Türkiye klinik araştırmalarda merkez üs olma yolunda
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD) üyelerinin 2025 yılı Klinik Araştırmalar Yatırım Anketi sonuçları açıklandı. AIFD üyelerinin Türkiye’deki klinik araştırma yatırımı 2025 yılında yüzde 24 artışla 21,2 milyar TL’ye ulaşırken, yürütülen araştırma sayısı yüzde 14 artışla 734’e yükseldi Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD), üyelerinin klinik araştırma verilerine dayanan kapsamlı anket çalışmasının sonuçlarını dün İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında kamuoyuyla paylaştı. AIFD üyesi 25 firmanın veri sağladığı ankete göre, 2025 yılında Türkiye’de 734 klinik araştırma yürütüldü. Faz
Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AIFD), üyelerinin klinik araştırma verilerine dayanan kapsamlı anket çalışmasının sonuçlarını dün İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında kamuoyuyla paylaştı.
AIFD üyesi 25 firmanın veri sağladığı ankete göre, 2025 yılında Türkiye’de 734 klinik araştırma yürütüldü. Faz III araştırmalarının toplam faz araştırmaları içindeki payının yaklaşık yüzde 73 olması, Türkiye’nin global çok merkezli araştırmalardaki güçlü kapasitesini ortaya koydu. TİTCK Klinik Araştırmalar Portalı (KAP) verilerine göre, Türkiye’de yürütülen klinik araştırmaların yaklaşık yüzde 70’i AIFD üyesi firmalar tarafından gerçekleştirildi.
Konunun arka planına bakıldığında, bazı araştırmalarda Türkiye, dünyada veya bölgesinde en yüksek gönüllü dahil eden ülke olurken, Türkiye’deki bazı araştırma merkezleri de en fazla gönüllü dahil eden merkez konumuna ulaştı. Dünyadaki ilk merkez aktivasyonunun ve ilk gönüllü dahilinin Türkiye'de gerçekleştiği çalışmalar da bulunuyor. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) ve EMA (Avrupa İlaç Ajansı) denetimlerini bulgusuz tamamlayan merkezler ile uluslararası yayınlarda yazar olarak yer alan Türk araştırmacılar, Türkiye’nin bilimsel katkısını ortaya koyuyor.
Anket sonuçlarına göre, toplam klinik araştırma yatırımı 2025 yılında 21,2 milyar TL (536,6 milyon Amerikan Doları) olarak gerçekleşti; yatırım 2024 yılına göre TL bazında yüzde 24, dolar bazında yüzde 3 arttı.
Edinilen bilgilere göre, 2025 yılında faz araştırmalarına 3.742 yeni gönüllü dahil edilirken, devam eden araştırmalardaki toplam gönüllü sayısı bir önceki yıla göre yüzde 23 artışla 11.663’e ulaştı. Klinik araştırmalarda istihdam edilen çalışan sayısı ise yüzde 19 artışla 1.139’a yükseldi.
Uzmanların aktarımına göre, bu tablo, Türkiye’de klinik araştırma ekosisteminin kritik bir kapasiteye ve büyüme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte global rekabetin giderek sertleştiği ve klinik araştırmaların coğrafi dağılımının değiştiği görülüyor. 2013 yılında yeni başlayan küresel klinik araştırmaların yüzde 53'ü Kuzey Amerika ve Avrupa'da başlatılırken bu oran 2023 itibarıyla yüzde 33'e geriledi; aynı dönemde Çin'in payı yüzde 8'den yüzde 29'a yükseldi. Hız ve öngörülebilirlik, bu yarışta pay almak isteyen ülkeler için belirleyici hale geldi.
AIFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, "Klinik araştırmalar yalnızca bilimsel bir süreç değil; hastalarımız için umut, sağlık sistemimiz için dönüşüm ve ülkemiz için stratejik bir yatırımdır. Türkiye, aktif klinik araştırma sayısında 2019’daki 26. sıradaki yerinden Eylül 2025 itibarıyla 20. sıraya yükselerek kritik bir ivme yakaladı. Ancak IQVIA’nın Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025 verilerine göre nüfusumuza, milli gelirimize ve ilaç pazarımızın büyüklüğüne oranladığımızda sıralamamız daha iyi olabilir. Bir diğer deyişle potansiyelimiz bugün aldığımız paydan fazlasını hak ediyor.
Dünyadaki ilk merkez aktivasyonunun ve ilk gönüllü dahilinin ülkemizde gerçekleştiğine dair çalışmalar var. FDA ve EMA denetimlerini eksiksiz tamamlayan merkezlerimiz, uluslararası kongre ve yayınlarda yazar olarak yer alan araştırmacılarımız var. Bu örnekler bize şunu gösteriyor; uygun operasyonel koşullar sağlandığında Türkiye global düzeyde güçlü performans gösterebiliyor. Bugün rahatlıkla söyleyebiliriz ki yarının tedavilerinde Türkiye’nin imzası var; bizim hedefimiz bu imzayı daha da görünür kılmak" dedi.
Anket sonuçlarını paylaşan AIFD Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ecz. Nihan Burul Bozkurt, “Klinik araştırmaların en kritik etkisi hastaya olan katkısıdır. Özellikle onkoloji, hematoloji ve nadir hastalıklar gibi tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu alanlarda hastalarımız, klinik araştırmalar sayesinde umut vadeden potansiyel tedavilere erken dönemde ve ücretsiz olarak erişim imkânı buluyor. Klinik araştırmalar yalnızca bugünün sağlık hizmetlerini iyileştirmekle kalmaz; yarının bilimini, ekonomisini ve toplum refahını da şekillendirir.
Klinik araştırmalara katılmak bir haktır; ülkemize ne kadar çok araştırma kazandırırsak, hastalarımız için bu hakkın kullanılmasına o oranda katkı sağlamış oluruz. 2025 yılında araştırma sayımızın yeniden yükselerek 734’e, toplam gönüllü sayımızın 11.663’e ulaşması son derece değerli. Bu tabloyu kalıcı hale getirmek ve ileriye taşımak için izin ve başlatma süreçlerinin hızlandırılması, öngörülebilirliğin artırılması ve dijital alt yapının güçlendirilmesi önceliğimiz olmalı. Bu alanlarda gerçekleştirilecek yapısal iyileştirmeler, Türkiye’nin mevcut klinik araştırma kapasitesinin sürdürülebilir büyümeye dönüştürülmesine ve küresel klinik araştırmalardan aldığı payın artırılmasına katkı sağlayacaktır. Ülke olarak, gelişim alanlarına odaklanılması ve ulusal strateji eylem planının geliştirilmesi önem arz etmektedir. AIFD olarak biliyoruz ki, Türkiye’nin küresel sağlık ekosisteminde daha güçlü bir yer edinmesi için klinik araştırmalar vazgeçilmez bir kaldıraçtır” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin klinik araştırmalarda daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için kamu tarafından atılan ve atılabilecek adımların yanı sıra, TÜSEB’in klinik araştırmalara yaklaşımı, bu alandaki çalışmaları ve Türkiye için ortaya koyduğu perspektife ilişkin değerlendirmelerini paylaşan TÜSEB (Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül, “Türkiye, güçlü sağlık altyapısı, nitelikli araştırmacıları ve gelişmiş merkezleriyle klinik araştırmalarda çok daha büyük bir küresel rol üstlenebilecek kapasiteye sahip" dedi.
Yapılan açıklamaya göre, sümbül, sözlerini şöyle sürdürdü: "TÜSEB olarak ‘Üreten Sağlık’ vizyonumuz doğrultusunda, ülkemizi yalnızca yenilikçi tedavilerin uygulandığı değil, bu tedavilerin geliştirilmesine ve küresel bilimsel bilgi üretimine güçlü katkı sağlayan merkezlerden biri haline getirmeyi hedefliyoruz. Bunun için araştırma ekosistemimizin uluslararası standartlarda güçlendirilmesi, araştırmacılarımızın küresel ağlarla daha fazla buluşturulması ve ülkemize daha fazla nitelikli klinik araştırmanın kazandırılması büyük önem taşıyor. Kamu, akademi ve sektörün ortak hedefler doğrultusunda hareket ettiği güçlü bir ekosistemle Türkiye’nin klinik araştırmalardaki rekabet gücünü ve küresel payını kritik ölçüde artırabileceğimize inanıyoruz."
Klinik araştırma süreçlerinden gönüllülüğe kadar birçok alanda kritik gelişmeleri aktaran, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Çocuk Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Süheyl Ezgü, “Araştırmacılar olarak klinik araştırmaların değerini en somut biçimde hastalarımızda görüyoruz. Özellikle mevcut tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu nadir ve genetik hastalıklarda bilimdeki gelişmelerin hastaya ulaşabilmesinin yolu güçlü bir klinik araştırma ekosisteminden geçiyor. Bugün gen ve hücre tedavileri gibi yakın geçmişte yalnızca geleceğin tedavileri olarak gördüğümüz yenilikçi yaklaşımları klinik araştırmalar kapsamında hastalarımıza ulaştırabiliyoruz. Türkiye’de çok nitelikli araştırmacılarımız, multidisipliner ekiplerimiz ve uluslararası standartlarda çalışma yürütebilen merkezlerimiz var. Kendi merkezimizde yürüttüğümüz çalışmalarda da Türkiye’nin dünyada öncü uygulamalara imza atabilecek bilimsel ve klinik kapasiteye sahip olduğunu görüyoruz. Bu kapasiteyi daha fazla klinik araştırmayla buluşturmak, hem bilimsel üretimimiz hem de hastalarımızın yenilikçi tedavi seçeneklerine erişimi açısından çok değerli” dedi.
Yorumlar 0
Yorum Yap