Turgutlu'daki saldırı ekranın arkasını gösterdi: Bir gencin dijital dünyasında alarm veren üç eşik
Manisa'da öğrencileri hedef alan kanlı saldırı, gözleri dijital dünyadaki gizli tehlikelere tekrar çevirdi. Takvim.com.tr, gençleri ve çocukları hedefe koyan kapalı grupları, algoritmik tuzakları ve 'nihilist' şiddet ağlarını Dijital İletişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık'ın görüşleriyle tek tek ele aldı. Bir gencin dijital dünyasında alarm veren işaretler ve ailenin dikkat etmesi gereken kritik detaylar haberimizde...
Turgutlu'da 11 öğrencinin yaralandığı saldırının ardından gözler, tetiğe giden yola çevrildi. Öfke, reddedilme ve yalnızlık; kapalı çevrim içi gruplar ve şiddeti sıradanlaştıran içeriklerle üst üste bindiğinde tablo değişiyor. Peki bir gencin dijital dünyasında hangi değişim alarm vermeli, aile ne zaman harekete geçmeli?
Konu hakkında yapılan değerlendirmelerde, manisa'nın Turgutlu ilçesinde 22 Eylül'de İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında pompalı tüfekle ateş açıldı. Saldırıda üçü ağır 11 öğrenci yaralandı. 15 yaşındaki şüpheli kısa sürede yakalandı; tüfeğin dedesine ait olduğunun anlaşılmasının ardından şüphelinin annesi, babası ve dedesi de gözaltına alındı.
Takip eden süreçte, soruşturma sürerken tartışma, saldırı anından çok saldırıya giden sürece kaydı: Bu genç o noktaya nasıl geldi, yolda hangi işaretler vardı ve bunlar görülebilir miydi?
Soru yeni değil. 15 Nisan'da Kahramanmaraş Onikişubat'taki Ayser Çalık Ortaokulu'nda düzenlenen saldırıda bir öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetmiş, saldırganın da ölmesiyle can kaybı 10'a ulaşmıştı. Yaralı öğrencilerden birinin 3 Mayıs'ta yaşamını yitirmesiyle toplam can kaybı 11'e yükseldi.
Öte yandan, i̇ki saldırı arasında doğrudan bağ kurmak için soruşturmaların tamamlanması gerekiyor. Ancak iki olay, önceden fark edilebilecek davranışların ve çevresel risklerin daha yakından okunmasını zorunlu kılıyor.
Konu hakkında yapılan değerlendirmelerde, takvim.com.tr, çocukları hedef alan kapalı grupları, algoritmanın kurduğu yankı odalarını ve "nihilist" şiddet ağlarını Dijital İletişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık'la konuştu.
Konu hakkında yapılan değerlendirmelerde, soruşturma kapsamında şüphelinin evinde gerçekleştirilen aramada, Netflix dizisi "You"nun takıntılı takipçi ve seri katil karakteri Joe Goldberg'in adının yazılı olduğu bir kâğıt, Nazi sembolü içeren bir tablo, üzeri sonradan karalanmış "İyi değilim, yorgunum" notları, fişek, bıçak ve şarjör bulundu. Şüphelinin saldırıdan önce atış talimi yaptığı ve cep telefonunu sıfırladığı da basına yansıyan bilgiler arasında.
Manisa'daki saldırının faili ʺYouʺ dizisinden etkilenmiş. İncelemelerde şüphelinin 1999'da ABD'deki Columbine Lisesi saldırısının faillerinden Eric Harris'ten etkilendiği, radikalleşmesinin 2024'ten itibaren belirginleştiği ve kurgusal ile gerçek katliam figürlerini örnek aldığı değerlendirmesi yapıldı. İlk ifadesinde ise saldırıyı "kız meselesi" yüzünden darp edildiği için gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Bu ayrıntıların her biri tek başına bir saldırıyı açıklamıyor. Ama aynı gencin hayatında yan yana durduklarında, uzmanların yıllardır anlattığı örüntüye oturuyor: kişisel kırılma, şiddet figürlerine yakınlık, hazırlık ve iz silme.
Okul saldırılarını tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Ancak araştırmalar, saldırı öncesindeki öfke ve algılanan mağduriyetin belirleyici olduğunu gösteriyor. ABD'de 2000–2015 arasında gerçekleşen 132 kitlesel silahlı saldırıyı inceleyen bir çalışmada vakaların yüzde 70'inde belirgin öfke tespit edildi. Öfkeyi en sık tetikleyen unsurlar terk edilme veya reddedilme ile hakaret ve aşağılanmaydı; fiziksel saldırı çok daha düşük oranda tetikleyici olarak kaydedildi.
Bu bulgu "zorbalığa uğrayan çocuk saldırganlaşır" diye basit bir denklem kurmuyor. Reddedilme, aşağılanma, sosyal izolasyon, kişisel kriz ve öfkenin bazı vakalarda nasıl üst üste bindiğine bakmak gerektiğini gösteriyor. Turgutlu'daki şüphelinin ifadesinde öne sürdüğü gerekçe de tam bu kesişimde duruyor.
Prof. Dr. Kırık, dijital davranışların tek başına bir gencin şiddete yöneleceğini göstermeyeceği uyarısını yapıyor. Kırık'a göre gencin sürekli hangi içerikleri takip ettiği, kimlerle iletişim kurduğu, hangi topluluklarda vakit geçirdiği ve zaman içinde dilinde, ilgi alanlarında neyin değiştiği birlikte okunmalı:
"Amaç bir genci yalnızca internet geçmişine bakarak suçlamak değil, gerçek hayattaki davranışlarla dijital davranışları birlikte okumak."
Sosyal medyada karşılaşılan bir içerik, sonraki içeriklerin yönünü belirliyor. Kullanıcının izlediği, aradığı veya etkileşim verdiği paylaşımlara benzeyenlerin yeniden önüne düşmesi, belirli bir duygu etrafında yoğunlaşan bir dijital çevre kuruyor.
Kırık'a göre algoritmaların temel amacı kullanıcının ilgisini ve platformda geçirdiği süreyi artırmak. Bir kişi belirli bir konuya sürekli bakıyor, benzer videoları izliyorsa sistem ona o konuyla ilgili daha fazlasını gösteriyor:
"Algoritma çoğu zaman sıfırdan bir düşünce üretmekten ziyade kişinin zaten ilgilendiği veya tepki verdiği içerikleri güçlendiren bir mekanizma olarak karşımıza çıkıyor."
Öfkeli, yalnız veya dışlanmış hisseden bir genç, kendisini "anlıyor" gibi görünen içeriklerle daha sık karşılaşabiliyor. Aynı düşüncelerin tekrar tekrar önüne çıktığı bu ortam, literatürde yankı odası (echo chamber) olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca algoritmanın "bir genci radikalleştirmesi" değil, zaten kırılgan olan bir gencin aynı duyguyu besleyen içerik akışına hapsolması.
Dijital risk Instagram, TikTok veya YouTube'daki açık içeriklerle sınırlı değil. Genç, açık bir platformda gördüğü içerikten Discord veya Telegram gibi kapalı topluluklara geçebiliyor. Bu geçişte içerik tüketiminin yanına aidiyet ekleniyor.
Kırık farkı şöyle anlatıyor: Açık platformda kişi yalnızca bir içerikle karşılaşıyor, kapalı toplulukta ise doğrudan bir sosyal çevrenin parçası oluyor. Sohbet, onaylanma ve grup baskısı devreye giriyor. Genç artık bir video izlemiyor, kendisini anladığını düşündüğü insanlarla sürekli konuşuyor. İçerik tüketiminden grup aidiyetine geçiş, risk tablosundaki en kritik kırılmalardan biri.
Turgutlu'daki şüphelinin böyle bir gruba bağlı olup olmadığı henüz netleşmedi. Telefonunun sıfırlanmış olması, dijital geçmişin incelenmesini soruşturmanın ana başlıklarından biri hâline getiriyor.
Şiddetin normalleşmesi çoğu zaman ağır içeriklerle başlamıyor. Kırık'a göre önce bir sembol ya da aşırılık yanlısı bir fikir "şaka" olarak sunuluyor. Aynı sembol tekrar tekrar görülüyor, grupta buna gülünüyor ve zamanla kişinin tepkisi köreliyor.
Ancak Kırık, tek bir meme veya sembol üzerinden sonuç çıkarılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Şiddeti öven içeriklerin sürekli paylaşılması, nefret söyleminin giderek artması, saldırganların kahramanlaştırılması ve gencin bunları savunmaya başlaması bir araya geldiğinde tablo ciddileşiyor.
Burada "şiddet içeriğini görmek" ile "şiddeti benimsemek" arasındaki fark belirleyici. Şiddet içeren bir dizi izlemek kimseyi şiddet yanlısı yapmaz. Turgutlu'da dikkat çeken, bir dizi karakterinin izlenmesi değil; o karakterin adının bir kâğıda yazılması, gerçek bir saldırganın örnek alınması ve bunların kişisel bir öfke anlatısıyla birleşmesi.
Son yıllarda güvenlik birimlerinin gündemine, klasik bir ideolojiye bağlı olmadan kaos, şiddet ve toplum karşıtlığı etrafında örgütlenen çevrim içi ağlar girdi. Bunların en bilineni 764 ağı. FBI, 764 ve benzeri ağların sosyal medya ve oyun platformlarında faaliyet gösterdiğini, gençleri manipülasyon, şantaj ve şiddete yönlendirmeye çalıştığını açıklıyor.
Kanada hükümeti 764'ü "nihilistik şiddet yanlısı" bir ağ olarak tanımlayıp 2025'te terör örgütleri listesine ekledi. Institute for Strategic Dialogue (ISD) ise bu yapıların sürekli değişen sohbet grupları ve platformlar üzerinden hareket ettiğini, tek merkezden yönetilen klasik örgütler gibi düşünülmemesi gerektiğini vurguluyor. Bu da kapatılan her grubun yerine kısa sürede yenisinin açılabildiği anlamına geliyor.
Araştırmalar, saldırı niyetinin çoğu zaman önceden birilerine aktarıldığını gösteriyor. JAMA Network Open'da yayımlanan çalışmada 1966–2019 arasındaki 170 kitlesel saldırgan incelendi; 79'unun, yani yaklaşık yüzde 46,5'inin saldırıdan önce zarar verme niyetini bir biçimde başkasına aktardığı belirlendi. Okullara yönelik saldırılarda bu "sızıntı" (leakage) çok daha yaygın.
2023'te yayımlanan başka bir çalışma, ABD'deki 170 kitlesel saldırgandan 44'ünün saldırı öncesi sosyal medya kullanımını ayrıntılı inceledi. Bazı faillerin paylaşım alışkanlığını değiştirdiği ya da sosyal medyadan tamamen çekildiği; bazılarında nefret söylemi, şiddete ilgi ve geçmiş saldırganlara yoğun hayranlık görüldüğü bildirildi. Yani dijital iz, yalnızca saldırıdan hemen önceki açık bir paylaşım değil; bazen bir sessizlik, bazen silinen bir hesap.
ALARM EŞİKLERİ: NE ZAMAN İZLEMELİ, NE ZAMAN HAREKETE GEÇMELİ? Prof. Dr. Kırık, saldırıları yüzde 100 öngörmenin mümkün olmadığını, tek bir işaretin "saldırganlık belirtisi" sayılmaması gerektiğini vurguluyor. Uzmanın saydığı işaretler ve araştırma bulguları bir araya getirildiğinde, ailelerin ve öğretmenlerin kullanabileceği üç kademeli bir tablo ortaya çıkıyor:
Kırık, bugünkü en büyük eksikliğin işaretlerin birbirinden kopuk değerlendirilmesi olduğunu söylüyor: "Saldırıları tespit bazen mümkün olabilir ama yüzde 100 öngörüden söz edemeyiz. Daha önemli olan, tek bir işareti 'saldırganlık belirtisi' olarak görmek yerine birden fazla değişimi birlikte değerlendirmek. Bugünkü en büyük eksikliklerden biri, dijital ortamda görülen işaretlerle okul, aile ve sosyal çevrede görülen işaretlerin birbirinden kopuk değerlendirilmesi. Asıl yapılması gereken gözetlemek değil; erken fark etmek, doğru değerlendirmek ve risk görüldüğünde genci dışlamak yerine uygun destek mekanizmalarını devreye sokmak."
Kahramanmaraş'ta okula saldıran İsa Aras Mersinli. (Fotoğraflar: Takvim Foto Arşivi) Dijital dünyaya odaklanırken en somut risk gözden kaçmamalı. Kahramanmaraş'taki saldırıda failin babasına ait silahları kullandığı soruşturma ve resmî açıklamalara yansımıştı. Turgutlu'da kullanılan pompalı tüfeğin ise şüphelinin dedesine ait olduğu belirlendi.
İki olayda da silah dışarıdan değil, evden çıktı. Bu tablo, okul saldırılarını yalnızca "internet sorunu" olarak görmenin eksik kalacağını gösteriyor. Dijital dünya, okul, aile, akran çevresi, psikososyal durum ve silaha erişim birlikte ele alınmadıkça önleme zinciri tamamlanmıyor.
Kırık'a göre dijital ortamın en büyük açığı, içeriklerin çok hızlı yayılması ve bağlamının aynı hızla değerlendirilememesi:
"Özellikle çocuklar ve gençler açık platformlardan kapalı gruplara çok hızlı geçebiliyor. Bir içerik kaldırıldığında bile ekran görüntüsü, yeniden yükleme veya farklı gruplar üzerinden tekrar dolaşıma girebiliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca 'içeriği silelim' yaklaşımı değil. Platformların riskli davranışları erken fark etmesi, yaşa uygun koruma mekanizmaları oluşturması ve aile, okul ve platformlar arasında daha güçlü bir iletişim kurulması gerekiyor."
Geleneksel medyada uygulanan hassasiyetin dijital platformlarda da aynı ciddiyetle aranması bu yüzden kaçınılmaz. Ancak denetim yeni bir soruyu da beraberinde getiriyor: Çocukları korumak için yapılacak izleme, mahremiyet ve yanlış alarm riskiyle nasıl dengelenecek? Çözüm daha fazla gözetimden çok, doğru tehdidi doğru bağlamda ayırt edip doğru müdahale mekanizmasını işletebilmekte yatıyor.
Kırık, saldırganın fotoğrafının sürekli gösterilmesinin, adının ve mesajlarının öne çıkarılmasının ya da kullandığı sembollerin tekrar tekrar dolaşıma sokulmasının bazı kişiler açısından saldırganı görünür kıldığı uyarısını yapıyor. Uzmana göre büyük okul saldırılarının ardından tehditlerde artış ve taklit davranışıyla uyumlu örüntüler tespit edildi; bununla birlikte bu, her yeni olayın mutlaka taklit saldırı doğuracağı anlamına gelmiyor.
Turgutlu'daki şüphelinin 27 yıl önceki bir saldırganı örnek aldığının ortaya çıkması, bu uyarının ne kadar somut olduğunu gösteriyor. Saldırganı merkeze alan yayıncılık, mağdurları ve önleme mekanizmalarını geri plana itiyor.
Her saldırının ardından şiddet içerikli oyunlar yeniden gündeme geliyor. Ancak bir gencin şiddet içerikli oyun oynaması ile gerçek hayatta saldırı düzenlemesi arasında doğrudan nedensellik kurmak, mevcut araştırmaların izin verdiğinden güçlü bir iddia olur. Asıl mesele oyunun varlığı değil; oyun, sosyal çevre, kapalı topluluklar, kişisel krizler ve diğer risk faktörlerinin nasıl bir araya geldiği.
Sorulması gereken soru şu: Genç hangi içeriklerle karşılaşıyor, bunları kimlerle birlikte tüketiyor ve zamanla bu içeriklere hangi anlamı yüklüyor?
Bir gencin öfkeli olması, içine kapanması ya da çok oyun oynaması tek başına saldırı riski anlamına gelmiyor. Ancak tehditler, şiddet planına işaret eden sözler, saldırılara takıntılı ilgi ve şiddetin kimliğin parçası hâline gelmesi bir arada görüldüğünde tablo değişiyor. Erken müdahalenin amacı öğrenciyi damgalamak değil; riskli davranışı kişiden ayırıp aileyi, okulu, psikolojik danışmanlığı ve gerektiğinde güvenlik birimlerini aynı değerlendirme sürecinde buluşturmak.
Turgutlu soruşturması sürerken Kahramanmaraş'ın acısı da aynı soruyu yeniden önümüze koyuyor: Bir genç saldırı noktasına gelmeden önce yaşadığı sosyal, psikolojik ve dijital kırılma ne kadar erken fark edilebilir? İnternette bırakılan tek bir iz bir saldırının habercisi olmayabilir. Belirleyici olan, farklı işaretlerin aynı anda görünür hâle geldiği eşiği zamanında fark edebilmek ve özellikle ailenin o eşikte harekete geçebilmesi.
Kurtlar Vadisi'nin Abidin'i A Haber'e konuştu
Yorumlar 0
Yorum Yap