Gündem Yaratıyor: Tuncer Bakırhan: Barışın iki kefesi vardır, bir kefede fesih varsa diğer kefede hukuk olmalıdır
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran gelişmede; dEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu’nda gerçekleştirilen grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Başakşehir'de bir okulda öğrencilere yönelik bıçaklı saldırıya değinen Bakırhan, yaralanan öğrencilere geçmiş olsun dileklerini iletti. Konuya dair değerlendirmeler incelendiğinde, okulların çocukların kendilerini en güvende hiss
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran gelişmede; dEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu’nda gerçekleştirilen grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Başakşehir'de bir okulda öğrencilere yönelik bıçaklı saldırıya değinen Bakırhan, yaralanan öğrencilere geçmiş olsun dileklerini iletti. Konuya dair değerlendirmeler incelendiğinde, okulların çocukların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerler olduğunu belirten Bakırhan, saldırının bu güvenin kırılgan hale geldiğini gösterdiğini dile getirdi. Bakırhan, okullarda güvenlik tedbirlerinin yeniden ele alınması gerektiğini ifade ederek, bunun tek başına yeterli olmayacağını savundu. Gelişmeye yakından bakıldığında, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanması gerektiğini belirten Bakırhan, akran zorbalığı ve çocuklar arasındaki şiddete karşı kalıcı ve önleyici programların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Bakırhan'ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle: "Okullar güvenli olmalı" Yine okul yine bıçaklı bir saldırı. Üçü ağır sekiz öğrenci bu saldırıda yaralandı. Yaralı öğrencilere acil şifalar diliyorum. Ailelerine de iyi dileklerimizi iletiyoruz. Daha evvelden söyledik yine söyleyeceğim. Okul çocukların kendisini en güvende hissetmesi gereken bir mekândı eskiden. Şimdi öyle olması gerekiyor. Bugün yaşanan saldırı bu güvenin ne kadar kırılgan hâle geldiğini bir kez daha ortaya koydu. Okullarda gerektiği tedbirlerin yeniden ele alınması gerekiyor. Bu saldırılarla birlikte önümüze büyük bir görev olarak çıktı bu. Ancak tek başına güvenlik önlemi almak yeterli değil. Her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmalı. Yine bir grupta söylemiştik. Yine tekrar ediyoruz. Umalım duyulur. Çocuklar arasında şiddet ve akran zorbalığına karşı kalıcı, önleyici programlar hayata geçirilmeli. Bu programlar eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve uzmanlarla birlikte kurulmalıdır. Çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici politikalar geliştirilerek yaşamsallaştırmak sorumluluğunu taşıyan herkesin öncelikli görevi budur. "Arkadaşlarımız özgür olmalı" Bugün 6-8 Ekim Kobani olaylarının yıl dönümüdür. Bu vesileyle Kobani olaylarında yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımızı, bütün insanlarımızı rahmetle anıyorum. Tekrar ailelerine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Daha evvelden de söyledik, yine de söyledik. Çok karanlık bir dönemdi. Yaşamını yitiren bütün vatandaşlarımızın faillerinin de bir an evvelden açığa çıkarılması gerektiğini tekrar belirtmek istiyorum. Çünkü insanlar yaşamını yitirdi ama failleri ortada yok. Kimse oraya yoğunlaşmadı. Aradan geçen 12 lira rağmen Kobani Kumpas davasında bir hukuk garabeti hâlâ sürmektedir. Arkadaşlarımız hâlâ tutuklu. Kobani Kumpası davasındaki tutuklu arkadaşlarımızın hâlâ bu sürece rağmen. Yerel mahkemenin vermiş olduğu karara rağmen tutuklu olmalarını kabul etmiyoruz. Bunun hiçbir izahı yok bu süreçte de hiçbir izahı yok. Bir an evvelden Kobani Kumpas davasında yargılanan arkadaşlarımızın bundan böyle özgürlüklerine kavuşması gerekiyor. İnşallah en yakın zamanda arkadaşlarımızla özgür günlerde kavuşacağız diyorum. "Nerede kof bir milliyetçilik varsa, ceplerinizi kontrol edin" Günlerdir toplumun tamamı Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunlarından, yolsuzluğundan, hırsızlığından birini konuşuyor. Bir yandan geçinemediği için hayatına son veren emekliler ve aile bütçesine katkı sunmak için çalışan yaşamını yitiren çocuklar var. Diğer yandan ne var? Birini bin yapan, milyonunu milyona çeviren vurguncular var, hırsızlar var. Türkiye bir yandan, Soma'da madende yaşamını yitiren beş emekçinin hazin hayat hikâyelerini dinliyor. Diğer yandan ise, TERRA fonunun sahiplerinin özel jetiyle yolculuk yapan siyasetçileri ve bürokratları soruyor. Çiftçi mazotun, esnaf borcun, öğrenci geleceksizliğin, emekli geçim derdinin altında eziliyor. Takipteki alacaklar büyüyor, icra dosyaları 26 milyonu aşıyor. Yurttaş geleceğe umutla değil büyük bir kaygıyla bakıyor ülkemizde. Böylesi karanlık bir düzende milyar dolarlık vurguna takılan maskenin adı nedir biliyor musunuz? Yerli ve milli finans diye milli halkımızı kandırdılar. Çok açık söyleyeceğim. Milli kelimesi halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi hâline getirildi maalesef. Yerli olan tek şey ise mağdur edilen 86 milyon insanımızın emeğidir, alın teridir. Ve bu soygun sadece borsada sınırlı kalmadı. Fonlarla sınırlı kalmadı. Milletin en masum tutkusuna futbola kadar uzandı. Bugün aramızda. Hakkari Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisi arkadaşımızla var. Türkiye Futbol Federasyonu büyük kulüplerin yöneticilerin de içinde yer aldı. 448 yönetici son 5 yılda bahis oynadıkları sebebiyle disipline sevk etti. Düşün, Türkiye Futbol Federasyonu'nun 400-500'e yakın insanı bahis oynadığı için disipline sevk ediliyor. Yine Merkez Hakem Kurulu Başkanı sahtecilik soruşturmasında tutuklandığına hep birlikte şahitlik ettik. Rantın milletin formasına, sevincine, futbol tutkusuna kadar sızdığını ortaya koyan bir rezaletle karşı karşıyayız. İnsan tuttuğu takımın formasına, hakemin düdüğüne, oyunun temizliğine inanmak istiyor. Ama bu gün itibarıyla görüyoruz ki takımlarımız bile sahada değil, masada oynanan bir oyunun parçası hâline getirilmiş. Futbolda ortaya çıkan bu kirli manzara genel kurumsal ve siyasal çürümenin aynı zamanda bir iz düşümüdür. Başta gençler olmak üzere seksen altı milyon insana çağrımızdır. Nerede kof bir milliyetçilik, nerede içi boş bir hamaset görürseniz evvelden duygularınızı akabinde ceplerinizi kontrol edin diyoruz. İktidara sorular İktidar sanki bu vurgunda hesap vermesi gereken bir muhatap değilmiş gibi, sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor. Biz de tüm Türkiye'nin huzurunda, bu gün itibarıyla sizin de katıldığınız bu grup toplantımızda açıklığa kavuşması gerektiğini düşündüğümüz basit sorular soracağız. Ve bu sorularımıza iktidarın ve fon kurulunun cevap vermesi gerektiğini söylüyoruz. Evet, soruyorum. Vurgundan önceki son bir ayda, birkaç ayda fonlardan yüklü miktarda para çekenler kimlerdir? Fon vurgununda milyarları, yani eski parayla trilyonları vuran Fatma Betül Sayan Kaya'nın mal varlığı donduruldu mu? Sabahın ilk ışıklarında insanların mahremiyetini kameraları alıp servis edenler, zahmet buyurup Fatma Betül Sayan Kaya'yı ifadeye çağırdı mı? Espri yapan gençleri bile gözaltına bölge yargı düzeni bu şahsı ve bu vurgunu yapan AKP'lileri neden hâlâ gözaltına almıyor? Gözaltı listesi AK Parti'deki görev tanımlarına göre mi değişiyor? Nasıl oluyor da asıl sorumluların adı bir türlü hukuk radarına yakalanmıyor? Ankara'dan Kars'a gittiğinizde bir kilometre daha fazla hız yaptığınızda radara takılıyorsunuz ama 20 milyar doları hareket etti bu ülkenin. Hâlâ yargının radarına yakalanan kimse yok. Bu da çok düşündürücü. Bazı AKP yöneticilerinin yakınlarının mal varlığına güvenlik önlemi konuldu ama birkaç saat akabinde kaldırıldı. Soruyoruz: Niye koydunuz, niye mal varlığına koydunuz tedbiri, 2-3 saat akabinde kaldırdınız? Bu vurguna rağmen SPK başkanı nasıl hâlâ görevinde? Ya bu nasıl bir utanmazlıktır? Bu nasıl bir aymazlıktır? 20 milyar dolar gitmiş. 500 bine yakın insan mağdur olmuş. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı hâlâ görevinin başındadır. Böyle aymazlık, böyle utanmazlık olmaz. Bunu Türkiye toplumu, bunu hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Bakın, 2025 yılının kasım ayında “Borsada haksız kazanç elde edenler var” diyen Hazine ve Maliye Bakanı milyar dolarlık vurgunu neden seyretti? Soruyoruz. Bir yıl evvelden bunu söylediniz Sayın Bakan. Madem vurgun vardı, niye bugüne kadar müdahale etmediniz? Niye bu vurgunun önüne geçmediniz? Niye gereğini yapmadınız? 450 bin, 55 bin yurttaşın kaybı nasıl karşılanacak? Bugüne kadar duydunuz mu? Hep hamaset. Mağdurların zararını kim ödeyecek, nasıl ödeyecek sorusunu grubumuzdan soruyoruz. Bu vurgunun bütün boyutlarıyla ortaya çıkmasını istiyoruz. Bunun için de Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulması talebimize acaba yönetimi elinde bulunduranlar evet diyecek mi? Onu da bekleyip göreceğiz ve soruyoruz: Bu rant fon ittifakının gerçek sahipleri kimlerdir? Bu talanın arkasındaki kişiler kimlerdir? Bir an evvelden açığa çıkarılmalıdır. Bu büyük vurgunun üstünü spekülasyonlarla örtmeye çalışıyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz. Bu soruların cevabını istiyoruz. Meclis'te, sokakta, her yerde de sormaya devam edeceğiz. Yüzyıllık vurgunun takipçisi olacağız. Söz veriyoruz mağdurlara. Garibanın, gurebanın hakkını geçmişte olduğu gibi bu fon vurgununda da savunacağımızı bir kez daha grup toplantımızda ilan ediyor ve bu bahsedilen vurgunun açığa çıkarılmasını ve sorumluların yargılanmasını sağlayıncaya kadar da mücadelemizi devam ettireceğiz. Devlete 'cesaret' çağrısı Hem bu tablo hem Türkiye'de yaşadığımız bütün tablolar bize bir şeyi açıkça gösteriyor. Bu ülkenin yolsuzluğa, yoksulluğa, şiddete mahkûm olmadığı bir geleceğe ihtiyacı var. O geleceğin kapısı bu gün itibarıyla yürüttüğümüz süreçle aralanıyor. Bir yandan büyük vurgun var, diğer yandan milyonlarca insanın yıllardır özlemini duyduğu kritik bir süreçten geçiyoruz. Bugün uğruna ağır bedeller ödediğimiz bir geleceğin kapısını aralamak için hep birlikte çalışıyoruz. Gençlerin hayatını kaybetmediği, annelerin çocuklarını toprağa vermediği bir ülke yönetimi hayal kuruyoruz. Herkesin kimliğiyle, diliyle, inancıyla özgürce yaşayabildiği bir ülkeyi birlikte kurmak istiyoruz. Bu sorumluluğun büyüklüğünü biliyoruz. Tam da bu nedenden ötürü söylüyoruz. Barış umudunu belirsizlik içinde tüketmeye, toplumun beklentisini sürekli ertelemeye kimsenin hakkı yoktur. Değerli arkadaşlar, çerçeve yasal düzenleme 467 gibi tarihî bir oyla Meclis'ten geçti. Çerçeve yasal düzenleme kapsamında bir koordinasyon kurulu oluşturuldu. Bu kurul bünyesinde de 4 alt komisyon oluşturuldu; bunların adını saymaya gerek yok. Ama bundan böyle bu kurulan komisyonların çalışmalarını ve sonuçlarını görmek istiyoruz. Kürtçede bir söz var, yani bir somut adım bin sözden iyidir diyorlar. Biz de bundan böyle sözler yerine somut adım beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Bu çerçevede silahsızlanma ve stratejik koordinasyon kurulunun etkin çalışması, sürecin başarıyla tamamlanması açısından tarihî bir önemdedir diyoruz. Bu kurul bir an evvel Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünde çalışmalara başlamalıdır. Kurulun bu tarihî sorumluluğu yerine getirebilmesi için iktidarın ve devletin cesur, ciddi adımlar atmasının zamanı bundan böyle gelmiştir. Tarihsel deneyimlerin bize öğrettiği şey şudur. Barışın terazisinin iki kefesi vardır. Bir kefeye silah bırakıldıysa diğer kefeye hukuk konulmalıdır. Çünkü silahsızlanma hukuki karşılığı olan bir meseledir. Demokratik hakların tanınmasının ve hukuki güvencelerin sağlanmasının önüne bariyerler konulamaz. Bir kefeye fesih konulduysa öbür kefeye hukuk, hukuki güvence ve siyaset konulmalıdır. Tek kefesine yük binen bir terazi doğru çalışmaz, doğru tartmaz. Eğer bir sorumluluk isteniyorsa o sorumluluğun yerine getirilebileceği koşullar da oluşturulmalıdır. Barışın matematiği budur. Bir sorumluluk isteniyorsa onun koşulları yaratılmalıdır. Barış sürecini ilerletmek, gerçek bir kardeşlik sözleşmesinin de aynı zamanda önünü açacaktır. Demokrasi ve hukuk düzeninin tesisiyle ortaya çıkacak barış iklimi toplumsal sözleşmenin aynı zamanda kapısını aralayacaktır. Yani adım karşılığında adım üretir. Her karşılık yeni bir güven üretir. Güven arttıkça daha zor meseleler konuşulabilir, bir hâle gelebilir. Mesela Sayın Öcalan'dan böylesine ağır bir sorumluluk üstlenmesini bekliyorsunuz. O sorumluluğu yerine getirebileceği imkânları ve hukuku oluşturmak gerekmiyor mu? Ondan dolayı diyoruz ki Sayın Öcalan'ın özgür çalışma, görüşme ve iletişim koşulları sağlanmalı. İlgili taraflarla düzenli temas kurabilmesinin önü açılmalıdır. Türkiye 2 yıl evvelden bulunduğu yerde değil. Bunu biz de biliyoruz. Çok zor anlardan geçildi. Çok ağır eşikler aşıldı. Artık geçmişin korkularıyla değil, bu 2 yılda oluşan tecrübeye güvenerek hareket etmek gerekiyor. Meclisin önünde ertelenmeyecek bir görev var. Çerçeve yasanın öngördüğü izleme komisyonu en kısa zamanda kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Meclis uygulamayı izlemeli. Aksayan noktaları gündemine almalı. Taraflarla görüşmeli. İhtiyaç duyulan yasal düzenlemeler için harekete geçmelidir. Biz sorumlu kalmaya hazırız DEM Parti olarak. Bütün partileri de bu tarihî süreçte sorumlu kalmaya çağırıyoruz.Değerli arkadaşlar, barışın konuşulması gereken günlerde yasakçı zihniyet maalesef yine iş başında. Geçen hafta 17 yıldır faaliyet gösteren T24 internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına, yine Mezopotamya Ajansı'nın Kürtçe sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi. T24'e erişim engeli getirildiği zaman ne yapmışlar biliyor musunuz? T24'ün 10 yıl içerisinde yapmış olduğu bütün haberleri takip etmişler. Ya T24'ün 10 yıl öncesi haberlerini bu kadar titizlikle takip edeceğinize keşke fonlarda vurgun yapan Tera'nın hesaplarını bir ay kontrol edebilseydiniz. 10 yıl öncesine gidip ama vurgun yapanın bir gün öncesine gitmemek, emin olun bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük ve haksızlıktır. Zannediyorlar ki insanlar bunları görmüyor. Dicle Fırat Gazeteciler Cemiyeti'nin eylül ayındaki raporuna göre internet ve dijital medya alanında 4.000'e yakın dijital medya içeriğine erişim engeli getirildi. 4.000 tane hesaba erişim engeli getiriliyor. Açık söylüyorum. Bize, Eş Başkan Tülay başkanla bize bugüne kadar on binlerce hakaret, on binlerce tehdit, evlerimizin adresi, çocuklarımızın ismi, hangi okulda okudukları, hangi dersten kaç puan aldıklarını yazarak ailemizi tehdit edenlere bugüne kadar bir soruşturma açtıramadık. Ama düşüncesini ifade edene soruşturma açılıyor. Bu böyle olmaz, bu böyle gitmez, bu böyle doğru değil. Toplum bunu görüyor, bunu yemiyor. Biraz vicdanlı, biraz hakkaniyetli olmak gerekiyor. Bunun yanında 4 tane internet sitesi erişime kapatıldı. Eylül ayında 16 gazeteci gözaltına alındı, 9 gazeteci tutuklandı. Fonda vurgun yapanlar soruşturmaya dahi çağrılmıyor. Haber yaptığı için gazeteci tutuklanıyor. İşin daha trajik yanı nedir biliyor musunuz? Türkiye'deki bu erişim engellerini haberleştiren EngelliWeb'in sosyal medya hesabı da engellendi. Mersin operasyonlarına tepki Aynı günlerde Mersin'de 3 belediyeye yönelik operasyonda yerel yönetim başkanı Vahap Seçer ve birlikte 59 kişi gözaltına alındı. Sanırım bu gün itibarıyla tutuklandılar. Geçen cuma da Eyüpsultan Belediyesi'ne yönelik operasyonda yirmi sekiz kişi gözaltına alındı. Her gün bir belediye operasyonu yapılıyor. Aynı günlerde bu ülkede kadınlar öldürülmeye devam edildi. Son on günde altı kadın katledildi. Bunlar birer rakam değil, değerli arkadaşlar. Her birinin bir adı, bir hayat hikâyesi var. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmek, kadınlarla ilgili yasaları işletmemek, failleri cezasızlıkla cesaretlendirmek, bu cinayetlerin sorumlularının kim olduğunu ortaya koyuyor. Buradan bir kez daha söylüyoruz. Kadın cinayetleri politiktir. Kadınların yaşam hakkını sağlayacak somut adımlar bundan böyle atılmalıdır. Şu anda aramızda bir gün evvelden Sincan Kadın Cezaevi önünde infaz yakmalarını protesto eden kadın arkadaşlar da var. Bugün de Adalet Bakanlığı'nın önüne gidecekler. İçeri atıyor. İnsanların hak etmediği yüksek cezaları veriyor. İnsanlar bu hukuksuz, haksız cezaları yatıyor. Sonra da havadan sudan gerekçelerle infazları yakıyor. En fazla da kadınların... Neredeyse cezaevinde bulunan siyasi tutsakların büyük çoğunluğu cezalarını tamamlamasına rağmen havadan sudan gerekçelerle infazları yakılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu sürece insanlar nasıl güvensin? Güvensizliği büyüten bu pratiklerdir, bu uygulamalardır. Bir an evvelden bunlardan vazgeçilmelidir. Bunların derdi anlaşıldı. Neymiş dertleri? Bu ülkede insanların resmi açıklama alma hakkını kullanmasını istemiyorlar. Neymiş dertleri? İnsanlar fonda dolandırılsın ama hakkını kullanmasın istiyorlar. Neymiş dertleri? Kadın katliamları konuşulmasın istiyorlar. Ama vallahi hepsini konuşacağız. Sadece grup toplantılarımızda değil, bulunduğumuz en geniş zeminlerde bu haksızlıkları dile getirmeye devam edeceğiz. Masa var diye kadın katliamlarını, fon vurgunlarını, irade gaspını unuttuk değil, unutmayacağız ve bunları sürekli gündeme getireceğiz. Hem masada hem sokakta hem grup toplantılarında...Bakın, barış akademisyenleri var. Barış istedikleri için adamların çırasını söndürdüler. Evini, barkını perişan ettiler. Yine barış akademisyenleriyle birlikte yasal düzenleme hükmünde kararnamelerle on binlerce insanı işinden, aşından ettiler, mesleğinden kopardılar. Birçoğu hastalandı, bazıları intihar ediyor. Bir an evvelden barış akademisyenlerinin mağduriyeti, yasal düzenleme hükmünde kararnamelerle (KHK) mağdur olanların mağduriyetleri bundan böyle giderilmelidir. Haydi, anladık. İşte bu sürecin ilerlemesi için teyit ve tespite ihtiyaç var. Millî Güvenlik Kurulunun kararına ihtiyaç var. Ya Allah aşkına, yasal düzenleme hükmündeki kararnameyle atılan insanların işe dönmesi için MGK'nin kararına mı ihtiyaç var? Barış akademisyenlerinin işine dönmesi için teyit ve tespite mi ihtiyaç var? En basit adımlar bile atılmıyor. Kayyım atamışsınız. Bir süreç var. Belediye belediye başkanlarının ismini söylüyorsunuz. Bu kayyımlar için Millî Güvenlik Kurulunun teyit ve tespit kararını mı bekleyeceğiz? Biraz inandırıcı olmak için, biraz bu sürece desteği artırmak için biraz daha samimi, biraz daha gerçekçi olmak gerekiyor. Bu mudur insanlara reva gördüğünüz? Bunu asla kabul etmiyoruz. Açık söylüyorum, cebimizin soyulmasına, irademizin gasp edilmesine, haklarımızın kullanılmaz hâle getirilmesine hayır diyoruz ve hayır diyeceğiz. Çağrımız açık. Basına yönelik sansüre ve yasaklara son verin. Halkın iradesine saygı duyun ya. Mersin halkının iradesine saygı duyun. Değerli arkadaşlar, yasakların, baskıların, yoksulluğun bu kadar konuşulduğu bir günde biraz da size umut veren, moral veren bir hikâyeden söz etmek istiyorum. Varto Belediyesi'nin katılımcı belediyecilik başarısına övgü Açılışta da tanıttık. Bugün Muş İl Eş Başkanlarımız, belediye eş başkanlarımız, Varto, Malazgirt belediye eş başkanlarımız aramızda. Sayın Tuba Sayırgan, Muş Belediye Eş Başkanımız, Varto Belediye Eş Başkanımız Gülbahar Kaya, Malazgirt Belediye Eş Başkanımız Ahmet Kenan Türker, Muş İl Eş Başkanımız Çiğdem Tutuş ve İlyas Aslan aramızda. Kendilerine hoş geldiniz diyor, onların şahsında bütün Muş halkına da selam, sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz. Bildiğiniz üzere Muş ilimiz yoksullukta ve işsizlikte rekorlar kırıyor. Muş ilimiz, TÜİK verilerine göre ülkenin en düşük hane halkı gelirine sahip illerden birisidir. Bu şehirde hayvancılık ayakta kalmaya çalışıyor. Üretici emeğinin karşılığını bulamıyor. Pancar üreticisi fiyat ve alım kaygısı yaşıyor. Genç nüfus üretimden ve topraktan gittikçe uzaklaşıyor. Fakat Muş'u yalnızca bu yönüyle anlatmak eksik ve haksız olur. Çünkü aynı Muş bize başka bir şey de gösteriyor. Bakın, Varto Belediyemizin katılımcı mali plan çalışması, dünya genelinde 188 belediyenin yarıştığı Katılımcı Demokrasi Uluslararası Gözlem Evi'nin 25. yıl ödülünde finale kaldı ve ikinci oldu. Varto Belediyemiz 7 mahallenin tamamında yurttaşların önceliklerini belirledi. Daha doğrusu, yurttaşlar kendi önceliklerini belirledi. Bütçe, yurttaşların belirlediği önceliklere göre şekillendi. Eş başkanlarımız bu deneyimi Krakow'da dünyayla paylaştı. Türkiye'nin en düşük gelirli bölgelerinden biri, katılımcı demokraside dünyanın en dikkat çeken örneklerinden birisini ortaya koydu. Karar yetkisi halka verildiğinde değişimin nasıl mümkün olduğunu dünyaya gösterdi. Türkiye'de görmüyorlar ama dünya gördü. İkincilikle ödüllendirildi. Yerel demokrasi dediğimiz tam olarak bu gün itibarıyla Varto'da ortaya çıkan modeldir. Halkın kendi yaşamına, kendi kentine, kendi geleceğine ve kendi bütçesine ilişkin kararlarda söz sahibi olması çok kıymetlidir. Bu nedenle bu tür çalışmaları önemsiyor ve sahipleniyoruz. Eğer mesele bir halkı sevmekse işte Varto'daki gibi sevilir. Eğer bir memlekete sahip çıkmaksa Varto'daki gibi sahip çıkılır. Bir kez daha Varto Belediye Eş Başkanlarımızı, yönetimimizi, Varto halkımızı bu başarıdan dolayı yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum. Varto'nun başka bir hikâyesi daha var. Aynı Varto'da köylerimiz tam 156 gündür nöbette. Geçtiğimiz hafta Genel Başkanımız Tülay Başkan ve arkadaşlarımız da o nöbeti ziyaret ettiler. İnsanlar yaşam alanlarına yönelen tehdidi kabul etmiyor. Bir Amerikan şirketi 22 köyü CES projesiyle mahvetmeye çalışıyor ve Varto halkı buna rıza göstermiyor. Emeklerine sağlık, iyi yapıyorlar. Projenin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle bir dava açtılar. Bingöl İdare Mahkemesi de keşif ve bilirkişi incelemesine hükmetti. Bu önemlidir. Bu aynı zamanda o direnişin bir kazanımıdır. Umuyor ve diliyoruz ki yargı organı heyeti bu talana son verecek, köyler kazanacak, Varto kazanacak, doğamız kazanacak, suyumuz kazanacak, çiçekler kazanacak, su ve derelerimiz kazanacak. Varto'dan olumlu haberler beklerken aynı hukuk mücadelesinin bir başka cephesi de Muğla Akbelen'de sürüyor. Akbelen Ormanı çevresinde yaklaşık 200 parsele yönelik acele kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davası 16 Eylül'de Danıştay 6. Dairesinde görüldü. Peki Danıştay savcısı ne dedi bu Akbelenli yurttaşlarımızın açmış olduğu bu iptal davasına? Dedi ki burada kamulaştırmak adına kamu yararı var. Bu yönde bir mütalaa sundu ve köylülerin açmış olduğu davanın, dava dosyasının iptal edilmesini talep etti. Ya ben de soruyorum Danıştay'daki yöneticilere, savcılara, Allah aşkına! Kamu yararı bir şirketin kârında mı? Yoksa zeytinde, suda, doğada, ormanda, merada, o köylerin üretiminde mi var? Sayın yargı organı, kamu yararı halkın yararıdır. Sanırım yanlış anlamışlar. Kamu yararını sermayenin ve şirketin yararı olarak değerlendirmişler. Bir an evvelden bu yanlış kararın da düzeltilmesi gerektiğini buradan belirtmek istiyorum. Varto'da nöbet tutanlar da Akbelen'de direnişi büyütenler de bilsin ki asla yalnız değiller. DEM Parti onların yanındadır. Sosyal medyada gündem mühendisliği yapanlar da bilsin ki Varto'yu savunmak Akbelen'i savunmaktır. Akbelen'i savunmak Varto'yla birlikte olmaktır, direnmek, dayanışmaktır. Ortak mücadele zeminlerini hedef alanlar bilsin ki Akbelen'i savunmaktan vazgeçince Varto'daki doğa katliamı son bulmayacak. Bir yaraya göz kapayınca başka bir yaramız iyileşmeyecek. Çünkü bu ülkenin yaraları birbirine bağlıdır. Bir yerdeki adaletsizliğe susulduğunda başka bir yerde adalet gelmiyor. Bunu bir gün evvelden maruz kaldığımız baskı ve kayyım atamalarında defalarca söylemiştik. Bir kez daha altını çiziyoruz. "Demokratik Cumhuriyet Hareketi'nin büyütmenin hazırlığını yapıyoruz" Bir şehrin sandığına el konulduğunda hiçbir şehrin sandığı güvende değildir. Mersin'in sandık iradesine el atıldığında Malazgirt'in sandık iradesinin de güvende olmadığını bilen bir gelenekten geliyoruz. Bir mahpus ailesinden uzağa sürüldüğünde bütün anaların yolu uzar, bütün çocukların yolu uzar. Bir resmi açıklama Kürtçe susturulduğunda Türkçe de gerçek anlamda özgür kalmaz. Bir inanç eşit sayılmadığında hiçbir kimlik özgür sayılmaz. Hak bölünmez bir bütündür. Birinin hakkını savunan herkesin hakkını savunur. DEM Parti gibi. Alevi'nin eşitliği, Kürt'ün özgürlüğüne yol açar. Bunu çok iyi biliyoruz. Kürt'ün barışı da Türkiye'nin demokratikleşmesinin yolunu açar. Bu sebeple ne hak ve hukuk tanımayanlara ne de gündem mühendisliği yapanlara asla prim vermeyecek partimiz. Biz kişiye, kente, partiye, olaya göre değil, ilkelerimize göre siyaset yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. Günün sonunda halklar kazanacak ve birlikte hepimiz kazanacağız. Bugün konuştuğumuz her meseleyi, vurgunu da barışı da Varto'yu da Akbelen'i de birbirine bağlayan bir iddiamız var. O iddianın adı Demokratik Cumhuriyet Hareketi'dir. Olağan kongremizde Demokratik Cumhuriyet Hareketi'nin müjdesini verdik. O günden beri sokakta, parti binalarımızda Demokratik Cumhuriyet Hareketi'ni büyütmenin hazırlığını yapıyoruz. Emeğimizi veriyoruz. Türkiye'nin barışa, cumhuriyetin demokrasiye, siyasetin hukuka ihtiyacı var. Demokratik Cumhuriyet Hareketi, bu ihtiyacı bir sözden toplumsal bir güce dönüştürme iddiasıdır. Demokratik Cumhuriyet Hareketi'yle demokrasiyi bir süs kenarı olmaktan çıkaracağız. Bu hareket, halkın egemenliğini, hukukun üstünlüğünü, emeğin onurunu ve yurttaşın eşitliğini her gün yeniden kuran bir özgürleşme hareketidir. Türkiye hepimizin ortak evi ise Kürt'ü, Alevi'si, Çerkez'i, Laz'ı, birçok halk ve inanç yaşıyorsa bu evin çatısı demokratik cumhuriyettir. Bu çatıyı birlikte çakacak, bu evi birlikte eşit, adil, özgür bir ülke yönetimi olarak inşa edeceğimizin sözünü veriyoruz. Demokratik Cumhuriyet Hareketi bu eşitliği sağlayacak yegâne zemindir. Bu hareket bir partinin değil, bu ülkede eşit ve özgür yaşamak isteyen herkesin hareketidir. Varto'dan Akbelen'e kadar, Hatay'dan Sinop'a kadar, emekçiden emekliye kadar, ezilenden düşüncesini ifade edemeyene kadar kapımız da yüreğimiz de herkese açık olacak. Vurguna karşı emeği savunmaya devam edeceğiz. Yasaklara karşı özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz. Kayyıma karşı halkın iradesini savunacağız. Kendimize güveniyoruz. Buradaki bu renge güveniyoruz. Size güveniyoruz. Halklarımıza güveniyoruz. Independent Türkçe
Tuncer BakırhanDEM PARTİ"Silahsızlanma ve stratejik koordinasyon kurulunun etkin çalışması, sürecin başarıyla tamamlanması açısından tarihî bir önemdedir"Salı, Ekim 6, 2026 - 13:00Main image:
Ekran alıntısı: Youtube
Siyasetjw id: nBtNrS6UType: videoSEO Title: Tuncer Bakırhan: Barışın iki kefesi vardır, bir kefede fesih varsa diğer kefede hukuk olmalıdırcopyright Independentturkish:
Yorumlar 0
Yorum Yap