığı güç İran'ın saldırıya dayanabileceğini de gösterdi. İsrail'in sorunu bundan böyle İran'ı vurabilecek güce sahip olup olmadığı değildir. Asıl mesele, bu gücün İran'ı davranış değişikliğine zorlamaya yetip yetmediğidir. İran'ın ortaya çıkan kaldıracı İran'ın savaş boyunca ortaya koyduğu başka bir kapasite de İsrail'in stratejik hesabını karmaşıklaştırıyor. Tahran, nükleer silah kullanmadan da bölgesel ve küresel ekonomik sonuçlar yaratabilecek araçlara sahip olduğunu gösterdi. Hürmüz Boğazı'nın seçici biçimde kapatılması ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırılar, savaşın İsrail ve İran arasındaki askerî mücadele sınırlarını aşmasına yol açtı. Bu noktada coğrafya teknolojiye karşı yeniden ağırlığını gösterdi. İsrail'in gelişmiş askerî kapasitesi İran'ın askerî hedeflerine karşı etkili oldu. Ancak Körfez coğrafyası ve İran'ın bu coğrafyadaki konumu Tahran'a farklı bir stratejik kaldıraç sağladı. Savaşın sonunda İran kritik ölçüde zayıflamış olabilir. Fakat İsrail'in stratejisini ve ABD'nin bölgesel hesaplarını etkileyebilecek araçlara sahip olduğu da ortaya çıktı. Körfez'de değişen hesap İsrail'in kaybettiği bir başka şey bölgesel entegrasyon sürecindeki ivme oldu. 7 Ekim 2023 öncesinde İsrail ve Suudi Arabistan arasında normalleşmenin kritik ölçüde ilerlediği düşünülüyordu. Bu süreç, İsrail'in bölgesel konumunu değiştirebilecek stratejik bir önemli olay olarak görülüyordu. İran savaşı ise bu hesabı daha karmaşık hale getirdi. Körfez ülkeleri savaşın doğrudan sonuçlarını yaşadı. Enerji altyapıları tehdit edildi. Ekonomik faaliyetleri ekonomik yük gördü. Bölgesel istikrar anlayışları sarsıldı. İsrail'le güvenlik iş birliğinin sağladığı avantajlar sürmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri'nin savunmasına İsrail askerlerinin ve Demir Kubbe sistemlerinin katkı sağlaması bunun bir örneği. Fakat Körfez ülkelerinin tamamının İsrail'le aynı stratejik çizgide hareket edeceğini varsaymak bundan böyle daha güç. Bu ülkeler ABD'nin yerine başka bir dış güç aramayabilir. Fakat kendi savunma kapasitelerini artırarak Vaşhington'a ve İsrail'e bağımlılıklarını azaltmaya çalışabilirler. Böyle bir önemli olay, İsrail'in bölgesel stratejisi açısından kritik bir değişim anlamına kazanç. ABD'ye bağımlılığın görünürleşmesi Savaşın İsrail açısından ortaya çıkardığı bir başka gerçek, ABD'ye olan bağımlılığın daha görünür hale gelmesidir. İsrail'in uzun süreli operasyonları için Amerikan askerî desteği kritik önem taşıyor. Vaşhington'un siyasi desteği ve bölgedeki askerî varlığı da İsrail'in hareket alanını doğrudan etkiliyor. Fakat ABD'nin savaşın uzun süre devam etmesine yönelik isteği ve İsrail'in İran'la uzun vadeli mücadele anlayışı aynı değil. Trump yönetimi ve Netanyahu hükümeti arasındaki yakın iş birliği bu farkı şimdilik büyük ölçüde örtüyor. Fakat iki ülkenin çıkarları arasındaki gerilim ortadan kalkmış değil. İsrail'in önündeki mesele tam da burada başlıyor. İran tehdidi uzun vadeli olabilir. Amerikan sabrı ise sınırsız değil. Süveyş'in gölgesi Bu tablo 1956 Süveyş Krizi'nin hatırlattığı bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Askerî başarı, siyasi hedefe dönüşebilir mi? İsrail 1956'da Sina'da kritik bir askerî başarı elde etmişti. Ancak ABD'nin baskısı sonucunda geri çekildi. Askerî sahadaki üstünlük, siyasi hedeflerin kalıcı biçimde gerçekleştirilmesini sağlayamadı. Bugün koşullar farklı. Fakat temel stratejik soru benzer: Sahadaki askerî kapasite, savaş sonrasında İsrail'in istediği bölgesel düzeni yaratmaya yetiyor mu? İran savaşının ardından bu soruya verilecek cevap bundan böyle eskisi kadar açık değil. Üstelik İsrail'in İran merkezli güvenlik yaklaşımı Filistin meselesini ortadan kaldırmadı. İran'a yönelik askerî kampanya, İsrail'in güvenlik sorunlarının kritik bir bölümünü Tahran merkezli bir çerçevede değerlendirmesine yol açmıştı. Fakat savaşın sonunda Filistin meselesi olduğu yerde duruyor. Ne savaş ne barış Sonuçta savaş, İsrail'i rahatlatan kesin bir stratejik sonuç üretmedi. İran ağır darbe aldı bununla birlikte ayakta kaldı. İsrail askerî üstünlüğünü korudu bununla birlikte kendisi için İran tehdidini ortadan kaldıramadı. ABD İsrail'in en kritik stratejik ortağı olmaya sürmektedir bununla birlikte Vaşhington'un uzun süreli bir bölgesel savaşa bağlılığı konusunda soru işaretleri arttı. Körfez ülkeleri İsrail'le güvenlik iş birliğini sürdürüyor bununla birlikte İran'la kendi ilişkilerini yeniden dengeleme ihtiyacı hissediyor. Ortaya çıkan tablo ne tam savaş ne de kalıcı barış. İsrail'in önünde şimdi daha zor bir stratejik tercih bulunuyor. Aynı anda pek çok cephede savaşmayı sürdürmek yerine aktif cephelerin sayısını azaltması, uzun süreli askerî angajmanların maliyetini yeniden hesaplaması ve diplomatik seçeneklere daha fazla ağırlık vermesi gerekiyor. Bu savaş İsrail'in gücünü gösterdi. Fakat aynı zamanda gücün sınırlarını da gösterdi. İsrail'in kaybettiği şey askerî üstünlüğü değil. Asıl ekonomik yük, askerî üstünlüğün tek başına stratejik sonuç üretmeye yeteceği inancıdır. Dünya gözünde düştüğü durumu bu yazıya dahil etmedik bile. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer bölge görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İsrailİRANABDDr. Osman Gazi KandemirDr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdıDr. Osman Gazi KandemirPazar, Ekim 4, 2026 - 07:15Main image:
İsrail'in hava savunma sistemleri Tel Aviv semalarında İran füzelerini önlüyor. İsrail askerî üstünlük sağlasa da İran'ın saldırı kapasitesini ortadan kaldıramadı / Fotoğraf: Reuters
TÜRKİYE'DEN SESLERrelated nodes: İsrail'in kendi boyunu aşan hedefleriİsrail'de "Yeni İran" arayışı: Hedefte Türkiye varİsrail tarafında Türkiye ve çatışma nasıl tahayyül ediliyor?Type: newsSEO Title: Savaşın sonunda İsrail'in kaybettiklericopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap